Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 19 Mayıs 2005

Ulus Irkad

 

KÖRDÖĞÜŞÜ

İçinde bulunduğumuz son birkaç haftadır her iki taraftaki egemen kesimin politik bir çözümden daha fazla Kıbrıs Sorununu bir kördüğüşüne döndürerek olayları bu mecraya çekerek sankide Kıbrıs Sorunu bir mal sorunuymuş gibi statükonun korunmasına yöneldiklerini gözlemlemekteyiz. Şu anda gerek Kuzey’deki gerekse Güney’deki egemenlerin yaptığı maalesef kördöğüşünden farksızdır. Ve amaç da şimdiki koşulların devamıdır. Pompalanan sahte haberlerle medya kanalıyla beyin yıkama da gırla devam etmektedir. Yok efendim Kıbrıslırumlar Kıbrıslıtürklerin tümüne birden dava okuyup Kıbrıslıtürklerin Kuzey’den çıkışını engelleyeceklermiş, yok efendim sınırların ve barikatların kapanması gerekiyor diye propaganda yapılıyor. Ama statükoyu değiştireceğiz diye büyük bir iddia ile ortaya çıkanların ise bu mecraya katılarak şövenist konuşmalar yapmaları ve de AKEL ve Papadopulos’u behane ederek şövenizm yaparak statükonun devamı için katkıda bulunmalarına ne buyurulmalı?

Bir kere şunu koymalı: Evet, Kuzey’deki taşınmaz malların gerçek sahibi elbette Kıbrıslırum sahipleridir. Uluslararası hukuka göre de bu böyle. Ama, 30 yıldır Kıbrıstürk toplumu üzerinde fink atıp Kıbrısrum malları üzerinde carta çeken egemen kesim ve buraya Türkiye egemenleri tarafından taşınıp statükoya ortak edilen nüfus maalesef statükonun değişmemesi için telaş etmektedirler. Statükoyu değiştireceğiz iddiası ile sözde devlet ve hükümete gelenlerin ise yapmış olduğu icraatların en ufak bir dayanağı da yoktur. Bunun yanında Güney’de malı olup Kuzey’e geçen Kıbrıslıtürk nüfus da Güney’deki mallarının gerçek sahibidirler. Ama 30 yıldır Kuzey Kıbrıs’ta egemenlik ve hegemonya kuranlar ise Kıbrıslıtürklerin Güney’de mallarına sahip çıkmaları durumunda kendilerinin 1974 yılında statükodan kaynaklanan zenginliklerini yitireceklerini bildikleri için Güney’de bu nüfusun tekrar mallarını istemelerinin önüne geçmeye çalışmaktadırlar. Çünkü Kuzey’deki Kıbrısrum mallarını bu insanların Güney’de bıraktıkları ile iç etme planları yapmaktaydılar. Bu yüzden Kuzeyli göçmenlerin mallarının karşılığını vermediler. Bu yüzden mukavemetçilik ve mücahitlik puanı diyerek gayrı hukuki olarak bu malların üzerinde tahakküm kurdular ve statükolarını devam ettirdiler. Şu anda da bildiğimiz yalan haberlerin ve de çarpıtmaların kaynağı bu güçlere dayanmaktadır.

Bir çözüm elbette mal ve servete dayandırılamaz ama sorunun temelinde Kuzey’deki egemen olan kesimlerin yarattıkları ganimetçiliğin yattığını da bilmemiz gerekmektedir. Dikkat edilirse esasında telaşları bundan ibarettir. Ve telaş edenler de bu kesimlerdir. Villaları kıyı şeritlerinde dizip halka tepeden bakanlar da bunlardı. Otuz yıldır Kuzey’de yarattıkları düzenle insanları bu yüzden ezdiler. Bu yüzden halkı her türlü özgürlükten mahrum bıraktılar. Peki yani şu anda başa geçenler de gerçekten dedikleri gibi çözüm mü istiyorlar? Ben buna inanmıyorum. Eğer gerçekten çözüm amaçlanmış olsaydı Annan Planı’nın referanduma sürülmesinden kısa bir süre sonra hemen bir inşaat füryasına başlanmazdı. Demek ki Güney’in bu referandumda hayır demesi beklenmekteydi ve bu olur olmaz hemen hiç beklemeden inşaat patlamasına geçildi. İster genelde kabul edilsin veya kabul edilmesin her Kıbrıs vatandaşının Kıbrıs’ın her tarafında gönüllülük ilkesiyle yerleşme hakkı olmalıdır. Gayrı menkullerin sahiplerinin olması ve vatandaşların da mallarına sahip olması gerekmektedir. Eğer kişisel olarak Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk vatandaşlar mallarını karşılıklı olarak değiştireceklerse bunda da hiçbir engelle karşılaşmamaları gerekmektedir. Adada ilkin bulunacak iki bölgeli bir çözüm sırasında da temel ilke, yukarda koymuş olduğumuz esaslar çerçevesinde olmalıdır. Avrupa Birliği normlarına göre de bu çözüm en uygun çözümdür. Fakat şunu da koymalı; Haksız yere de facto durumdan dolayı mal sahibi olanların global çözüm gibi kendilerine yarayacak ganimetçi çözümlerle mevcut statükodan yararlanması kesilmeli ve Kıbrıslırumlardan gaspettikleri malların karşılığını eğer karşıdan gönüllü olarak istenirse maddi olarak ödemeli ya da tekrar geriye devretmelidirler. Bedelini ödemeden başka bir mülkün üzerinde inşaat yapmanın soygun ve gaspçılıktan başka bir ismi yoktur. Elbette ki ben bunları söylerken Kıbrıslıtürklerin de Güney’de istimlak edilen mallarına yapılanları veya aynı şekilde hareketleri de onaylamadığımı belirtmek istiyorum. Bu insanların egemen kesimin iddia ettiği gibi global çözüm ile değil kişisel olarak tazmin edilmelidirler. Derhal Kuzey’deki yapı uluslararası hukuka uydurulmalıdır. Fetih hakkı diye birşeyin bugünkü dünya koşullarında olmadığı da elbette vurgulanmalıdır.

Türkiye dünya hukukuna ters tüm icraatlarını Kuzey Kıbrıs’ta durdurarak AB ve diğer uluslararası hukuk kurallarına geri dönmeye zorlanmalıdır. Unutulmasın, artık Kıbrıs’ta ne 74 ne de 1963-64 koşulları vardır. Ama elbette ki şimdiye kadar olanlardan ve de tarihten de ders çıkarılarak geleceğe doğru hareket etmek gerekmektedir. İki halkın yine yüzyıllarca beraber yaşayacağı gerçeği de aklımızdan çıkmamalıdır.

Ortak birlikteliklere ve de birlikte hareket edilmesine herşeyden daha da fazla ihtiyacımız vardır ve olacaktır da. Aksi takdirde şimdiki çözüm ve barış fırsatının da bir daha ortaya çıkacağından emin olamayız.

20/05/2005

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org