Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 31 Aralık 2003

Ulus Irkad

 

EN BÜYÜK FARKLILIKLARA DİKKAT ETMEK

Her zaman kendi kendime sormuşumdur: Niye insanlar farklı farklı düşünürler? Niye kimisi şöyle veya böyle diyerek bir şeye, bir olaya farklı farklı merkezlerden bakarlar? Bana göre farklı farklı karakterler olduğu gibi, farklı farklı düşüncelerin de olması normaldir. Fakat bu şekilde düşünmek bile esasında soruna yine gerçek bir yaklaşım değildir. Yani insanların bir olaya farklı farklı perspektiflerden bakmaları da, ayrı ayrı karakterlerde oldukları gerçeği de bilimsel bir açıklama getirmeyebilir. Niye diyeceksiniz? Örneğin farklı karakterlerde olan insanlar bile ya özelde veya genelde bir politik konuda aynı çözümlemeyi getirebilirler. O halde insanların bazen veya genelde farklılıklarının kökeninde veya temelinde başka özelliklerinin olması da çok muhtemeldir. Örneğin çok okuyan ve olayları bilimsel temelde gören insanlar için bir olayın nedenini, niçinini araştırmak ve kökenine inerek esas teşhisi koymak daha da uygun olabilir. Veya kuru kuruya bir düşünceye bağlanmak yerine o düşüncenin başka perspektiflerini de bulup o yönleri de değerlendirmek daha da yöntemlidir. Dolayısıyla kuru kuruya bir partinin ortaya attığı düşünce perspektiflerinden değil de kendi okuduklarını buna katarak hatta o partinin dışında bir değerlendirme yapmak aydın ve okuyan insanlara daha uygun gelmektedir. Ama seçimlere katılacak bir parti için okuyan ve aydın kesimlere hitabetmek yerine sokaktaki adamı celbedecek düşünceler veya statükoya uygun fikirler daha da kolay gelmektedir. Esasında ideolojik temelli hareket etmek sonuçta o bilinçte olmasa bile sokaktaki adam için de faydalıdır. Ama statükocu bir parti için öncelikle alınacak oy önemlidir. Bunu da geçelim, demek ki farklı düşünmeye hizmet eden düşünce ayrımlarını salt bu durum da meydana getiriyor herhalde ama bana göre bunun dışında başka nedenler ve faktörler veya farklılık nedenleri de bulmamız gerekmektedir.

Örneğin bir sol partinin politbürosu kurulu düzenden nemalanıyorsa siz salt o parti içinde statükoya karşı bir mücadele verin. Ne yazar ki... Sonuçta partinin statükoya uygun mücadelesi galip gelecek ve belki de siz birkaç defa kafanız kayalara çarptıktan sonra aklınızı başınıza toplayacaksınız. Ha, demek ki bir kişinin, kişilerin, veya grup veya partilerin farklılıklarını belirleyici bazı etmenlerden biri de o ülkedeki salt kurulu düzenden nemalanma da yatmaktadır. Her zaman için parlamentarist mücadele önde olmayabilir. Veya her zaman için parlamentarist mücadele kurulu düzeni değiştirmek için yol açıcı olmayabilir. Eğer ülkede başka bir ülkenin vesayeti, müdahalesi, tahakkümü veya etkisi varsa siz bu ülkede salt seçim yoluyla ne kadar mücadele verebilirsiniz? Salt seçim yoluyla sosyalizmin geldiği veya bırakın sosyalizmi demokrasi mnücadelesi verildiği nerede görülmüştür? Bazen sokaktaki kitleler kendi anayasalarını, yasalarını, kendi normlarını meydana getirip o ülkenin egemenliğini ve bağımsızlığını kazandıktan sonraki düzeninin ön mekanizmasını hazırlarlar. Statükoya veya kurulu düzene yaranmak veya sadece statükonun size sunduklarıyla yetinerek mücadele etmek ne kazanımlar vermektedir? Meclise girmişsin ama ülkende bağımsızlık ve egemenlik yok... Sen de mecliste dövün babam dövün bakalım ne kazanacaksın? Bunu söylerken mecliste de bazı getiriler olmaz demiyorum ama eğer bir ülke tarihi, mekanizmanın ülke insanının elinde olmadığı zamanlarda, davulun tokmağını çalanların daha fazla etkin olduğunu, ve yaptığınız reformların geçersiz ve de bloklandığını gösteriyorsa ve her beş senede aynı başlama noktasına geldiğiniz oluyorsa demek ki seçim yoluyla değişim veya o ülkenin değişimi meydana gelmemiştir demektir. Siz kendi kurumlarınıza sahip çıkamıyorsanız, siz askerinize, ordunuza, devlet dairenize, itfaiyenize sahip çıkamıyorsanız sorarım size seçim size ne gibi değişiklikler getirmiştir? Bırakın onu tarihinizde üç beş defa aynı şekilde olan olaylar birkaç sene sonra tekrar ediliyor ve “İşte seçim yaptık ve biz de çoğunluğu kazandık” demenin ne getirisi var? Yani siz şimdi seçim mi kazandınız? Ya sizin başbakanlığınızı bile vermek istemiyorlarsa ve siz başka bir ülkede yapılacak zirve kararları ile geleceğinizi belirleyecekseniz bu seçimin ne faydası olmuştur? Bağımsızlık veya egemenlik bu işin neresinde? Sorarım size bağımsızlık ne demek sizce? Otuz yıllık sorunlar dağ dağ büyümüş ve üstünüze gelmişse, bu sorunlar bir defa bile çözülmemişse sorarım size bu bağımsızlık denilen durum ne menem şey? “Olsun ama canım hiç olmazsa bizim partiden yani sosyalist ve emekten yana bir milletvekili mecliste ve sesimiz olacak” demekle neyi kastediyorsunuz? O adamı istediği gibi konuştururlar mı? Veya konuştursalar bile istediği gibi hareket etmesi için özgür bırakırlar mı? “Böyle konuşursan seni meclisten atarız” demezler mi adama? Veya senin milletvekilliğini durdururuz demezler mi? Ya yemin? Böyle durumdaki bir ülkede sen neyin üzerine yemin edeceksin? Ya halka verdiğin yemini unuttun mu? Ya tüm ülke güçleri beraber hareket edecekti ama “Artık yağma yok ben bu güçlerden ayrılıp yalnız başıma hareket edeceğim” diye hareket ettiğin zaman halka verdiğin yemini unutacak mısın?

