Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 18 Mart 2004

Ulus Irkad

 

DEMOKRATİK MANİFESTO VE ULUSÇULUK HAREKETİ ÜZERİNE -2-

DEMOKRATİK MANİFESTO VE ULUSÇULUK HAREKETİ ÜZERİNE -2-

Hemen görülebilir ki, soyut bir olanak Amerika ve Fransa’nın devrimci ve demokratik ulusçuluğu; örneğin Osmanlı Toprakları üzerinde yaşayan tüm dinlerden, dillerden halkların padişahın ve devletin egemenliğine karşı mücadele içinde, sonraki bölünme ve acılara uğramadan; dinler, diller etniler karşısında tarafsız; ulusu demokratik devletin yurttaşları ve onların hak ve görevleriyle tanımlamış tıpkı ABD’de olduğu gibi bir ulusun ortaya çıkmasına yol açabilirdi. O zaman, bu orta Doğu Uygarlık alanı da, tıpkı başka büyük ülkeler gibi tarihsel bütünlüğünü koruyabilir; halkların boğazlaşmaları ve katliamlarına uğramadan yaşayabilirdi.

Bu olmadı çünkü, ulusçuluğun devrimci olduğu, politik olanın sultanların, asillerin veya bürokrasinin imtiyazlarına, keyfiliklerine ve ayrımcılıklarına karşı demokratik ve özgürlükçü taleplere göre tanımlanıp, diller, dinler, etniler karşısında tarafsız olduğu zamanlarda, henüz bu topraklarda kapitalizm gelişmemiş, bir burjuvazi ortaya çıkmamış, ulusçuluk henüz buralara gelmemişti. Ama daha sonra artık kapitalist ilişkilerin yaygınlaştığı ve bir burjuvazinin ortaya çıktığı çağda ise, artık dünyada burjuvazi ilerici değildi ve devrimci ve demokratik ulusçuluğun yerini gerici soya, dile, dine göre tanımlanan ulusçuluk almıştı. Örneğin ulus artık Padişahın ve devletin yetkilerine, keyfiliğine ve dinler karşısındaki ayrımcılığına karşı insanların haklarıyla değil, şu veya bu soydan veya dilden veya dinden olmaya göre tanımlanıyordu.

Peki devrimci ve demokratik ulusçuluğun yerini sonra niçin ve nasıl oldu da dine, dile, soya, kültüre hatta ırka dayanan ulusçuluk aldı? Nedeni de şuydu: Burjuvazinin on dokuzuncu yüzyıl ortasında, ezilen sınıflardan korkusundan eskinin egemen sınıflarıyla uzlaşmaya yönelmesi ve devrimci demokratik karakterini yitirmesine bağlı olarak, politik olanı, feodal ayrıcalıklara karşı yurttaşların haklarına göre değil, soya, kana, dile, dine göre tanımlamaya başladı. Bu gerici milliyetçiliğin hayaleti komünizm hayaletiyle birlikte aynı topraklarda, aynı olaylar içinde ve ona bir cevap olarak ortaya çıktı.Hiçbir devletin, dil, din, ırk, soy ayrımcılığı yapamayacağı gibi bir ilkenin yerini ulusların kaderini tayin hakkı ilkesi, yani bütün devletlerin dine, dile, soya, ırka tanımlamasının meşruiyeti almıştı. Özgür köylülerin demokratik ulusçuluğunun yerini gerici bir emperyalizmin gerici ulusçuluğu almıştı.

Lenin ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı derken demokratik cumhuriyetlere yol açacak sonuçlardan bahsediyordu ve gerici ulusçulukları ortadan kaldırmak için demokratik cumhuriyetlerin varlığını öne sürmekteydi. Ona göre özgür kalan bir ezilen halk, devrimci ulusçuluk önderliğinde demokratik cumhuriyetini kuracak ve bu demokratik cumhuriyetler de çok kolay bir şekilde sosyalizm’e kavuşacaklardı. Lenin’e göre demokratik cumhuriyetler sosyalizme açık olan ve ulusun bütün bireylerinin devlette söz sahibi olduğu demokratik devletlerdi.

