Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 7 Aralık 2004

Ulus Irkad

 

GERÇEKLER KAPIYI ÇALINCA

Kuzey Kıbrıs’ta demokrasinin ve özgürlüğün olduğunu iddia eden zatı muhteremlerimiz son zamanlarda epeyce afallamışa benziyorlar. Ama bana göre onlar da gerçeğin bu olduğunu biliyorlar ve o gerçeği görmezlikten gelip hayatlarına kendi inandıkları o tozpembe hayalle devam ettirmek istiyorlar. Her sabah radyodan, o güneşli Kıbrıs sabahlarını, tatlı ve de romantik anlatışlarıyla bir tasvir edişleri var ki bu arkadaşlara bu kadar özgürlüğü ve de tabiatı sevdikleri için gıpta etmemek hiçten. Oysa durum ve şartlar onların hayal ettikleri ve de bizlere anlattıkları gibi değil işte. O görmekten tiksindikleri ve de bir türlü hayalini bile görmek istemedikleri heyula yine karşılarına geçip onları rahatsız etmekte. Yani “Güneşli bir ilkbahar sabahındaymış gibi özgürlüğü çiçekler arasında koklayan Kıbrıstürk’ü, papatyalar ve sarı güller arasında, gelincik çiçeklerinin hayata bağlandı kları ve hayata bağlandığı gibi seçimlerle ve de meydanlarla haykırıyor rahatlık ve mutluluk içerisinde...” değil işte, değil(!)...

Geçen haftalarda bu şekilde tasvirler yapan Sayın arkadaşımızın bir makalesini okumaktaydım: Hatırladığım kadarıyla özetle şöyleydi makalesi: “ Bir milli günde Girne’de yüzlerce turistin limanda bulunduğu bir sırada ansızın kale arkasından tank ve kariyer seslerini duyup anlamaya başlamadan turistler soğuk içkilerini yudumlarken birden bire lokantaların bulunduğu yönde karşılarında koca koca tankları buldular ve ve afalladılar. Tabi ki ülkemizde işgal yok ve tabi ki özgürlük var ama bu gibi olaylar bunca turistin arasında imajımızı bozar ve bizi küçük duruma düşürür...” Yine de şapkayı yere vurmuyoruz hani. Bu ülkede özgürlüğün hangi zerresinin olduğunu bize yine yüzümüze baka baka izah etmiyor ve de “Kıral çıplak” sözünü hatırlatıyor ama yine de bu bir imaj bozukluğuna neden olur diyor sevgili arkadaşlarımız. Peki bu konuda as keri araçların turistik bölge içerisinde hareket edip bu kadar rahatsızlık vermeden önce sivil otoritenin bu rahatsızlığı önleyecek insiyatifi nerede? Bu konuda bile insiyatif uygulamayan bir ülkede nasıl özgürlükten ve bağımsızlıktan bahsediyorsun sen? Bu konuda askeri otoriteyi uyaracak bir merci yok mu? Bu kadar dirayetsizlikten sonra sen nasıl AB üyesi olacaksın kardeşim? Veya bu ülkede özgürlük olduğunu nasıl söyleyebilirsin? Otorite boşluğunu öncelikle sen bize söylüyorsun ama daha sonra dönüp bunun sadece bir imaj bozukluğu yarattığını iddia ediyorsun. Peki sivil otorite nerede? Bu imaj bozukluğunu önleyecek sivil otoriteden eser var mı? Yok ...

