Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 11 Haziran 2005

Ulus Irkad

 

KURTULMAK YOK TEK BAŞINA....

“Evet kurtulmak yok tek başına...” Öyle demişti büyük şair Nazım hikmet. Bundan üç sene önce de meydanlarda verilen yeminlerde bu ilke halkın önünde devamlı dile getiriliyordu. “Kurtulmak yok tek başına...”. Hatta halkın önünde seçimlere bile girilecekse platformun tek bir parti olarak gireceği ve Kıbrıstürk’ünün bağımsızlık, demokratikleşme,sivilleşme, egemenlik, kendi kaderini tayin hakkının seçimlerde sloganlaştırılacağı söylenmekte ve halkın önünde yeminler edilmekteydi. Üstelik alınan kararların altına da imzalar atılmaktaydı. Televizyon ve radyolardan ansızın eskiden rejimin bir numaralı adamı olanların bir gecede günah çıkararak solcu olduklarını ilan ettikleri görülmekte, seçimle mecliste sandalye bekleyenler ellerini oğuşturarak gevrek gevrek gülmekteydi.

Esasında devrimler sürekli olurdu. Bir devrim durdurulduğu anda muhafazakarlaşırdı, yani gericileşirdi. Devrim dinamikleri durdurulduğu anda herşey ama herşey geriye giderdi. Aynen Sovyet Devrimi’nden sonra olduğu gibi... Orada da devrim sonrasında yapılan yanlışlıklar, devlet katındaki bürokratların sinsi bir şekilde partiye sokulmaları, devrimin sürekliliğinin dondurulması, Sovyet Devrimi’ni bir termidora uğratmış ve benzerini Fransız Ihtilali’nde de gördüğümüz büyük bir kırımla Sovyet devrimini yapan proleterya ve devrimciler kırımdan geçirilerek, Sovyet Devrimi, bürokratların eline bırakılmıştı. Denildiğine göre Devrim’in ilk zamanlarında fabrikalardaki yöneticileri bile işçiler kendi aralarında seçmekteydi. Daha sonraları partinin kendisi fabrikaların başına bürokrat yöneticiler tayin etmeye başladı. Ordu’da rütbe takma yokken termidor sonrası komutanlar yıldız ve madalyalarını takmaya başladılar. Devrim aynen dört sene önce olduğu gibi ihanete uğramıştı.Sizce bunlar bir tesadüf müydü? Bana göre bunlar tesadüf değildi. Bir zamanların Sovyet Ideolojisi müptelaları aynen ustalarının yaptığı gibi Kıbrıs’ta da o ideolojik özeleştiriden mahrum oldukları için her devrimci hareketi aynen bundan yıllar önce Sovyetlerde olduğu gibi gözleri kıpırdamadan öldüreceklerdi.

Oysa 1989 yılında Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku’nun duvarları çatırdamaya başladığında içinde bulundukları dünya görüşünü bir revizyondan geçirseler ve özeleştiri yapsalardı belki de topluma verecekleri zarar bu kadar olmayacaktı. Ama alışmış kudurmuştan beterdi. 1993-96 yıllarında da hükümete gelmişler ve o zaman da herşeyi başaşağı yapmışlardı. Kıbrıstürk toplumu içinde bulunduğu statüko şartlarından dolayı dinamik güç üretemiyorsa ve yapı da küçük burjuva rahatlığını getiriyorsa, döneklik de bayağı bolsa, hatta ve hatta sayelerinde oportünizmin bir yansıması olarak dönekler el üstünde tutuluyorsa, böyle bir toplum yapısından ne beklenecektir? Statükoyu yıkamayanların aynen Denktaş ve UBP’ye dönüşmemeleri için herhangi bir sebep var mı? Bal gibi onların benzerleri olacaklardır. Bal gibi Ankara onlara parmağı çatlattığında hizaya girip onun sözünden dışarıya çıkmayacaklardır. Bundan üç sene önce halka herşeyi değiştireceklerini, Kıbrıs’a barışı getireceklerini söyleyenler şimdilerde politikaları ile statükonun devam etmesi için ellerinden geleni yapmakta ve milliyetçilikte de aşırı sağcı güçlerin gazetelerinde bile afferini almaktadırlar. Dönem başladıydı ha...Uçaklar inecek ve gemiler limanda mal boşaltacaklar, saygın AB ülkeleri arasında yerimizi alacaktık. Bırakın bunları, bugün faşist güçler var güçleri ile fütursuzca insanları hedef alıp tehditler yağdırmakta, kundaklamalar durmadan devam etmekte, soygun, hırsızlık ve tüm kriminal olaylar geçmişten de daha fazla toplumu rahatsız etmektedir. Kimlikle girişleri ortadan kaldıracaklardı ama şimdilerde AB’den örnek aldıklarını utanmadan söylemekte ve bunu kaldıramayacaklarını da açıkça söylemektedirler. Peki ama yapamayacakları şeyleri yapacak diye gösterip seçilmek dürüstlük müdür? Toplum artık buna bir karar versin. Devrimin dinamiklerini ortadan kaldırdığınız gün ve de hedefinizi statükonun meclisi olarak seçtiğinizde sizin de statükonun değişmez bir gücü olacağınız açık değil mi? Beyler, değişim hamlesini seçimlerde meze yapıp sırf oy hesapları yüzünden harcamışlardır. Yani bu beyler devrime ihanet etmişlerdir. Muhafazakarlaşmışlardır. Muhafazakar nedir biliyor musunuz? Gericileşmek demektir efendim. Bürokratlaşmak da aynı manadadır. Bir bürokrat devrimci olamaz ki...

Büyük şair Nazım Hikmet “Kurtulmak yok tek başına/ Ya hep beraber ya hiçbirimiz” demişti. Yazık ona da ihanet edildi. Meydanlarda örgütlerle, partilerle hep beraber hareket edeceğini iddia edip yemin edenler ve de karar taslaklarına imzalarını atanlar dürüst davranmadılar. Milletvekili, bakan oldular ama değişimin canına ot tıkadılar. Seçimlere katılanlar da aynı suçu işlediler bir oranda. Hangisi seçilse aynıydı şimdikilerin şartlarında.

Önemli olan hep birlikte kurtulup hep birlikte sevinip paylaşmakta....

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org