Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 17 Temmuz 2003

Ulus Irkad

 

Tek Kalede Maç Yapmak Zor Üstelik Kaleci Hantallaşmışsa

Rakip takım onbir futbolcusu ile maça her zamanki gibi hazırdı. Her zamanki gibi kollektif oynayacaklarsa rakip takımı sahada rezil edeceklerdi. Söylemesi hoş ama onların karşısındaki takımın 11 futbolcusu silik karakterlerden müteşekkildi. Topa vurmaları bile hep tecrübeli kaleci tarafından emir altındaydı. O ne derse yapıyorlardı. Hantal ve şişman kaleci bunca yıldır taktik olarak topu devamlı taca ve kornere attırarak maçları kazanmıştı. Veya uyarına gelirse topu ortadan kaldırmak da fayda sağlıyordu. Kaleci yaşlanmasına rağmen kırk yıldır bu kaleyi koruyordu. Ve bir durum daha vardı; takımın taktikleri kırk yıllık eski taktiklerdi ve de hep savunma yapılıyordu. Bu hantal kaleciye göre yarı sahada olmak bile bir başarıydı ve önemli olan skoru fazla zorlamamaktı. Beraberlikler ve yarı sahadaki hakimiyet bilhassa kaleci için oldukça önemliydi. Arada sırada takımın tek güçlü adamı olan bu hantal kaleci onsekiz dışına çıkıp forward veya liberoların bile görevini yapabiliyordu. Onlarca senedir güçlü olduğu müddetçe hep bunu yapmıştı hele bir de seyirci ve yönetici desteği de arkasındaydı ya, gel keyfim gel. Transfer paralarının çoğunu bile kendisi alıyordu. O tek kalede oyun oynayan bir oyuncu olduğu için diğer oyuncuların kendisinden üstün olmasını da istemiyordu. Tüm maçlar da kendi yarı sahasında oynanmakta, offside taktikleri, taç atışları ve de kornerlerle bütün oyunları berabere geçiştirmeyi başarıyordu.

Başarıyordu da takımının en fazla aldığı puan tek puandı. Bazen gol yedikten sonra kendi seyircilerinin de aleyhte tezahüratı olmuyor değildi. Ama olsundu o hala daha yıldızdı. Esasında maçları da yarı sahada oynarken gollük kurtarışları ile süslüyordu. Gel zaman git zaman artık yaşlanmaya başlayan kaleci faullar yapmakta, daha fazla goller yemekte ve takımını da kümeden düşürmeye doğru götürmekteydi. Dünya gelişmekte ve gelişmekte olan dünyada yeni taktikler kazanan rakip takımlar bu yarı sahadaki savunmayı da çok kolay bir şekilde geçerek goller atmaktaydı. Artık Şişman kalecinin offside, taç ve korner taktikleri de bir fayda vermemeye başlamıştı. Kaldı ki bu taktikler fayda verse bile şişmanlayan kaleci yerden kendine doğru yavaşça süzülmeye başlayan topu da ağlarda görmeye başlamıştı.

