Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 10 Şubat 2006

Ulus Irkad

 

UYUYAN PRENSES

Okuma yaşına gelen her çocuk, “Uyuyan Prenses” masalını ya duymuş ya da kitabından okumuştur. Eskiden yazılan masal veya romanların Ortaçağ’ın o bağnazlığı içerisinde esasında birşeyleri eleştirmek ve derin anlamlı mesajlar vermek için yazıldığını bugün edebiyatçılar da pedagoglar da söylemektedir. Yüzyıl uyuyup da dünyaya tekrar gelen Prenses, bir Prens tarafından öpülünce tekrar kendine gelir ve yaşama tekrar başlar. Tabi ki bana göre toplumbilimcilerin üzerinde düşünmesi ve sorması gereken şunlardır: “Bu yüzyıllık uyku sırasında dünyada neler olmuştur? Dünya nasıl değişikliğe uğramıştır? Yüzyıl önceki dünyayla şimdiki dünya aynı dünyalar mıydı?”. Yani Prens tarafından öpülüp dünyaya tekrar gözlerini açan Prenses acaba doğru bir saptamada bulunmuş mu? Bir de yüzyıl boyunca etrafında olan gelişmeler nelerdi? Yani bu Prens acaba hilekarın, yalancının biri olamaz mı? Bu Prens, Prenses’in malına konup onu belaya uğratacak bir karaktere sahip olamaz mı? Yani buradaki öpme olayı öyle kendiliğinden gelişip temiz bir aşk içinde meydana gelen namuslu bir öpme olayı mıydı? Bilimsel, analitik ve diyalektik düşünce bize verilenlerle yetinmeyip daha başka türlü şüpheci bir gözle olayları yorumlayıp, görüleni değil görülenin yanında başka olasılıkları da hesap etmemiz gerektiğini vurgulamaktadır. Prenses olayını bir yana bırakalım. Örneğin çok büyük bir çölü geçmek mecburiyetindesiniz ve size denilen dünyanın en hızlı arabasıyla bu olayı gerçekleştirirseniz bir ayda normal bir arabayla yapabileceğiniz bu geçişin bu model arabayla bir saatte olacağıdır. Siz hemen bu olaya dalıp “Tamam bana öyle denilmiştir, ben de hemen hiç tedbir almadan çölü kısa zamanda geçmeye çalışayım ve meşhur olayım” derseniz ve yanınıza da hiç tedbir almadan, arabanın bu sıcak çölde bozulup bozulmayacağını da hesap etmeden geçme işine kendinizi hemen kaptırırsanız ne olacak?(Hele size bunu söyleyenlerin sizi kandırabilecekleri şüpheniz de mi yok?). Yaptığınız doğru mu? Bana göre her türlü olasılığı düşünerek tedbirinizi almanız gerekmektedir. Su, erzak, arabanın bozulması durumunda alet-edevat ve tabi ki herhangi bir sürprizle karşılaşırsanız ilgililere haber vermeniz için gereken haberleşme araçları(Telefon, telsiz...). Herneyse, gelelim Prenses meselesine. Eskiden yazılan bu masallların şimdilerde çocukların ileride karşılaşacakları bir psikolojik sorun sırasında, kendi kendilerine psikanaliz metodları uygulayıp o ruhsal problemden kurtulmalarına yardımcı olduğu söylenmektedir. Bu psikologların bir inancı. Yalnız ben masalı biraz daha kurgulamak ve olayı bir sosyoloğun görmesi gereken toplumsal bir bakış açısı içerisinde görmek veya yorumlamak istiyorum.

