Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 9 Nisan 2004

Ulus Irkad

 

ANNAN PLANI VE NE YAPMALI?

Dördüncü Annan Planı ortaya çıktıktan ve de İsviçre’deki son görüşmelerden sonra Kıbrıslı Rumların menuniyetsizliklerini ortaya koymalarıyla bazı politik ağızlardan ve bazı radyo istasyonlarından Rumlara bizim de gol attığımız şeklinde sesler yükselmeye başladı. Dahası son alınan kararları zafer olarak niteleyen kesimler de var. Ben bu gol atma hikayesini, daha önce de yazdım, pek sevmiyorum. Pektabi ki burada bir barış andlaşması yapılacaksa ve de Kıbrıslı Rum toplumuyla yüzyıllardır yaşadığımız gibi huzur içerisinde yaşayacaksak (son elli yıl dışında, son elli yılda da muhakkak bazı birliktelik ve mutluluklar da olmuştur...) varılacak olan bir andlaşmanın her iki toplum tarafından kabul edilmesi gerekmektedir. Bunun başka bir çıkar yolu da yoktur. Belli ki şu anda Güney Kıbrıs’ta “barış planı”na karşı büyük bir şüpheyle memnuniyetsizlik mevcuttur ve gerçekten şu anda plan da ciddi ve etraflı bir şekilde tartışılmaya başlanmıştır. Fakat yapılan anketlerden, Güney’deki ziyaretlerden, Güney’deki vatandaşlarımızın ciddi bir şekilde rahatsız oldukları görülmektedir. Her iki toplumun da maalesef yeni bir barış planı yapmaktaki beceriksizliği, diyalogsuzluk, temassızlık ve de çeşitli politik sorunlardan ötürü ve de en önemlisi adadaki statükonun varlığı ortak noktalar ortaya çıkmasını engellemektedir. Güney’deki iki büyük parti DİSİ ve AKEL’in son günlere kadar hala daha kararsız olmaları da ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer referandumda Güney “hayır” oyu kullanacaksa bana göre sorun noktalanmaz ve gene gün gelir sorunlar yumağı Kuzey’in başına da rahatsızlık unsuru olabilir. Çünkü Kıbrıs tarihi bize göstermiştir ki Kıbrıs’taki bir toplumun zaferi diğerinin acılarıyla noktalanmaktadır ve hedef de her ikisinin birden mutlu olmasıdır. Önemli olan her iki tarafın da bu plana birlikte onay vermesidir. Dolayısıyla olaya zafer havaları şeklinde değil de Kıbrıslı Rum vatandaşlarımızla bir konsensus içerisinde bu planı nasıl değerlendiririz diye düşünmeliyiz. Geçen hafta Cuma günü Güney’de Larnaka şehrinde beraberimde çoğunlukla çocukların bulunduğu ve Amerikan Akademi’de yine çocuklar için düzenlenen bir etkinlikte bulundum. Dolayısıyle Güney Lefkoşa’da Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum aydınların düzenlediği tartışma platformuna katılamadım. Oysa bu gibi etkinlikleri kaçırmamaya çalışmaktayım. Ama daha önce çocuklar için bu etkinliğe katılma sözü verdiğim için bu olmadı. Ama buna rağmen gözlemlerim bana Güney’de plan için bir umutsuzluk ve ezikliğin olduğunu gösteriyordu.