Kıbrıs Türk halkına liderlik edenlerin şu andaki pozisyonu örneğini verdiğimiz bu takıma yön veren şişman ve hantal kaleciye çok benziyor. Kendi kendini ne kafayen ne de fizikman yenileyememiş bir liderlik şişman ve hantal kalecinin içine düştüğü açmazla karşı karşıya kalmaktadır. Kıbrıs Türk toplumu ne 1974 öncesi ne de 1974 sonrası istediği özgürlük ortamını yakalayabilmiştir. Demokrasinin geldiği anlarda bile özgürlükleri ortadan kaldıran icraatlar her zaman için ortaya çıkmış ve toplumun özgürleşmesinin önünü tıkamıştır. Demokrasi denmiş ama seçimlerine şaibe giren bir ülke durumuna gelinmiştir. Tabi bu yönde eleştiri ve tartışma yapan veya düşüncelerini açıklayan aydın kesimler de devamlı olarak cezalandırılmışlar ve bu kişilere karşı yapılan baskılar da toplumu yönetenlerin hukuk anlayışlarının bir yansıması olmuştur. Liderlik demokrasi ve özgürlük isteyen toplum bireylerine karşı Rum ve Yunan tehlikesini ortaya atmış ve bu yönde de topluma korku verebilmiş ve de 29 sene başta kalmayı başarmıştır. Fakat dünya politikası artık öyle bir noktaya gelmiştir ki ne böyle politikalara ne de beklemeye veya ayak sürümeye izin vermemektedir. Büyük emperyalist devletler bile artık kendi çıkarları açısından Ortadoğu’da Kıbrıs ve Filistin’de dahil bir ince ayar yakalamaya çalışmaktadırlar. Bizdeki liderlik ise dünyadaki bazı değişikliklerin farkına varmayarak bir zamanlar kendilerine arka çıkan bu güçlere karşı da ayak diremeye başlamıştır. Irak konusunda bölgede ABD ile Türkiye arasında sorunların olduğu ortaya çıkmıştır. Süleymaniye’deki olay bu farklılık ve sorunların en son noktası olmuştur. Dolayısıyla büyük devletlerin temsilcileri bile bugün Kuzey Kıbrıs’taki politikalardan ve politikacılardan şikayet etmeye onlara eleştiri getirmeye başlamışlardır. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk liderliği ta başından beri Batı’daki büyük devletlerin yandaşı olduklarını birçok hareketleri ile geçmişte ortaya koymuşlardır. Türkiye’de kapitalizmi restore etmek için yapılan bütün hareketlerde sol ve emekçi kesimler hep zararlı çıkmışlardır. Şimdilerde ise sırf demokratik normları uygulamamak için sol ağızla Batı’ya saldırmak pek de inandırıcı olamamaktadır. Hala daha bu totaliter etki maalesef devam etmektedir. Dinamik Türkiye çalışan kesimleri seslerini hala daha çıkaramamaktadırlar. AB üyeliği ile Batı’daki emekten yana normlar bu sesin çıkmasını ve de bürokrasinin yanında emekçilerin de söz sahibi olmalarını getirebilecektir. Elbette ki emekçi kesimler bu olanağı elleriyle itemezler. O mevziden başlayacak kavgaları olacaktır. Batı’daki gelişmeler de, çalışma konvensiyonları da geçmişte emekçi sınıflarının vermiş oldukları mücadelelerin bir sonucudur. Hukuk halk için vardır. Ve Batı’daki hukuk emekçi kesimlerin tümüyle olmasa bile yararına çalışmak mecburiyetindedir. Çalışmadığı takdirde Batı’daki emekçi unsurların nasıl ayaklandıkları ve de isteklerini ortaya koyduklarını medyadan izlemekteyiz. Batı çalışan kesimleri ağır kapitalist koşullara karşı elbette ki başkaldırmaktadırlar. Kaldıracaklardır da. Ama o emekçi denizinin içerisine girecek olan Kıbrıs ve Türkiye emekçi kesimleri mücadelelerini daha da hızlı bir şekilde hızlandıracaklardır. Totaliterizm altında Türkiye emekçi kesimlerinin 1980 yılından beri tam bir başarı kazandıkları da görülmemiştir. Fakat muhakkak ki elde edilen mevziler de olmuştur. AB tartışmaları gerek Kıbrıs’ta gerekse Türkiye’de bir dalgalanma ve heyecan yaratmıştır. Bunun motivasyonu bile sarsıntılar yaratmaya sebep olmaktadır. Kendimizi AB’ye girilecek diye tamamıyla sorunlar çözülecek pozisyonuna oturtmamamız gerekmektedir. Esas mücadele ve ağır sorumluluklar ancak o zaman başlayacaktır.

Emekçilerin demokrasi, hak ve özgürlük mücadeleleri her zaman ve şartta sürecek kazanılan her mevzi de değerlendirilecektir. Yeni dünya uygarlığı emekçilerin örgütlü ve de iyi bir liderlik eşliğindeki mücadeleleri ile oluşacaktır.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org