Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 8 Haziran 2005

Ulus Irkad

 

‘SAVAŞ ABD TEZGAHI’

Güney Kıbrıs’ta bulunan Kıbrıslırum araştırmacı ve yazar Makarios Druşotis 1974 yılında olanları şöyle değerlendiriyor(1):

-1974’te yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

1974’te Makarios’a karşı yapılan darbe ve Türkiye’nin askeri harekatı, bir madalyonun iki ayrı yüzü. Türkiye Kıbrıs’a adada bir darbe olduğu için asker çıkarmadı. Darbe, tamamen Türk askerinin adaya girmesi için tezgahlandı. Herşey tek bir planın parçası. Dönemin başbakanı Ecevit ile birlikte Londra’ya görüşmelere giden Barış Kuvvetleri Komutanı Kemal Yamak’ın Ankara’daki bürosu, Amerikan askeri yardım kuruluşuyla aynı binadaydı. Bu kuruluşun Atina’daki bürosunun bulunduğu binada da Yunan KIP teşkilatının ofisi yer alıyordu. Amerika, Yunan gener4allerinin her adımını kontrol ediyordu. Kanıtlara kitabımda yer verdim. Açıkça söylüyorum, Türkiye Kıbrıs çıkarması sırasında Yunanistan’dan hiçbir tepki gelmeyeceğini kesin olarak biliyordu. Savaşa girmeye kalkışan Yoannidis 24 saat içinde Amerikalılar tarafından devrildi.

-Kıbrıs’ta da göstergeleri var mı bu durumun?

Türk çıkarmasının Mağusa’daki Kıbrıslı Türk bölgesinden yapılması bekleniyordu. Oraya çıkmak ve hızla ilerlemek en mantıklısıydı. Girne ise zor bir bölgeydi. Birincisi sahil çıkartmaya uygun değildi. İkincisi, dağlar kale gibi uzanıyordu. Orada Ulusal Muhafız birlikleri mevzilenmiş durumdaydı. Fakat çıkarma başlamadan önce, Beşparmak Dağları’ndaki hemen bütün mevziler boşaltıldı ve diğer bölgelere gönderildi. Darbeyi bu kuvvetler yaptı. Adaya çıkan Türk askerleri ilk beş saat içinde hemen hiç direnişle karşılaşmadı. Tek tük silahlı mukavemet olayları, orada kalan birkaç birimin organize olmayan girişimlerinden ibaretti.

AFRODİTLER KARIŞTI

Oysa Ulusal Muhafızlar’ın iki temel planı vardı. Afrodit 1 ve Afrodit 2. Bunlardan Afrodit 1 Türkiye’nin bir askeri çıkarmaya girişmesi ihtimaline karşı kullanılmak üzere tasarlanmıştı. Afrodit 2 ise Kıbrıslı Türklerin muhtemel saldırılarına karşı planlanmıştı. Yani Kıbrıslı Türklere yönelik bir saldırı planıydı. Ulusal Muhafızlar’ın araçları ve teçhizatı İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma, işe yaramaz şeylerdi. Kıbrıs’taki tek iyi teçhizatlı birlik andlaşmalara göre Kıbrıs’ta bulunan 1000 kişilik Yunan askeri birliğiydi. Afrodit 1’e göre, bu birlik çıkarma nereye olursa oraya kaydırılacaktı. Türk birliklerinin ilk 24 saatte sahile çıkmayı ve orada tutunmayı başaracakları tahmin ediliyordu.İlk gece baskınlar düzenlenip sahil şeridindeki Türk birlikleri tahrip edilecekti. Doğru ya da yanlış, ama planlanan buydu.

Peki bu birlik ilk gece ne yaptı? Girne’de olacağı yerde, Lefkoşa’daki Türk bölgesini işgal etti! Yani, Afrodit 1 yerine, Afrodit 2 uygulandı. Aynı EOKA-B de Türk bölgelerine saldırmaya başladı. Yani bunlar gidip Girne’de Türk ordusuyla savaşacakken, Kıbrıs’ın içinde Kıbrıslı Türklere taarruz etti. Peki bunun anlamı ne? Darbenin gerçekleştiği 15 Temmuz’dan çıkarmanın başladığı 20 Temmuz’a kadar, Kıbrıslı Türklere yönelik tek bir saldırı olmammıştı. 21’inden itibaren Kıbrıslı Türklere saldırı başladı ve Türk ordusu iç bölgelere ilerledi.

