Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 1 Temmuz 2004

Ulus Irkad

 

DİYELİM Kİ KIBRISLI RUMLARIN ÇOĞU ŞÖVENİSTTİR...

Son zamanlarda artık soldan da gelen ve toplum tarafından alışılan bir yeni imajla karşı karşıyayız. Kabul ediyorum bu olumsuz imajı kuvvetlendiren çok fazla olaylar vardır. Örneğin birkaç gencin başlarından tırnaklarına kadar soyularak Güney Kıbrıs Ledra Palace Barikatı’nda Kıbrıslı Rum Polisi tarafından aranması. Kıbrıslı Rum Polislerin ırkçılığa kadar varan aşağılamaları, “Larnaka Havaalanı veya Barikatlarda “Kökenin nedir, Rum mu, Türk mü?” gibisinden soruları, “Arabanın arkasındaki kaçak malları görelim” hatta “Sen Türksün, sen Kıbrıslı değil, Türksün” şeklinde yaklaşımları... Bunlar Güney’deki faullar ve Güney’den gelen tatsızlıklar. Kıbrıslı Türklere daha fazla Güney’de rençberlik işinin uygun görülmesi... Bunlar onaylanamayacak hareketler. Peki ama bu olumsuzluğa rağmen barikatların açılmasından sonra onbine yakın kardeşimizin Güney’de şöyle veya böyle iş bulmasına n e demeli? Eroğlu ve UBP çok mu iş vermişti? Tabi Kuzey’deki faulları devamlı yazdığım için şimdi yazmıyorum ileride onları da yazacağım. AKEL’’in tarihten gelen hatalarına referandum sırasında da devam etmesi... Şu anda Hristofyas’ın iki halkın birlikteliğine çağrı yapan demeçlerine gölge düşürüyor. Hatta geçen haftalarda başarılı geçen ikitoplumlu Müzik ve folklor şöleninde Derinya’da bu olay daha da fazla göze çarpıyordu. Halk her ne kadar da Hristofyası(Derinya Köyü referandumda %58 “evet” oyu kullanmıştır) alkışlıyorsaydı da çoğunluğu göçmen olan bu halkın yüzündeki intiba veya aralarındaki mırıldanmalar bize herşeyi yansıtıyordu. İkitoplumlu koroda Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk üyeler arasında Hristofyas’ı alkışlamayanlar da vardı, mırıldananlar da. Derinya’da hiçkimse referandum sırasındaki genel sonuçtan memnun değildi. AKEL’in davranışlarından da. Ama şimdi biz buna boşverip şunu söyeleyebilir miyiz:

“Bütün Kıbrıslı Rumlar aynidir. Eninde sonunda Kıbrıslı Türkler üzerinde tahakküm kurup Kıbrıs’a sahip olmak istiyorlar” . Bunu söylemek ne kadar hakka ve hukuka sığar? Genelleme yapmak ve bu şekilde düşünmek şövenizmin bir politikası değil mi? Yani bizler, bilhassa kendine solcu veya demokrat diyenler, Kıbrıslı Rumları gördüğümüz zaman başka, arkalarında başka konuşursak hata yapmış olmaz mıyız? Bütün bunlara karşın Derinya halkının o samimiyetini, o insancıllığını, o misafirperverliğini, o bize karşı davranışını görmemezlikten gelmeye değer mi? Mağusa Belediyesi Müzik grubu, ikitoplumlu koro ve ikitoplumlu folklor ekiplerinin başarılı gösterileri, Derinya Belediyesi kültür tiyatrosunun Kıbrıslı Rum halk tarafından hıncahınç dolduğu bir yerde meydana geldi. Ne isterse olsun gerek Derinya Belediye Başkanı ve de gerekse Sayın Arif A lbayrak’ın samimi ve de cesaretli davranışllarını da burada takdir ediyorum. Hele böylesi bir durumda, Kıbrıs’ta bazı “sol” kesimlerin bile iki halkı birbirinden uzaklaştırıcı veya samimiyetleri ortadan kaldırıcı hataların ve de konuşmaların yapıldığı bir ortamda bu tip etkinlikleri devam ettirmek gerekir diye düşünüyorum. Bu etkinliğe emek koyanları da buradan takdir ve tebrik duygularımla alkışlıyorum. Ama bundan sonra hem bizdekilerin hem de oradakilerin demeçlerine çok dikkat etmeleri, iki toplumun arasını açıcı demeçler değil kucaklayıcı demeçlere önem vermeleri gerektiğini ve beraber çözüm bulucu, dayanışma içerisinde daha dinamik ve daha cesaretlendirici olarak, politik çözümler bulunması üzerinde de baskıcı olunması gerektiğini, buradan ısrarla vurgulamak istiyorum.