Üçüncü olay ise av konusunda yasak bölgelerin açlılmasıyla ilgili. O gün yasak bölgeler açıldı diye yasak bölgelere girenler muhakkak bu özgür ve rahat ortamın o özgürlük havasını koklamak ve de bu özgürlüğü ciğerlerine çekmek için yasak bölgelere girdiler ve karşılarında esas mukavemeti de görünce hatta tartaklanınca ve de mahkemeye verilince veya yasak bölgeleri ihlal ettiler diye aşağılanınca neye uğradıklarını şaşırdılar. Gerçek bir kere daha esas yarayı, kanserli hücreyi görmek istemeyenlerin yüzünde patladı. İşleri güçleri esas sorunlardan kaçmak olan bu garibanlar esas sorundan kaçtık sonra bir ucube gibi devamlı olarak onunla karşılaşıyorlar. Seçimlerin demokratik olacağını da devamlı olarak haykırıyorlar ama bize seçimlerde her dönemde olduğu gibi yine mnüdahale olmayacağı garantisi de veremiyorlar. Yani her an için seçimlere müdahale olabilir. Her an için bir ay dın yazdıklarından veya söylediklerinden dolayı cezalanabilir.

Sadece fireler bu kadarla da olsa neyse bana göre fikirsel bazda da bu arakadaşlar yanlışlar içinde ve bana göre içerisinde bulundukları bu aymazlık hem ideolojik hem de sınıfsal bir yansıma. Bir kere kendilerini solcu olarak sayıyorlarsa çok aldanıyorlar ikincisi ve de en önemlisi zaten böyle bir dertleri yok bu adamların. İçerisinde bulundukları durum AKEL partisinin Güney’deki siyasi duruşunun bir simetriği. Her ikisi de aynı kökenden geldikleri için ideolojik çarpıtmalara da doğal olarak açıktırlar. Kökeninde AKEL’in ve malum bizdeki simetriğinin hataları Sovyet modeli örgütlenmeden kaynaklanmaktadır. Sosyal Demokrat partilere bile sirayet eden bu hastalık maalesef bizimkileri de sarmış durumda. Bir nevi sol tutuculuk ve muhafazakarlık sergilemeye çalışıyorlar ki burada söylenmesi gereken solculuğun muhafazakarlıkla bir bağının olmadığını belirtmemiz gerekmektedir. So l devamlı hareket halinde olmalı, yeniliği hedeflemeli, kendini yenilemeli, dinamik ve değişimci bir güç olarak gündem belirlemelidir. Devriminin sürekli olduğunu ilke olarak kabul etmelidir. Bir halk hareketini buzluğa kaldırmayı hedeflememelidir. Yenilenme veya değişim durduğu anda herşey durur ve o partinin solculuğu da ayakta kalmaz. Bu adamlara göre kendilerini eleştirenlerin hepsi de aleyhlerinde hareket ediyor. Eleştiriden korkan bir sol parti ne menem bir partidir? Sol parti demeye bile dillerin varmaması lazım.

Kuzey Kıbrıs’ta şimdiye kadar ne yapılmışsa halkın meydanları doldurmasından dolayı yapılmıştır. Seçim sonrasında çok şey oldu diye kabul edenler öncelikle ne yaptıklarının bir muhasebesini yapsınlar. Kaldı ki iki sene önce yeyebilecekleri bir miras vardı maalesef şu anda herşey dondurulduğu için kendilerinin bile bir oranda oy yitireceklerinin muhasebesini yapmalıdırlar. Eğer halk muhalefetini engellemeseler, hareket devam etse inanın kendileri de yanlış yapmalarına rağmen oylarını artıracaklardı ama şu anda hareket yok bereket de olmayacağı açıktır. Kendileri bile hareketin meyvelerini yediler ve sonunda da tükettiler. Halbuki sol oyların toparlanması ve de Kıbrıslıtürklerin son otuz senede yiten haklarının elde edilmesi ile ulaşacakları noktada uluslararası arenada elde edecekleri haklarla yeni döneme daha da inançlı ve de diri girmeleri ile çok şeyler değişebilirdi. M aalesef olmadı. Hareket dondu ve olmayan özgürlük ve de bağımsızlık şarkıları söylenmeye çalışılıyor.

Olmayan hakları varetmek büyük bir ustalık ister ama olmayanı varmış gibi göstermeye çalışmak da firelere sebebiyet verir. Önemli olan gerçekleri kabul edip gerçekler üzerinden hareket etmek bence. “Kral Çıplak” diye bağırmak yeter de artar bile...

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org