Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 27 Mayıs 2004

Ulus Irkad

 

SÖYLENMEDİ DENMESİN

Geçen hafta Genç TV’nin Garga Programı’nı seyrediyordum. Ekranda bizdeki halk hareketlerinden sonra parlayan birçok tanıdık çehre vardı. O dönemleri değil de seçim dönemlerini düşünüyordum bu programı seyrederken. Ana muhalefet partimiz benzerini daha önce sağ parti iktidarında, yani UBP döneminde gördüğümüz Milli takım anlayışı ile hareket ederek kendi adının başına da “Birleşik Güçler” koyarak halk yığınlarını da arkasına alıp seçim kazanma telaşına düşmüştü. Söylentiye göre paltform toplantısına giden bir parti yetkilisi, platformu kaale almadıklarını onların Türkiyeli yerleşik oylarını da alarak iktidara gelecekleri ve de bunun bir parti kararı olduğu şeklinde fikir beyan etmiş ve platformu terkederek seçimlere “Birleşik Güçler” mahlasını da alarak iddialı bir şekilde girmişti.

Gerçek şu ki medyasal ve show görüntüleri, iyi hatipliği ve de reklamcılığı çok beceren bu partimiz gerçekten de bu taktiği ile oyların çoğunu da kendine yontmuştu. Söylentiye göre AK parti ile de oldukça ilişkilerini düzeltmişti. Gerçi AK parti önceleri (Türkiye’deki yazarların yalancısıyım) ikircikliydi, ama seçim sonuçları onu güya yanıltmış ve Kıbrıs’taki Sağ güç seçimlerden pek o kadar güçlü de çıkamamıştı. Daha doğrusu güç yarı yarıyaydı. Denildiğine göre platforum üyeleri Tayyip’i ziyaretleri sırasında Tayyip onlara çıkışmış ve parti adaylarını göstereceklerse niye burada çoğunluk olan yerleşik TC kökenlileri de partiden aday göstermediklerini onlara sormuş bir de galiba niye halk gösterileri sırasında Türk bayrağı taşınmadığının şikayetini etmişti. Bu ana muhalefet partimiz b u gerçekleri de göz önüne almış ve gösterilerde Türk Bayrağı taşınmasına çalışmış “anavatanla” ters düşmemeye çalışarak halktaki esas ve gerçek tepkinin otuz senelik TC karışmacılığı olduğunu saklamaya çalışmıştı. Hatta kollar sıvanarak kökeni aşırı sağ olan bir TC’li yerleşiğe “Biz yeni Kıbrıslılarız” yollu açıklamalar da yaptırılmış, o günlerde açılışı yapılan Mağusa iki buçuk Mil Barikatına da yine aynı partinin alttan çalışan yetkilileri Milli takım görüşünü destekleyen TC’li yerleşiklere bir de gösteri düzenleterek dikkat da çekmeye çalışmışlardı. Bu arada halk gösterileri sırasında Türk Bayrağının artık fazlalaşarak gösterilmeye çalışılması, örneğin bir Kıbrıslı Türk gencin Kıbrıs Bayrağını açmaya çalışması sırasında polislere bildirilmesi ve bunun gibi medyasal gösteriler gırla gitmiş ve bu partimiz görülen oydu ki TC’li yerleşiklerden de oy almaya çalışacaktı. Gerçi seçimler sırasında TC’li yerleşiklerin çoğunluğu bu partiye fazla oy vermemişti ama gösterilen aday, baz ı grupların o günlerde kendi derneğini basarak onu diskalifiye etmelerine rağmen seçimlerde kazanarak ana muhalefet partisinden milletvekili de olmuştu.