Derinyalı bir Kıbrıslı Rum arkadaşımın da dediği gibi: “Elbette ki yanlışlar olursa, bu AKEL’den gelse bile, Kıbrıslı Türk vatandaşlarımız tarafından eleştirilmelidir. Geleceği birlikte kuracak olan bu iki toplum eğer biribirlerine gördükleri yanlışları söylemezlerse hataya basamak olurlar. Ben AKEL eleştirilemez sözüne karşıyım. Aksine AKEL’i eleştirmeyenler AKEL’e en büyük kötülüğü yapıyorlar. Ama AKEL’i eleştireceğim diye Kuzey’de bazı politikacı veya partilerin okları, şövenizm yerine Kıbrısrum halkına çevirmeleri ve iki toplum arasında husümet yaratmaları da onaylanamaz. Bir kere başka bir gerçeği ortaya koyalım. Bizler, yani Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs’ın büyük bir toplumuyduk. Ama ilk milliyetçi başkaldırılar bizden geldi. Enosis’i biz istedik. Kıbrıslı Türklerin bizim bu irredentist yaklaşımımıza boyun eğmesini istedik. Bu konud a da biz kaybettik ve sana şunu da söyliyeyim kabahatın büyüğü de bizimdir. Bu duruma gelmemizde bizim payımız vardır. Güney’den şu çok iyi görülmeliydi: Kıbrıslı Türkler tarihin hiçbir döneminde, içerisinde bulundukları baskı rejimine bu kadar kafa kaldırmadılar. Seçimler de, referandum da, Türkiye’deki bazı değişimler de (AB ve hükümet dahil) Kıbrıslı Rum politikacılar tarafından kaale alınarak değerlendirilmeliydi. Son ana kadar Annan Planı’na onay veren Papdopulos son anda Denktaşsız kalınca herşeyi allakbullak ederek Türkiye’deki militer rejime de fire verdi. Dünyaya çarkının nedenlerini de anlatamadı. Kıbrısrum egemenleri ve Güney’deki rejimin bir parçası olan AKEL esasında AB olayı ile Kuzey’deki Kıbrıstürk toplumu ile geliri paylaşma noktasında herşeyi kopardı. Esasında Papadopulos’un ortaya sürdüğü gibi ne Asker ne de yerleşikler birer ciddi problemdi. Esas problem şundaydı: Kıbrıslı Rum egemenleri ve halkın çoğunluğu elde ettikleri geliri Kıbrıslı Türklerle paylaşmak i stemiyorlar. Esas konu bu. Yani taksimi şu anda bizim taraf(Kıbrısrum tarafı) gerçekleştirdi, Kıbrıslı Türkler değil. Bizler... Ama bu konu burada bitmeyecek. Er ya da geç AB ve büyük güçler Kıbrıs’ı tekrar birleştirme çareleri arayacaklar. Bu konuda Papadopulos çok çekecek. Avusturyalı Heider’in durumuna da düşebilir. Tabi eğer sizin taraf “evet”i taksim için kullanmazsa... Şu anda referandumda “hayır” diyenler de referandumu soruşturarak hata yaptıklarını söylemektedirler. Göreceksin zaman içerisinde bu konu gene ayyuka çıkacaktır. Bana göre Kıbrıs Sorunu bir on veya yirmi sene uzamış olabilir ama dediğim gibi dıştan gelecek baskıların sonucunda bazı şeyler de değişebilir. Bir de Güney’de tipik bir kapitalist sistem oluşmuştur. Bu kapitalist sistemden dolayı Kıbrıslı Rum çoğunluğun değer yargıları oldukça değişmiştir. Ama AB konusunda da bu mentalite oldukça zor çekecektir...”

Bu benim çok yakından tanıdığım Derinya köyünden bir arkadaşın söyledikleriydi. Ama bunun yanında %26’lık “evet” oyları ihmal edilemez diye düşünüyorum. Bu Güney’de yaklaşık yüzbin kişiye denk geliyor ki küçümsenemez. Bu insanlarla hatta “hayırcı” kesimlerle bile diyalog sürdürülmelidir. Dahası ilişkiler daha da sıklaştırılmalıdır. Gazi Mağusa Belediyesi ve Derinya Belediyesi gibi belediyelerin bu etkinlikleri onaylanmalı ve takdir edilmelidir. Tüm olumsuzluklara rağmen AKEL içerisinde küçümsenmeyecek oranda bir muhalif kesimin olduğunu ve Güney’de AKEL yöneticilerinin çözüme endeksli olumsuz politikalarına rağmen AKEL’in de içerisinde bulunduğu kesimlerin ikitoplumlu etkinliklere açık olduğunu belirtmemiz gerekmektedir.

Geceleyin Sayın Hristofyas konuşmasını bitirdikten sonra halktan bir Kıbrıslı Rum hanım tanıdık bana şunları söylüyordu: “Onun şimdi barış için verdiği bu mesaja ne kadar güveneyim?”

Herşeye rağmen İkitoplumlu yakınlaşmaya devam etmek ve ısrarlı olmak gerekiyor diye düşünüyorum...

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org