Rumlar Türk askerinin ilerlediği istikametteki yerleşimleri terk ederken, Yunan ve Rum birlikleri de Güney’deki Kıbrıslı Türkleri evlerini terk etmek zorunda bıraktı. Böylelikle nüfuslar iki ayrı uca doğru iteklenmiş oldu. Bugün geriye bakıp, ‘Bu yanlıştı’ diyorlar.

Bakın, darbe mükemmel biçimde örgütlenmişti. Hiçbir şey ters gitmemişti. Ama gelin görün ki, çıkarma başladığı andan itibaren herşey ters gitti. Bu sizce bir tesadüf müdür?

TEKRAR AYRINTILAR ÜZERİNDE DURMAK

Daha önce özetini verdiğimiz Ian Craig ve Brendan O’malley’in birlikte yazdığı “Cyprus Cospiracy”(Kıbrıs Komplosu) adlı kitapla Makarios Druşotis adlı Kıbrıslırum yazarın yaptığı açıklamalar birbiriyle örtüşüyor. O günleri bilfiil mevzide yaşamış bir kişi olarak 20 Temmuz günü EOKA-B ve Yunan Birliklerinin Güney’de çıkarma yapılmayacağını bile bile ellerindeki savaş gemileri ve ağır silahlarla Kıbrıs’ın en Güney-batısında bulunan ve gücünün de sınırlı olduğu Baf Kentine saldırmaları benim de aklımı hala daha kurcalamaktadır. Acaba gerçekten Yunan Birlikleri o bölgede kalarak Druşotis’in öne sürdüğü varsayımı mı gerçekleştirdiler? Bu hayatım boyunca benim de aklımı kurcalayacak.

Daha önce yazdım herhalde, 1960 yılında Türkiye Hükümeti Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaşamasından yanadır. Türkiye Özel Harp Dairesi ise yokolmasından. İnönü’nün 1963 yılında olayların başlamasıyla Denktaş ve Küçük’e çektiği telgrafta aynen şöyle dediği yayımlanmıştır: “Geri Cumhuriyet’e dönün”. Eğer ileride Kıbrıslırumlar veya Makarios Cumhuriyet’e sahip çıkarlarsa Türkiye’ye kök söktüreceklerini herhalde İnönü anlamıştır. Bir de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin silahlı müdahale ile kurulacak bir devletten daha da hukuksal olduğunu İnönü’nün bilmemesi imkansızdı. Olayları bilfiil TMT içerisinden takip eden eski Öğretmenler Sendikası kurucusu ve başkanı, Lefkoşa Bölgesi Mücahit Komutanlarından Arif Hasan Tahsin Avrupa(Sonra Afrika) Gazetesi’nde şunları yazıyordu(2):

“ Denktaş Bey, ya da bir başkası, ne derse desin, iki gazeteci avukatın, Ayhan Hikmet’le Ahmet Muzaffer Gürkan’ın öldürülmeleri olayı(1962), Kıbrıslı Türklerin içlerine sindiremedikleri öldürme olaylarının en başında gelen öldürme olayıdır.

Ve, Kıbrıslı Türklerin hiçbirisi, “Denktaş Bey gücenir susalım” diyenlerin dışında kalan Kıbrıslı Türklerin hiçbirisi, Ayhan Hikmet’le Muzaffer Gürkan’ı Yorgacis’in öldürttüğünü kabul etmiyor.

Denktaş Bey’i seven bir dost bakın ne dedi bana: “Bu iki gazeteci avukatın öldürülmesinden Dr Küçük’ün belki haberi vardı ama, Denktaş Bey’in haberi yoktu.

Bir başka dost, ki olup biteni bilebilecek bir dost, Denktaş Bey “Ayhan Hikmet’le Muzaffer Gürkan Yorgacis’in ajanıdırlar, onları Yorgacis Öldürttü” dediğinde çöyle demişti bana: “Adam hiç olmazsa “bilmem” der ve susar.”

