Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 19 Temmuz 2005

Ulus Irkad

 

KIBRIS’TAKI GELIŞMELER IÇIN GENEL BIR DEĞERLENDIRME

Geçen hafta Radyo Mayıs’ta Şener Levent(Afrika Gazetesi) doğru bir değerlendirmede bulundu. “Muhalefettte bulunan YKP, BKP, BDH ve KSP gibi partiler toplanarak bir karara varsınlar ve dünya kamuoyuna Kuzey Kıbrıs’ta bulunan yönetimin tamamıyla Türkiye’ye bağımlı olduğunu ve aynı devletin hem içişlerine hem de dışişlerine müdahalede bulunduğunu, bu yönetimin bağımsız, özgür,egemen ve sivilleşmiş olmadığını, AB’ye ve BM’ye şikayet etsinler.” Doğru söze başka bir ekleme yapılmaz. Fakat söylemlerini bu doğrultuda açıklamalar yaparak ve benzer söylemlere yer vermekle kendilerini belirleyen bu partilerimizinYKP dışında, bu kampanya veya başkaldırı sonucunda “Seçimlere katılıp meclise girelim”belgisine hizmette kusur etmediklerini ve de sonuçta meclise girmek için Kuzey Kıbrıs burjuvazisi ile işbirliğine bile girmekte gam yemeyerek bizleri “Emperyalist ajanı” diye niteleyerek varlarını ve yoklarını or taya koyarak, yukarda olmadığını söyledikleri bu değerlerin sadece meclise girerek muhalefet yapmakla elde edilebileceği kararına varırlarsa ne yapacağız? CTP’den farklı ne yanları kalacak? CTP de yukarıda söylenen değerleri elde etmeden bizlere sadece meclisi hedef göstermedi mi? Sonuçta Akıncı dahil, YKP dışındaki bu partiler CTP’nin yaptığı madik gibi mecrayı seçimlere döndürürlerse ne olacak? Ya “BOYKOT-BOYKOT” diyerek son iki-üç gün BDH propagandasına başlayan ilkesiz gazeteler için ne diyeceğiz? Ha, seçimlere bu değerleri elde edersek katılmamak için bir neden de yok. Ama adam gibi ilkeli mücadele yapılması şartıyle öncelikle. Elbette ki bu partilerimizin doğru bir tavır koyarak bu belgiler bayrağı altında mücadele etmeye karar vermelerini selamlamak ve de bu belgilerin Kıbrıstürk toplumu için varolma noktası olduğuna karar vermeleri oldukça önemlidir ve büyük bir gelişmedir.

Şunu da söylemekte beis görmemek lazımdır: BKP,BDH veya KSP’nin adayları seçimlerde koltuk kazanıp meclise girmiş olsalardı birşey mi değişecekti? Zehra Cengiz veya Beşiktepeli Cumhurbaşkanı olsalardı bu şartlar altında ne yapacaklardı? Bana veya bize göre hiç. Doğru noktaları veya doğru teşhisi koyanlar için hiçbirşey yapamayacaklardı. Şimdi bazılarının ses çıkardığını da duyar gibiyim: Hiç olmazsa olmayan bir muhalefetin sesi olacak ve sol muhalefet meclisten sesini yükseltecekti. 30 senedir mecliste muhalefet yapmak yetmedi de siz mi halledeceksiniz muhalefet yapmakla meclis içerisindeki memleket meselelerini yiğitler! Türkiye militer kastı sizi mi takacak yani? Gülerler halinize be! Hani ne oldu çözüm ve barış isteyen partiye? Akıncı değil miydi seçimler sırasında böyle nitelikleri olan parti adaylarına yani gizli kapaklı çözüm partilerine oy verin diyerek aslında “CTP’ye oy verin” diyen. Y ani CTP’ye oy verin denmemiştir ama mahcupça bu demek istenmiştir. Gene unuttuk mu Türkiye ziyaret edildikten sonra kuzuların sessizliğini oynayıp “Türkiye eskisi gibi müdahale etmeyecek” diyenleri. Yani Türkiye 30 sene öncesinden başlayan nüfus yığmaları ile gereken nüfus potansiyeline ulaştıktan sonra artık zaten müdahale etmek istemeyecek ama mahdumumuzun yaptığı gibi elbette el altından icazet alıp Türkiyeli oyları alıp hem hükümeti hem de Cumhurbaşkanlığını sahiplenecek. Yani buradaki zaferin hikmeti keremi alın akı ile başa geçmek değil icazet alındığından dolayı başa geçmektir. Burada seçim yarışları devam ederken refiklerimiz boş durmamışlar el altından gizlice ilişkiye geçip hem “iyi sıhatte olsunlarla” hem de Tayyip yeğenle işi pişirmişler. Ama bizim Kanarya Adaları Fatihi ta işin bu derece olduğunu farkedene kadar bir taşla çok kuş vurulmuştur.

