Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 16 Temmuz 2004

Ulus Irkad

 

EN DOĞRUSU NE?

Şimdi bazen kafa patlatmak lazım: Bir toplumun kafi derecede politik bilinci yoksa ne olabilir? Şöyle de düşünebiliriz: Yani bir toplum yaklaşık 30 yıl “Karşı toplum bir öcüdür ve gelip seni yiyecek” diye kandırılmışsa ama yine vesayet altında tutulduğu ülkenin marifetlerine kanarak bencilliğe alıştırılmışsa ve başkalarının acılarını takdir edemeyecek duruma gelmişse buna ne yapılır? Hele gayrı kanuni olarak o toplumun savaş öncesi tuttuğu emlakine, evine ve bilimum herşeyine sahip olmuşsa ve başındakiler de “Birşey değil, ganimet günah değil kutsaldır” diyerek onu kandırmışlarsa o toplumu siz ne kadar yola getirebilirsiniz?

Belki birşeyler yapılır. Örneğin seçimleri kullanırsınız, ganimet döneminin devam edemeyeceğini söylersiniz, toplumun yemekte olduğu rantların başkalarının acıları üzerinde yükseldiğini söylersiniz ama daha elde avuçta bu somut koşulların biteceği üzerinde bir emare yok... Siz sadece müneccimlik yapıyorsunuz. Toplum bir içinde bulunduğu duruma bakar, bir de sizin söylediklerinizle karşılaştırır. Toplum üç yaşındaki kızına veya oğluna gelecekte iş imkanı bulmak için kendisine gayrı hukuki sistemi bahşedenlere yağ çekme eğilimine devam eder. Esasında bırakın sağ partileri destekleyen toplum kalabalıklarını sizi statükonun bir parçası durumuna gelmiş olan sol veya sosyal demokrat durumuna gelmiş partiler bile anlamaz durumdadır. Onlar da statükonun devamından yanadırlar. Esasında bir bakıma da durumdan memnundurlar. Seçimle üç-beş sandalye kapsalar cepler biraz para görse, ona da razıdırlar. İşte bu mentalite dünya hukukuna ters düştüğünden topluma cehennem hayatı yaşatacaktır ama daha o günlere çok vardır. Gelecekte toplum bu açmazları ve de dünyadan izole edilmesi yüzünden büyük acılar ve felaketlerle karşılaşacaktır, bu beyefendileri pek ilgilendirmez. Onlar sadece bugüne bakmakta, statükoya yağ çekme peşindedirler. Sizin partinizin aşırıcı bulunan isteklerini bir nevi seçim malzemesi durumuna da getirebilirler: Örneğin “Toplumda ak-kara belli olmuştur, bakın anavatanı istemeyen tek parti şu grupcuktur. Onların durumu da vahim. Azınlıktadırlar. Anavatanın garantörlüğünü de istememektedirler” gibisinden oy almaya bakarlar. Hatta dıştan devamlı vatandaş yapılmış oylardan da faydalanmak için yeni vatandaşlara sizi hedef göstererek yağ da çekebilirler, hatta ve hatta gizli oturumlarında artık bu rejimin dünya tarafından tanınmayan devletini kendileri artık parti kararları ile tanımaya hazırlanmakta politika değişikliğine girme hazırlıklarına başlamak isterler. Statükoyu kontrol altında tutan rejim tarafından korunma altına da alınmaya çalışırlar. Her olayı oportünistçe kullanırlar ama amaçları esasında statükoyu korumaktır. Halk mevcut statükonun yıkıldığı an geldiğinde politik bilinci az olduğu ve de 30 sene statüko partilerinin peşinde olduğundan dolayı çok oy alıyorlar diye bunların peşine düşer. Bir bakıma halk da elinde tuttuklarının ona kalmasını ve hukuku bir manivela gibi kullandıkları için bu sahte solcuların peşindedir. Belki de duygusal olarak bu iki olgu birbirlerini anlamıştır. Sizin parti yine boynu bükük bu yeni muhabbeti seyreder. Bir nevi yalana dayalı bir muhabbettir bu. Memlekette bir kısım dönekler de tekrar televizyon karşısında solculuklarını ilan ederler. Bunu başkaldıran halka söylemezler hükümete gelmek ve en fazla milletvekilliği çıkarmak için her türlü boyaya bürünürler. “Şu anda reklamlar” diyerek vatandaşlığı bile oy için dağıtma eylemleri başlar seçimler sırasında. AB ülkesi olmak kolay değildir. AB vatandaşlığını bile sırasında satmaya çalışacaksınız bu beyefendilere göre.

Memleketin bağımsızlığı yokmuş, egemenliği yokmuş pek umurlarında değildir.

