Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 28 Haziran 2005

Ulus Irkad

 

ULUSAL SINIRLARA BAĞLI KALAN SOL!

Geçenlerde çok satan boyalı bir gazetemizde yazar bir arkadaşımızın şu anda koalisyon hükümetinde ağırlıklı olarak bulunan malum partimiz hakkında yine geçmişte aynı parti içerisinde bulunan bir eski parti üyesinin gönderip iktibas ettiği mektubunu okudum. Eski parti üyesinin iddiasına göre parti KKTC ilanı sırasında ilanı destekleme üzerine büyük bir tartışma başlatmış. Hatta KKTC’nin ilanı aşamasında da aralarındaki tartışmalar oldukça büyükmüş. Ama maalesef KKTC’nin ilanını destekleyenler parti bürokrasisi tarafından elimine edilmişler. Bu eski parti üyesi şahıs da partiden uzaklaştırılmış. Daha sonraları yine parti ileri geleni bu arkadaşa özür dileneceğini söylemiş. Öyle görülüyor ki parti içerisinde AKEL taraftarları ile KKTC’ciler büyük bir kavga içindeydiler. Bu kavganın daha sonraları parti liderliğinin de elimine edilmesini getirdiğini herkes bilmektedir. Bu yazıyı okuyan yine eski parti üyesi bir arkadaş bana KKTC ilanı sırasında Lefkoşa’ya gidip ilanı onaylayıp onaylamadıkları konusunda tartışmalara katıldıklarını ve hatta o kargaşa içerisinde Parti Yönetiminde ilana karşı iki veya üç oyun fazla çıktığını ama ilan sırasında egemenler tarafından, parti eğer ilanı desteklemezse kapatılacağı tehdidi aldığı için o zamanki parti başkanının Yönetimden ilanı onaylamalarını istediğini söyledi.

Esasında bu tartışmaların olmasını normal görüyorum ve hatta bunların ideolojik boyutta tartışılması da gerekmektedir.YKP içerisinde olan arkadaşların birçoğunun benim gibi düşünerek yukardaki iki grup arasındaki tartışmada söyleyeceği temelden her iki tarafın da yanlış olduğudur. Bana göre ne AKEL’ci taraf, ne de KKTC’ci taraf haklıdır. Parti herşeyden önce kendi ideolojisini soruşturmalıydı. Bir zamanlar kendilerine Sosyalist diyenlerin ta 1970’li yıllardan itibaren büyük bir ciddiyet içerisinde dejenere olmuş Sovyetler içerisinde uygulanan sistemin Sosyalizmle ilişkisi olmadığını ortaya çıkarmalıydılar herşeyden önce. Bizler daha Halk-Der içindeyken, Sovyetlere eleştiri getirirken bu arkadaşlar AKEL konusunda bile hiçbir eleştiriyi kabul etmemekte hatta bize konuşmama eylemi bile yapmaktaydılar. Sovyet Bürokrasisinin görüşünün sosyalizmle ilişkisin in yakından veya uzaktan olmadığını öncelikle ortaya çıkarmaları gerekmekteydi. Esasında uydu ülkeler dahil, Yugoslavya, Çekoslovakya, Arnavutluk ve diğerlerinde de Sosyalizm yoktu. Sadece olan bürokratik ve baskıcı devletlerdi.Bürokrasi ise aynen bir zamanlar kapitalizmde olduğu gibi sosyalist çarkı eline geçirerek işçi sınıfının ürettiği artı değere el koymaktaydı. Bürokrasi ise şu anda burjuvalaşmıştır. Malum partideki militanlar Che Guevara t-şörtleri ve flamaları kullanmadan önce bu gibi sorulara veya özeleştirilere kulak verselerdi belki de liberal bir kitle partisi olmayı da soruşturacaklar ve partilerinin şimdiki pozisyonunun iyi olmadığını ortaya çıkaracaklardı. Bilinçlenecek ve daha köklü, daha iyi bir kavgaya imza atacaklardı. Hem tarihi, hem de partilerinin eleştirisini Marksist açıdan yapacak ve Kuzey Kıbrıs’taki varolma kavgasına daha iyi bir imza atacaklardı. Mesela, Sosyalist Devrim yapan bir ülkede ulusal sınırları korumak, tek ülke içerisinde devrimi tutmak ne menem anlaşılır bir tavırdı?

Gelelim bir başka ve önemli olaya. Parti AKEL’den kopup KKTC’yi benimsemekle gerçek bir demokrat parti mi oldu? Sol ne zamandan beri ulusal sınırların savunuculuğunu yapmaktadır? Gerçek solculuk bu mu? Değil elbette. Nasıl ki Sovyetlerden kopup önce Gorbaçovculuk daha sonra da Yeltsincilik martavallarına sarılıp sağın kucağına oturdular, KKTC’yi benimsemekle de milliyetçiliğin alasını yapmaya başladılar. Yani en başından partinin çekirdeği bozuktu. Ne AKEL’cilik veya Sovyetçilik ne de KKTC’cilik haklı bir pozisyondu. Parti bunlara yalpalamakla zaten başından beri yanlışlıklar yaptı. Bugünkü statüko yapılanmaları ve de hükümetçilik oyunları da temeldeki bu yanlışlarından gelmektedir.

Internette tanıştığımız ve bilgisiyle 1968 Dev-Genç Mücadelesinin neferlerinden olan bir arkadaşımız vardır. Adı Demir Küçükaydın... Demir’in Beşikçi’yi eleştiren “Tersinden Kemalizm” adlı bir eleştiri kitabı yayımlandı geçenlerde. Bu kitapta Demir anımsadığım kadarıyla şöyle bir örnek vermektedir Sosyalizm üzerine: “Nasıl ki Hazreti Muhammed Mekke’den Medine’ye gidip arkasına da binlerce halkı katarak Medine’deki putları, totemleri kırıp bir inanç yaymış, ve de oradaki halk da totemleri kırış tarzından dolayı Muhammed’in etrafında toplanmıştır. Enternasyonalist Solcular da ulusları ve ulusal sınırları ortadan kaldırmadan gerçek enternasyonal kardeşliği oluşturamayacaklardır. Şu anda “Yaşasın ulusların kardeşliği” sloganını atmak hilekarlığın bir ifadesidir. Uluslar arasında sınırları ortadan kardırmayacak, bunun mücadelesini vermeyeceksiniz ve daha sonra da ulusların kardeşliğini destekleye çeksiniz bu olmaz. Ulusal devletler, ulusal sınırlar ve uluslar olduk sonra kardeşlikler oluşamaz. Gerçekten insanların, halkların kardeşliğini savunmak en iyisidir...”

Demir 1968’deki mücadelesinin bedelini bugün Almanya’da ödemektedir. Fikirleri ile bizim fikirlerimize katkıda bulunmaktadır. Yukardaki açıklama birilerine aralarında yaptıkları ama Kıbrıstürk halkına hiçbir katkıda bulunmayan ama sonuçta ulusal sınırlar ile milliyetçiliğe hizmet eden tartışmalarına bir yanıt verir diye düşündüm. Anlayana....

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org