Hele işadamları ile aynı gün bildiri ve broşür dağıtarak sosyalizmin YKP gibi gerici bir partiye karşı(!) bir gereğini yapan bizim kızıl sosyalistlerimiz(!) ise öyle bardaklar devirdiler ki hangisini yazsam acaba? Teknik nedenlerden ötürü seçimlere katılmayıp “çözüm ve barış isteyen partilere oy verin” şeklindeki çağrı rezilliklerini mi? Yoksa kendilerine göre Stalinizmin ve de Leninizmin(!) bir gereği olan statüko meclisine girip ötmeyi hedefleyen taleplerini mi yazayım? “Işgal var” diye teşhiste bulunacak, memlekette 30 yıldır varolan müdahaleleri yokmuş gibi farzedip buna karşı onurlu bir şekilde mücadele edenleri de gerici, CIA ve emperyalizm ajanı olarak belirleyip halkı işadamlarıyla birlikte aynı gün seçimlere gidip oy kullanmaya çağıracaksınız ama o oy sandıklarının bile sahte olduğunu o çok gururlandığın sosyalist veya Komünist ideolojinle görmezlikten geleceksin. Böyle sosyalistleri statükolar çok sever. Böyle enayilik yapanları da.... Hele sabah akşam CTP geleneğinden gelmekle öğünüp her an kendisine CTP’den teklif gelse içine dalacak olan “arkadaş” gibilerinin YKP söylemlerine sarılıp sonuçta meclise gelin işaretini de hiç unutamayız. Ve hala daha aklını seçimlerle bozup böyle bir birliktelikte bile mücadeleyi yarıda bırakıp partisine de koşmayacağını bilemem.

Efendim, somut şartların somut tahlilini bütün ustalar tekrarlarlar. Ama sosyalistlere tahlil yaparken devamlı olarak aynı yanlışlara düşün de demezler. Sizin barışçı ve çözümcü dediklerinizin aslında kimlerle icazet içerisinde bulunduklarını bugün bir ideoloji sahibi olmayan en basit vatandaş bile görebilir. En büyük hataları genelde kendilerine, bilgilerine ve de kıdemlerine güvenen en tecrübeli şoförler daha fazla yaparlar. Bizim hesap da bu. Adam Türkiye’de veya Londra’da yaşayacak ve benim buradaki yaptığım mücadeleyi benden daha fazla ayrıntılarıyla bilmeye çalışacak. “Karl Marx veya Lenin bugünkü şartlarda Kıbrıs’ta yaşasaydı acaba neye karar verirlerdi?” diye kendi kendimize hiç soru sormayacağız ama Lenin, Sovyetler veya başka bir ülke için 1905 yılında bunu yazmıştı diye getirip onu Kıbrıs’a uygulayacağız. Bazen o yüz sene önceki öngörü şimdilerde de doğru olabilir. Ama yeni şartlarda olmayabilir de. Örneğin Stalin’in veya Lenin’in ulus tanımlarının Yahudiler için şimdilerde doğru olmayabileceği gibi. Yani 2000 sene önce topraklarından sürgün edilen bir halkın tekrar toparlanıp bir ulus olabilme özelliğine emperyalizmin zorlaması ile bile olsa sahip olabilmesi...

Tabi ki bu yazdıklarım bir özeleştiri. “Bu Memleket Bizim Platformu” ve diğer partiler de içinde olmak şartıyla özeleştiri yapıp tekrar mücadeleye başlayacaklarsa YKP’deki arkadaşların ve bizim ve de doğru tavır içinde olanların elbette ki yeri böyle bir örgütlenme içinde olmaktır. Istediğimiz ve mücadelemizin de amacı buydu. “Haydi çocuklar! tekrar meydanlara ve sokaklara” diyorum.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org