Onlar için esas amaç oyları artırmaktır. Halka başkaldırı sırasında her türlü sözü vermeye de hazırdırlar. On binlerce halkın önünde rejim, statüko yanlısı partilerle işbirliği yapılmayacağı yönünde söz verilmesine rağmen ilk işleri statüko yanlısı bir parti ile işbirliğine girmek ve bu partinin peşinin bir türlü bırakılmaması olmuştur. Bir diğer parti ise bir zamanlar kendi partisinde bulunanların “Bu memleket bizim” diye slogan atmasından ötürü onları partisinden atmış ve şimdilerde oy getirdiğinden ötürü son beş senedir kendisi bu sloganlara sarılmıştır. Bu işin getirisi vardır diye birkaç show da yapmaz değildir. Ama kendisine “Gel sen de hükümet ol, bakan ol” denildiği zaman koşa koşa görüşmelere gitmekte, ama istediği bakanlık kendisine verilmediği için tekrar feryadı figan ederek bağırmaya başlamaktadır. Bu bir ilkesizlik örneğidir. Statükoyu eleştirecek, onun meclisine milletvekili doluşturacak sonra da en büyük bağımsızlık havarisi kesileceksin. Meclise girmenin, milletvekili seçilmenin veya hükümet olmanın bu memlekette bir maharet olmadığı, bu memleketin 30 yıllık tarihinde belli olmasına rağmen her iki parti de sandalye yarışında kulvarı göğüslemekte, bazen biri bazen de öteki en büyük muhalefet veya iktidar partisi seçilmelerine rağmen ülkenin polis gücünü bile hükümete bağlayamamakta, hep aynı hikaye devam etmekte, “anavatan” denilen ülkeden gelen askeri komutanlarla takışma sahnelerine sebep olmaktadırlar. Oysa seçim önemli mi? Elbette ki bazı ülkeler için seçim önemli. Peki vesayet altında olup size en basit devlet veya hükümet olma yeteneğinizi bile kullanma becerisini tanımayanlara karşı her seçim sonrası el pençe durma onursuzluğu ne getirecek? Her seçim sonrası sıfır sıfır elde hiç aynı noktaya gelir ve “Burada benim gücüm geçer, beğenen kalır beğenmeyen gider” diyen bir vesayet gücüne karşı meclis bir basamak olarak kullanılabilir mi? Polisinize bile hükmedemiyor, sınır kapılarını bile yabancı garantör bir askeri gücün size vereceği sınırlı izinle açmaya çalışıyorsanız, vatandaşlarınızı bile o askeri güç belirliyorsa, ülkede en basit cinai olayları bile aydınlatamıyorsanız sizin egemenliğiniz hangi manavda satılıyor? Başbakanlar astsubaylara bile söz geçiremiyor, bakanınız onların haşlamaları ile havaalanlarında bayılıyorsa, partileriniz devlet tarafından desteklenen bir paramiliter güç tarafından bombalanıyorsa ve siz bunları ortaya çıkaramıyorsanız, başbakanlar aynı güç tarafından tehdit edilip evleri bombalanıyorsa böyle bir ülke nasıl bir ülkedir?

Allah için olsun söyler misiniz böyle bir ülkede seçim yapmanın ne anlamı vardır? Daha fazla bakan ve müsteşar atamanız için mi? Bu çok güzel bir icraat değil mi? Böyle bir ülkede reform yapmanız veya halka inmeniz ne kadar faydalı olacak? Bağımsızlığı egemenliği olmayan bir ülkede başarı derecesi nedir? Kendi kendinizi kandırmıyor musunuz? Ne yaptınız veya ne yapmaktasınız ki? Ülke ülke dolaşıp,Türklük-Rumluk diye kendi sorununuzu ne kadar reklam edeceksiniz? Hem sonra nereye kadar inandırıcı olacaksınız? Sizin ülkenizde bütün insan hakları sorunları çözüldü mü? Yani şu anda en basitinden ülkeyi sivilleştirebildiniz mi? Asker sivilin kontrolünde mi? Nedir şu üst Koordinasyon Kurulları? Şu yardım heyetleri nedir?

Söyler misiniz bana? Daha ne kadar hükümetçilik ve sahte seçim oyun havaları oynanmaya devam edilecek bu ülkede? Bizim bu durumları durduracak alternatiflerimiz yok mu? Ben AB vatandaşıysam, 30 senedir beni baskı altında tutanlara karşı söyleyecek, ve dünyaya kaykıracak sözlerim de olacaktır. Kusura bakmayın ama bu rezillik içerisinde boykot yapmak en iyi politika gibi geliyor bana. Siz ne dersiniz?

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org