Öncelikle Kıbrıslı Türk arkadaşlarımla da olayı daha önce tartıştım. Ben de esasında plan konusunda rahatsızdım ve temelde Kıbrıslı Rum vatandaşların çoğunluğunun hayır diyeceği bir planın geçersiz olacağı temelinde yaklaştım olaya. Bu sırada Cenevre’deki oturumların bitmesinden sonra Kuzey’deki bazı radyo istasyonlarındaki programlarda da sıradan vatandaşların yaklaşımlarının yanlış olduğunu gördüm. Bir vatandaşımız “Hep biz mi kaybedeceğiz, biraz da onlar kaybetsin” demekle esasında milliyetçiliğin daniskasını yapıyordu ve bunun farkında değildi. Yine bazıları da bunun zafer olduğunu muştulamaktaydı. Ben olayı zafer havası şeklinde yorumlamanın yanlış olduğunu ve bu bakış açısının da yanlış olduğunu düşünmekteyim. Barış her iki tarafın da memnun olduğu şartlarda kazanılır. Eğer Kıbrıslı Rumlar yapılan andlaşmadan memnun değillerse ve de üstelik referandumda “hayır” oyu kullanacaklarsa bunda temelde bazı yanlışlar olduğunu söyleyebilirim. Daha önce de dediğim gibi bu konuyu hemen örgütlerin, aydınların ve de bilimum vatandaşların bile ele alarak Kıbrıslı Rum vatandaşlarımızla diyalog yoluyla çözmemiz gerektiğine inanıyorum. Kıbrıslı Türkler “evet” diyecek bile olsalar bilmelidirler ki sadece kendilerinin “evet” demesi bir kazanım değildir, aksine bu şimdiki statükonun devamı demektir ki bilindiği gibi statükonun devamı Kıbrıslı Türk halkının menfaatine değildir. Elbette ki Güney’de fanatik unsurların olayları çarpıtmaları veya 1963 yılından beri olayların yorumlamasını yanlış algıladıkları ve de ders almadıkları doğrudur. Elbette ki Kuzey’deki fanatik unsurlarla Kıbrıs Türk halkının olayları algılayış biçimi farklıdır. Onların da bakış açıları Güney’deki fanatiklerin bir başka açıdan benzeridir. Vizyonları AB olayını çekemez ve zayıftır. Ama son zamanlarda sol platforum içinde bile bazı bürokratların olayları ve de AB olayını yorumlarken ayırımcı ve milliyetçi açıklamalara girdikleri ve de bunun toplumların menfaatine olmadığı da bir gerçektir. Ben bu şekildeki yaklaşımların yanlış olduğunu ve muhakkak AB veya çözüm için Kıbrıslı Rum örgütlerle diyalog ve de işbirliği içeirisinde olunması gerektiğini bu sayfalarda birçok defa tekrarladım. Bana göre İsviçre’deki ortaya çıkan durum Kıbrıslı Türkler için bir kazanım olamaz. Önemli olan Kıbrıs Rum toplumunun da tatmin edilmesi veya inandırılması, yatıştırılması ve de hem çözüme ve de hem de AB üyeliğine doğru Kıbrıslı Türklerle birlikte yürünmesidir. Süreç bir maratondur. Birkaç gün önce gol attım diye övünenler bakarsınız daha sonra gol yerler ve üstelik golleri de ağlardan çıkaramazlar. Eğer Kıbrıslı Rum vatandaşlarımız bu çözüme hayır diyeceklerse daha önceleri onlarla sıkı diyaloğa girip bizim niye "evet" diyeceğimizi gol atma faslından uzak bir şekilde anlatmalıyız. Onlara 30 yıllık yaşadığımız cehennem hayatının ve de militer bürokratik baskının bir çözümle biteceğini, daha herşeyin bitmediğini ve de gerçek çözümün kendi aramızda yapılacağını söylemeliyiz, anlatmalıyız. Bizi en iyi anlayacak olanın vatandaşımız Kıbrıslı Rumlar olduğunu biliyorum. Onlarla diyaloğun faydalarını ben on yıllardır görmekteyim. Daha önceleri de çocukluğum sırasında çok kültürlülüğün nimetlerini kendi kendime gözlemledim.

Güney’deki fanatik unsurların ve de milliyetçilik yapan unsurların da bizdekiler gibi yanlış yaptıkları ulus devlet modellerinin yıkıldığı onlara da bizdekilere de anlatılmalıdır. Tüm bütün bunlar Kıbrıslı Rum vatandaşlarımzla yapılacak olan diyaloglarda anlatılmalı ve birlikte hareket edilmesinde büyük yararlar vardır.

Kıbrıs’ın tekrar birleşmesi için Kıbrıslı Rum ve Türkler hep birlikte hareket etmelidir. Bir tarafın kullanacağı ama diğer topluma zıt olacak “evet” veya “hayır”da fayda değil hem zarar hem de yokoluş vardır. Bu böyle bilinmelidir...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org