“Her ulusun ayrılma hakkı için “evet” ya da “hayır” biçiminde bir yanıt istemek, pek “pratik” bir tutum gibi görünmektedir. Gerçekte bu, saçmadır; böyle bir tutum, teoride, metafizik bir anlayışı gösterir pratikte de, proleteryanın burjuvazinin politikasına boyun eğmesi anlamını taşır. Burjuvazi, her zaman, kendi ulusal taleplerini ön plana sürer. Bunları kesinlikle ileri sürer. Ama proleterya için bu talepler, sınıf savaşımının çıkarlarına bağlıdır. Teorik bakımdan, belirli bir ulusun başka bir ulustan ayrılmasının ya da bu ulusun bir başka ulusla eşitliğinin, burjuva demokratik devrimi tamamlayıp tamamlayamayacağını önceden kestirmek olanaksızdır. Her iki halde de proleterya için önemli olan şey, kendi sınıfının gelişmesini garantiye almaktır. Burjuvazi için önemli olan şey, bu gelişmeyi baltalamak ve “kendi” ulusunun amaçlarını proleteryanınkilerden öne almaktır. Onun için proleterya, kendi kaderini tayin etme hakkının tanınması isteğinin, deyim uygun düşerse, olumsuz yönüyle yetinir ve hiç bir ulusa başka bir ulusun sırtından üstünlükler garanti etmeye, bu konuda taahhütlerde bulunmaya kalkışmaz...” (V.İ.Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı,s.70)

Gerici Burjuvazinin Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı için Lenin’in şartları vardır ve bu şart “Demokratik Cumhuriyet” olma şartıdır.

“Ezilen ulusların burjuvazisi, taleplerinin “pratik” olduğu iddiasıyla, proleteryayı, özlemlerini kayıtsız şartsız desteklemeye çağıracaktır. Belirli bir ulusun ayrılma hakkı için sadece bir “evet” demek, ayrılmaya hakkı olan bütün ulusların lehine olarak “evet” demekten daha pratiktir.

Proleterya, bu çeşit pratikliğin karşısındadır. Proleterya, eşitliği ve ulusal devlet kurma hakkı eşitliğini tanırken, bütün ulusların proleterlerinin birliğine pek büyük değer verir ve her ulusal ayrılma hakkını, işçilerin sınıf savaşımı açısından değerlendirir. Pratikliğe çağrı, burjuva özlemlerinin kayıtsız kabulüne çağrıdan başka birşey değildir.”(AKY,72)

Esasında bu fikirler 1848 devriminde çoktan akamete uğramıştı. Ve ilk kez Almanya’da çıkan, soya, dile, etniye dayanan gerici ulusçuluk, diğer ülkelerin de burjuvazisi aynı gerici özellikler taşıdığından hızla yayılmıştı. Ama onun kendisini üreten bir kendi dinamiği de vardır. Bir ulus bir kere kendini böyle tanımladı mı diğer devletler, halklarla ilişkisini de bu kriterlere göre tanımlamaya başlar. Yani başkalarını başka dilden, dinden, oldukları için baskı altına alır veya onlarla o nedenle ilişki kurar. Gerici ulusçuluk, biraz da bu kendi harekete geçirdiği, kendini üreten dinamiği nedeniyle bir kere ortaya çıktıktan sonra, bu dile, soya, etniye, dine dayanan gerici ulusçuluk bir şaman yangını gibi tüm dünyayı kaplamıştır. Ulusçuluk zafer yürüyüşünü devrimci ve demokratik değil, bu gerici ulusçuluk üzerinden yapmıştır ve bu gün artık dünyada bir ulusa ait olmayan bir tek santimetre toprak; bir tek insan kalmamıştır.

Yazıya göre bu gerici ulusçuluğun ilerleyişine ve tarihsel zaferine en büyük katkı aynı zamanda işçi hareketinden ve sosyalistlerden gelmiştir. Bu konudaki iddia ve tartışmayı da gelecek haftaya bakalım ve yazımızı sonlandıralım.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org