Zorlama ve medyasal ve de şişirme görüntülerin ne kadar boş olduğu ortadadır ama balayı sırasında aynı aday veya milletvekili AKP ile temas kurulmasında basamak olunmuş, “işte bizim TC’li yerleşik adayımız” denerek AKP’ye bu adayla güven tazelenmişti ama zaman geçtik sonra bu adayın el altından işler karıştırdığı, sadece etnik milliyetçiliğe dayalı bir parti kurmaya çalıştığı bu konuda da su katılmamış faşistleri yanına alarak ta Türkiye’ye giderek AKP liderinden yani TC başbakanından da bu konuda yardım ve destek istediği ortaya çıkmıştır(Başaran Düzgün Kıbrıs gazetesindeki köşesinden bu olaya değinmiştir). Kıbrıs’taki TC’li yerleşiklerin öncelikle bilmesi gereken buradaki kurulan mutluluğun başka bir toplumun temizlenmesi ile olduğu ve de adanın birleşmesinin bir yurtseverlik ve de insanlık görevi olduğudur. Bu konuda da her türlü fedakarlığın yapılması gerektiğidir. An a muhalefet partisi bunu şiar edinmeli ve ilkesel olarak öncelikle bu adayından bunu talep etmeliydi. Bunun yanında ayrılığın savunulmasının hiçbir hukuksal dayanağının da olmadığı gerçektir. Ne AB ne de BM bu gerçeği referandum sonrasında bile gözardı edemez. Bu sabık milletvekilinin ayrılığı savunmaya çalışması ise onu o meclise taşıyanlar için bir hicap olmalıdır. Kendisini soldan gelen, emekten yana, eski alışkanlıklarından bazılarını yüzeysel de olsa devam ettirip parti gençlerine Che Guevara bayrakları ve de bereleri verip gösterilere katılan bu parti nasıl bir partiydi? Popülizm var mıydı bu partide? Makyavelizm de var mıydı? Hele ta işin başından beri sankide TC’li yerleşik kesimi Kıbrıs Türk halkından ayırıp daha fazla ezildiği konusunda inandırarak gerek parti başkanının gerekse üyelerinin sırf oy uğruna popülizme kaymaları ne menem politikalardı? Onu da koyalım isterseniz ezilen kimdi, ezen kimdi? Halkın başından beri, hatta CTP’ye oy veren kitlelerin gösterilerde t epkisi kimeydi ve iş daha sonra kimin ve kimlere dalkavukluğa dönüştürülmüştü? Son yıllarda görülen kadarıyla Kıbrıslı Türkler gibi TC’li yerleşiklerin de ekonomik sorunları olduğu gerçekti ama bunun Kıbrıs politikalarından dolayı olduğu, ama Kıbrıs’ın Türkiye’den gelen bu kesimin ulusal ordusu ve de devleti tarafından idare edildiği gerçeği niye saklanmak isteniyordu? Polis Kuvvetlerinden tutun, Güvenlik Kuvvetlerine kadar kimlerin kontrolü altındaydı? Haksızlık kime yapılıyordu? Ya bunca senedir adayı terkedenler kimlerdi? “Gelen Türk giden Türk” denerek 1974 yılından beri adayı terkeden seksen bin nüfus kimin nüfusuydu? Adayı terkedenler olarak son 30 yıldır ağırlık kimlere düşüyordu? Kimlik kartları ile adaya giriş yapıp adada sosyal sorun haline gelenler kimlerdi? Bir politik çözüm arifesinde esas vatandaş algılanacak ve de 1960 yılından beri bu ülkenin ezasını ve de cefasını çekenler kimlerdi? Yerleşikler de insandırlar. Ama önceli kle eğer bu ülkede bir yangın varsa ayrım yapmadan onların da hiç karşılıksız ve de birşey öne sürmeden bu yangını söndürmeye katılmaları gerekmektedir. Zaten bu ülkede yaşıyorlarsa sadece kendi kurtuluşları için değil diğer insanların kurtuluşları da kendileri için olmalıdır. Türkiye’ye okumaya giden Kıbrıslı Türk gençlerin oradaki sınıfsal mücadele sırasında Türkiyeli devrimcilerden bir talepte bulunmaları olmuş muydu?

Cuma akşamı, Genç TV’de Birleşik güçler mahlalı partinin şimdiki sabık milletvekilini izlerken bunları düşünmemek imkansızdı. Bir de o ana muhalefet partisinin sadece bir kesimi muhatap göstererek onların hakları diye diye açıklamalar yapmasını düşündüm. Ve inanın acaba andlaşmanın akamete uğramasının bir sebebinin de bu olduğu üzerinde uzun zaman kafa da patlattım. Çünkü uluslararası hukukta geçerli olan neyse oydu ve eğer bu kesim bir ayrıcalığa uğrayacaksa uluslararası hukuka göre esas vatandaş sayılacak nüfusun talebi doğrultusunda olacaktı. Elbette ki herkesin insan hakları vardır ama hiç olmamış olayları, gerçeklikle bağdaşmayan konuları alıp onları işlerseniz başarısızlığa uğrarsınız.

Öncelikle uluslararası hukukun Kuzey Kıbrıs üzerindeki teşhisi neydi? Bu parti Estonya ve Letonya’da olanları çok iyi biliyor muydu? Loizidou kararı tersyüz edilebilir miydi? Yani dünyanın altı üstüne getirilebilir miydi? Acaba diyorum Annan Planı’nın başarısızlığında Kuzey Kıbrıs’ta yaratılan ve de gerçeklikle ilişkisi olmayan şu şişirme seçim zaferleri ve de analizlerinin de bir etkisi oldu mu? Siz ne dersiniz? Düşünmeye değmez mi?

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org