Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 11 Temmuz 2005

Ulus Irkad

 

MİLLİYETÇİLİĞİN BİN TÜRLÜSÜ

Milliyetçiliğin çeşitli şekilleri vardır ve her ne isterse olsun bugün birçok araştırmacı bilimadamı, milliyetçilik ile ırkçılığın bir arada gittiğini iddia etmektedirler. Yani siz milliyetçilik yaparken ırkçılık da yapıyorsunuz demektir.Yani Kıbrıslırumlar “hayır” dediler diye solcu ve uygar ağızla yapılan ve statükonun devamı için yükselen ağız değişikliklerini sezmemek hatadır. Bir kere karşı tarafta da hatalar olabilir. Hatta bu konuda şövenizm ve ırkçılık da olabilir ama bu sizin de statükoyu korumak için çeşitli ağız ustalıkları ile halkın kafasında şüpheler uyandırıp statükonun devamı için oyunlara yatmanızı gerektirmez. Hele hele referandumdan kısa bir müddet sonra Kuzey Kıbrıs’ta büyük bir inşaat patlamasının başlamasının kafalardaki şüpheleri bir o kadar daha artırdığı bir ortamda haddinizi bilmeniz gerekmektedir(Sırası gelmişken söyleyeyim bu inşaat patlamasını ‘Kontr Gerilla’nın –ki Ergenekon olarak da biliniyor- yeni bir oyunu olarak değerlendiren birçok aydın vardır. Bunun yanında AB olayı gündeme girer girmez Türk Kontr Gerillası’nın kendisini emniyete almak için ekonomik olarak yeni yapılanmalar içerisine girdiği ve özel işletmelerle bankaları ele geçirdiği de söylenmektedir).

Bana öyle geliyor ki Ankara’daki egemenlerin buradaki seçimler dahil tüm gelişmelerden daha önceden haberdar oldukları ve de büyük bir hazırlık içinde Kıbrıslırumların ‘hayır’ demelerini bekledikleri emareler vardır. Annan Planı’na Kıbrıslırumların hayır diyeceği bilinmekteydi. Ama sırf gelecekteki bazı suçlar için “AKEL evet diyebilir” muştuları dağıtıldı ve sonunda da beklenen olunca “Işte Kıbrıslırumlar hayır dediler” gibisinden ayaklara yatarak halkın kafası bulandırıldı ve esas istenen amaç takip edildi. En baştaki amaç elbette ki statükonun devamıydı ve daha önceleri olduğu gibi aynı partiye bu defa da aynı oyunlar oynatılarak halkın isyan duyguları köreltildi, işler seçim sathı mailine çekilerek parti menfaatleri çerçevesinden olayların görülmesine çalışıldı. Bu arada da çok iyi halk psikolojileri uygulatılarak halkın o birlikteliği dağıtıldı. Bırakınız halkın birlikteliğini artık emekçi örgütleri arasındaki birliktelik de bertaraf edilerek halkın bir defa daha meydanlara inişi engellenmiş oluyor. Bakın, bugün meydanlarda artık o egemenlere karşı birbiriyle dayanışan halk yerine bölünmüş ayrı cephelerde mücadele eden kesimler var. Sonuç nedir? Sonuç halk birlikteliğinin darmaduman olması ve bunun yerine eski statükocuların politikalarını benimsemiş yenilerin, eskiye bağımlı çözümsüz parçala ve yönet politikaları geçerli.

Iddia ediyorum: Eğer halkın sorunlarına seçim gözlükleri yerine statükoyu ortadan kaldırıp daha sonra çözme açısından bakılmış olunsaydı bugün önümüzde gördüğümüz dağınıklık olmayacaktı. CTP’li arkadaşlar alınmasın ama bu gidiş iyiye doğru bir gidiş değildir. Şu anda halk UBP de başta olsaydı durumundaki sonucun farksız olacağını da görüyor. Yani ha UBP ha CTP demenin başka bir söyleyişi bu. Dinamizm mi getirdi topluma CTP? Yoksa refah mı arttı? Hani UBP-TKP veya UBP-DP dönemlerindeki alım gücü seviyesine getireceklerdi durumumuzu? Eski koalisyon dönemlerindeki yıkımdan dolayı maaşların telafi edildiğini göremedik. Efendim, barikatlar yok olmuş, vergiler indirilmiş ve de ucuzluk varmış. Bunlar CTP’nin başarısı mı? Yani bu olacak olan bir sonuçtu. Marifet bu olumlu gelişmelere rağmen hiç olmazsa halkın o dön emlerde kayıplarının önüne geçmekti. Şu anda eğer geçmişteki yıkımlar yaşanmasaydı alım gücümüzün seviyesi ne olacaktı? Ikincisi CTP bugün demokratikleşme ve sivilleşme konusunda adımlar atmamıştır. Örneğin doğrudur, belki aydın kesimlere karşı(Afrika gazetesine hala yeni davalar açıldığı konusunda iddialar vardır) yeni davalar açılmamıştır ama eski davalar da devam etmektedir. Eski otoritelerin aydın ve gazetecilere karşı açtıkları davalar devam etmektedir. Hala daha yasak bölgede inşaat yaptı diye vatandaşların huzuru kaçırılmakta ve rahatsız edilmektedirler. Güney’de çalışan Kıbrıslıtürklerin çoğunun sendikasız ve sigortasız oldukları da bilinmekte. Hükümet bu konuda ne yapmaktadır? Hükümetin yaptığı hala daha Ankara’dan gelen emirleri uygulama ve milliyetçilik ve ırkçılık yapmaktır. Ha, sözde birleşik Kıbrıs’ı savunuyorsunuz ama koalisyon ortağınızın taksim için yaptığı hareketleri ise engelleyemiyorsunuz.

Dışta Türkiye’nin bir yirmi-otuz sene daha sorunlarını donduracağı söylentileri vardır. Doğru mu? Hükümet ilgilileri bu konuda da hareketsiz ve sessiz. Gül’ü artık Avrupa Parlamentosu’nun kapılarından kovmaktadırlar. Buradakiler bu konularda ne düşünüyorlar. Hele hele imtiyazlı üyelik konusundaki hiçbir açıklamaları yok.

Kıbrıslıtürkler açısından durumlar eskisinden de kötü. Evet, bir balyoz politikası vardı Denktaş ve UBP tarafından uygulanan, ama hiç olmazsa bu balyoza karşı sonunda bir başkaldırı gerçekleşmişti.

Yazık şimdilerde kafayı okşayarak bizi bir kaşık suda boğuyorlar. Ve sezdirmeden ayağımızın altından halıyı çekip alıyorlar. Bu daha da kötü değil mi?

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org