Şöyle bir sonuçla karşı karşıyayız: Demek ki kişilerin, grupların veya şahısların farklı düşünmelerine sebep sadece siyasal duruşları değil o kişilerin ve grupların bir de sınıfsal durumları veya katmansal durumları önemli. Adam o statükodan faydalanıyorsa o statükoyu bir türlü bırakmak istemeyecektir. Şu Türkiye’nin haline bir bakın; AB’ye karşı olanların içinde belirli dinci kesimler, aşırı sağcılar, sosyal demokratlar ve de aşırı solcular da bulunuyor. Karşı grupta olanların içinde de dinci, sosyal demokrat ve solcu kesimler birarada bulunmaktadır. Ama bunların üzerinde de militer bir bürokrasi darbelerle ülkede etkin olduğu için devleti de idare etmekte ve kendi mevcudiyetini darbelerle sağladığı normları korumakta gördüğü için AB olayına bu yüzden karşı çıkmakta, şimdiye kadar devlet içinde belirli bir hegemonya sağladığı, rantçı pozisyonunu terketmek istemediği için mücadele etmektedir. Zaman zaman sırf kitlelerden gelen değişim özlemlerini ve tansiyonu da gemlemek için AB’den taraf da gözükmeye çalışmaktadır. Fakat AB’ye girme meselesi bir mevzuat meselesidir. Harfi harfine bu mevzuatı uygulamanız gerekmektedir. Dolayısıyla kaçamak yapmak da pek o kadar kolay değildir. Bizde de bazı politikacılardan zaman zaman “Evet çözüm istiyoruz ama aramıza Rum gelmesin” söylemi de AB mevzuatlarına uymamaktadır. Şöyle veya böyle AB kapitalist ekonomisi yanında bir kültürlerarası kaynaşmayı da getirmektedir. Pek tabi ki bu sömürüye dayanan kapitalizm içerisindeki belli ülkelerin kültürlerarası kaynaşması bana göre sosyalistlerin hedefi değildir. AB içerisinde elde edilecek basamaklar solcu aydınlar ve çalışan kesimler için uluslararası dayanışmayı ve emek mücadelesini enternasyonalize etmek için sadece bir basamaktır. Bunu gözardı eden bir sol parti sadece kopyacı ve de oportünist bir partidir.

Bu oportünizmden ve reklamcılıktan kaçmak en iyisi. “Bu memleket bizim, vilayet olmaya hayır” söylemi bana göre 1990’ların statükocu ve şimdilerde gizli statükocu partilerine de bir yanıt teşkil etmeli. “Seçim değil önce egemenlik ve bağımsızlık” demek en büyük farklılık olsa gerek.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org