Emin Dırvana’nın tavrı, ve Lefkoşa sancaktarlığı ve Bayraktar Yardımcılığı görevinde bulunan Ahmet Göçmez’den duyduklarım ile diğer duyduklarıma baktığımda vardığım sonuç şudur: Ayhan Hikmet’le Ahmet Muzaffer Gürkan’ı, Ankara’dan emir almadan Lefkoşa TMT’si öldürmüştür.

Ve, nedeni de yukarıda belirttiğimiz politik düşünce ayrılığıdır.

Yani, Türkiye ile Kıbrıs Türk Liderliği arasındaki politik düşünce ayrılığıdır neden olan.

Yeniden söylemek gerekirse, “Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamından yana Kıbrıs Liderliği ise, “Rumlarla Yaşanamaz” düşüncesinden yanaki tavırları, Kıbrıs’takileri Türkiye’nin görüşünü destekleyenleri Kıbrıs’ta, ortadan kaldırma noktasına götürdü. Dr. Küçük’le Denktaş’ın bu işin yapılacağından haberi var mıydı ? Bilmem.”

Bayraktar Camisi’nin bombalanmasının faillerini ortaya çıkaran iki avukat öldürülmeden önce, bir CIA ajanı olduğu söylenen ve aynı zamanda hem EOKA’nın kurucularından hem de 1963’te Kıbrıslıtürkleri ortadan kaldırmak için hazırlandığı söylenen AKRİTAS adlı planın da hazırlayıcılarından olan İçişleri Bakanı Yorgacis ile görüşmeye gittiler. Yorgacis, Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğu zaman ilk hükümet kabinesinde İçişleri Bakanı olarak görev yapmaktadır. Hayatlarından da telaş eden iki avukat 1962 yılında vurulmadan önce onu da ziyaret etmişler ve şüphelerini dile getirmişlerdir. Yorgacis’in şüpheli olması önemli değil ama işgal etmiş olduğu makam İçişleri Bakanlığı’dır ve bazı bilgileri ona da aktarırlar. Bu sırada Yorgacis onların sesini gizlice kasete kaydeder. Cinayetler işlendikten sonra şüpheli kişi olarak Denktaş mahkemeye çağrıldığında ve de kasetler de dinlendiğinde avukatların Yorgacis’in casusları olarak niteler ve yakasını bu suçlamadan kurtarır. Kasetlerde Turgut sunalp’in ve bazı askeri çevrelerle TMT çevrelerinin adları geçmektedir. Yalnız şunu da eklemekte fayda vardır: Önceleri Avrupa ve sonraları Afrika ismini alan gazetede gerek Şener Levent, gerek Arif Hasan Tahsin ve diğer yazarların yukarda ve aşağıda yayımladığımız yazıları Rauf Denktaş tarafından kendisini aşağıladılar diye dava edilmiş ve trilyonlarca lira ceza almışlardır. 1997 yılından beri bu gazete Kıbrıstürk toplumu açısından tabu sayılan birçok konuyu ele almış ama iki defa bombalanmaktan, yazarlarına yüzlerce ceza davası açılmaktan da kurtulamamıştır. Tabi ki bu gazetenin Kıbrıslıtürklerin aydınlanmasında önemli bir rolü olmuştur.

Kıbrıstürk toplumu arasında devamlı anlatılan bir söylenti vardır:

Erenköy savaşlarından sonraydı. Ama, belki de 1965 yılındaydı.

Bir avukat Girne’den gelirken elindeki para dolu bir çantayla devrin TC’li Mücahit Komutanı’nın emriyle mücahitler tarafından tutuklanır. Tutuklayanlar arasında istihbarat Y3 personeli de vardır.

Avukatın Kıbrısrum İçişleri Bakanı Yorgacis’le teması olduğu söylenmektedir.

Avukatın eline kazmayı vererek “mezarını kaz”masını istediler. Sonunda avukat Yorgacis’e bilgi sızdırarak para aldığını itiraf eder. Ama bunu Kıbrıslıtürk liderlerden birinin emriyle yaptığını da söyler(2).

DİP NOTLAR

(1)Afrika Gazetesi, 5 Haziran 2002.

(2) Avrupa Gazetesi,26 Şubat 1998, Perşembe.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org