Diyelim ki Prenses’in uyuması, etrafında kendisini çekemeyenler tarafından uygulanan bir oyundur. Ama bu kötüler içerisinde de gerçekten Prenses’i sevenler vardır. Ama maalesef masalda olduğu gibi Prens, yani kendisini sever görülen Prens, kötülerin arasındadır. Prenses’in mallarına, sarayına ve vücuduna da sahip olmak istemektedir ama Prenses uyumadan önce Prenses’den yana görünüp ona ikiyüzlülük yapmaktadır. El altından karşı güçlerle komplolar düzenleyip Prenses’e oyun düzmekte ve Prenses’in tüm mallarına ve haklarına sahip olmayı planlamaktadır. Gel zaman, git zaman Prenses’i yüzyıl uyutacak olan o sihirli iğneyi de eline kendi vermiştir. Tabi ki Prenses’i uyaranlar olmuştur. Prensin bu oyununu görüp Prenses’e sakın oyuna gelmemesini söylemişlerdir hatta bu konuda sonucun kötü olacağını söyleyen birkaç dost da vardır. Ama prenses, yakışıklı Prensin böyle bir oyunu oynayacağına inanmamaktadır. Iğneyi de severek alır ve iğnenin parmağına batmasından sonra yüzyıl uyukuya yatar. Prenses’in uyumasından sonra Prens esas yüzünü göstererek malların paylaşılmasını başlatır. Güzel Prenses uyurken onun esas dostları büyük bir kavga verirler ama azınlıkta oldukları için sadece Prenses’in ırzını koruma başarısını gösterirler. Aradan yüzyıl geçtikten ve de Prenses’in bütün kaynakları tüketildikten sonra aklına Prenses’in güzelliği gelen Prens bu defa da ona uyurken tecavüz etmeyi planlar ve etrafında dostlarının olmadığı bir gün bu soysuz emeline varmak ister. Gelgelelim ki Prenses bu defa da uyukusundan ayılır ve karşısında o soysuz ve ırz düşmanı Prensi görerek ona kurtarıcı diye sarılır. Ve bu defa da onunla evlenir. Gerçek dostları, yüzyıldır olanları ona anlatmaya çalışırlar ama iş işten geçmiştir. Prenses yüzyıl önce tanıdığı Prens’e toz kondurmaz, onu yüz yıl önce tanıdığı gibi, hiç araştırmadan, hiç ince eleyip sıkı dokumadan kabul eder ve hemen benimser. Tabi ki Prenses artık bu defa da uykudan uyandıktan sonra kandırılır. Esas dostlar yine naçar kalırlar.

Masalı fazla uzatmak istemiyorum. Buradaki Prenses bana göre Kıbrıstürk halkını temsil etmektedir. Gerçek dostları Yeni Kıbrıs Partililerdir. Ama seçim sathı mailinde halk en fazla oy alacak diye CTP’ye aynen Prenses gibi uluorta bağlanmaktadır. Aynı halkın çoğunluğu, çok uzun süre UBP’nin kendine sunduğu olanaklar ve sus payına kanıp 30 sene politika ile ilgilenmemiş ve bu arada statükonun da değişmeyeceğine kendini inandırmıştı. Ansızın birkaç meydan mitingi, Annan Planı ve AB Olayı ile silkinir gibi olur ama karşısındaki yalancı, hilekar Prens’e kurtarıcı diye sarılır(Her zaman muhalefette, mücadeleye katılan sol oylara birşey diyeceğim yoktur ama onlar içinde bile benzer soruşturmayı yapması gerekenler vardır diye düşünüyorum). Prens’i ise halka kurtarıcı diye kendilerini satıp daha sonra seçimlere balıklamasına dalıp hükümete ve devletin başına geçip değişimi durduranlar temsil ediyor. Halk tekrar bu seçimlerden sonra aynı düzenle yüzyıllık uykusuna tekrar yatar. Halbuki 30 yılda sol hareket olarak dünyada ve memleketimizde neler olmuştur? KKTC’cilik gibi ulusal sınırları savunmak ne kadar”solculuktur? Sol hareket artık ne gibi anlamlar kazanmıştır? SSCB’nin sarsılması ile sol harekette ne gibi değişimler olmuştur? SSCB: 1990 öncesi ve sonrası Sosyalizmi ne kadar temsil ediyordu? SSCB’nin çökmesi ile dünyada ne Marksist ve Leninist eleştiri, kavram ve eğilimler ortaya çıkmıştır; diye merak edip sormak gerekmiyor muydu? Hele hele önceki uyku sırasında UBP’ye sarılanların bugünlerde muadili CTP’nin de aynı rejimi çok küçük farklarla devam ettirdiğini göremezler miydi?

Maalesef yüzyıllık uykuya devam ediliyor hala....

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org