Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 27 Temmuz 2004

Ulus Irkad

 

ALTERNATİF TARİHTEN KORKMAK

Kıbrıslı Türklerin alternatif bir tarihi vardır. Bu tarihte geçmişte yapılan yanlışlıkların görülüp bir daha yapılmamasını ve Kıbrıs’ta yapılacak bir andlaşmanın çözüm ve barış getirmesini savunmak ve Kıbrıs’ın artık sonsuza kadar huzur içerisinde olması vardır. Ne var ki bu tip bir tarihi yazmak için ortaya çıkanlara şimdiye kadar pek iyi gözle bakılmamıştır. Gazete köşelerinde veya kitaplarda bu tarihi yazmaya çalışanlara karşı düşman gözle bakılmıştır. Şimdiye kadar çocuklarımızın kendilerine öğretilen tarihle ilgili olarak pek birşey öğrenmediklerini üstelik tek taraflı bir tarih anlayışı içerisinde dünyaya da ters düştüklerini belirtmemiz gerekmektedir. Peki ama şu da hemen muhakkak sorulacaktır: “Kıbrıs Rum tarafında daha iyi bir tarih mi öğretiliyor?”. Elbette ki öğretilmemektedir. Ve şimdi ben de sorayım: “Kıbrıs Rum toplumu ilgilileri çocuklarına alternatif tarih ve ya düşünce şeklini veremedikleri için daha iyi mi yapmışlardır?” Tarihin hiçbir zamanında “Ben haklıyım” düşünce modeli ile hareket etmek yoktur. Empati yapmak, kendinizi düşmanınızın yerine koymak ve tarihi o şekilde algılamak daha da iyisidir. Yani şimdi Kıbrıslı Rumlar tarihi bu kavrayış içerisinde öğretmediklerinden dolayı hep doğru mu hareket etmişlerdir? Ya, Kıbrıs tarihinde yaptıkları yanlışlar nereden kaynaklanmaktadır? Çektiğimiz sıkıntıların başlıca nedenleri arasında bu yanlışlıkların olduğunu kabul etmemiz de gerekmektedir. Ne olmuştur? Tarihin gerçek bir şekilde öğretilmemesinden dolayı belli ve önemli tarih momentlerinde Kıbrıs Rum toplumu da yanlışlıklar yapmıştır ve bilindiği gibi bu yanlışlıklar hala daha da yapılmaktadır. Tabi öncelikle demokrat aydınlar olarak bizim görevimiz Kıbrıslı Rumların tarihsel yanlışlıklarını bulmak değildir. Onların demokrat ve aydınlarının en öncelikli görevi bunu yapmalarıdır çünkü bizi m de araştırılırsa onlardan kalır tarafımız yoktur.

Bugüne kadar ulusal değerlerin Kıbrıs Türk toplumu içersinde eleştirildiğini gördünüz mü? Ben, bir zamanlar ismi Avrupa gazetesi olan gazete bu konuların üzerine gittiği bu gibi yazıları yayımladığı günün gecesi BRT ekranlarında bu gazeteye yönelik tehditlerle askeri birliklerin yürütüldüğü haber programlarını yakın zamanlarda anımsamaktayım. Hele büyük büyük yerlerde bulunan politikacıların bu konuların konuşulmaması için aydınları baskı altına aldıkları veya onlara yönelik açıklamaların yer aldığı televizyon veya radyo haber programlarına da şahit oldum. Yani bizim de Kıbrıslı Rumlardan kalır tarafımız yoktur.

Kıbrıs tarihinin karanlık köşelerinde alternatif tarihi destekleyecek çok bilgiler vardır. Örneğin İsmet İnönü’nün 1963-64 olaylarının şiddetlenmesini ve Türkiye’nin müdahalede bulunmasını istemediği, TC devletinin dünya hukukuna ters düşmesini onaylamadığı bilinmektedir. Son zamanlarda bunların emarelerini görmekteyiz. Bunlar ders kitaplarında pek bilinmez. Oysa bu bir önemli gerçektir. Kıbrıslı Türk liderlerin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni onaylamadıkları üzerinde birçok delil ve belge vardır. 1963-64 yıllarında İnönü ve Kıbrıs Türk liderleri arasındaki mesaj teatileri bunları göstermektedir.

“Adada emniyetin tesisi için gerekli tedbirler alınması ve kısa zamanda Cumhurbaşkan Muavini ile Türk Bakanlardan başlamak üzere bütün Türklerin peyderpey devlet teşkilatındaki vazifeleri başına dönerek Kıbrıs Rumlarının menfi faaliyetlerine karşı, devlet mekanizması dahilinde, anayasa ve kanun yollarıyla sebatla ve metanetle mücadele etmeleri milli davamızın başarısına büyük ölçüde yardımcı olacaktır... Kıbrıslı kardeşlerimizin, Adada emniyet teessüs edince, normal işleri başına dönmeleri, Kıbrıs meselesinin nihai hal şekli hakkındaki malum tezimizin terki manasına katiyyen tazammun etmeyecektir...” (1)

Halbuki bazı belgelere göre Kıbrıs Cumhuriyeti’ni terk etmek için Kıbrıslı Türk liderlerin de daha önce hazırlanmış planları vardır(Türkiye Özel Harp Dairesi ile beraber). Gerçi bu resmi ağızlardan açıklanmamıştır ama bazı eserlerde örneğin Glafkos Klerides’in kitaplarında açıklanmıştır. Kıbrıslı Türk yetkililer veya liderler bu plan hakkında herhangi bir açıklama yapmamışlardır ama böyle bir plan yoktur diye de kesin bir söz söylememişlerdir(Geçici Merhale Planı, Glafkos Klerides, My Depositions).

Kıbrıs Türk tarih kitaplarında 1962 yılında öldürülen iki Kıbrıslı Türk gazeteci ve avukat Ahmet Gürkan ve Ayhan Hikmet’ten de pek söz edilmemektedir. Oysa bu iki gazeteci avukat Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaşamasından ve demokratikleşmesinden yanadırlar. Öldürülmeden önce Yorgacis’e yaptıkları şikayet sırasında seslerini kaydeden Yorgacis (ki birçok belgede CIA ajanı olarak suçlanmaktadır) daha sonraları mahkemede bu insanların kendisine Bayraktar Camisi’nin bombalanması sırasında Kıbrıs’ta Türk Alayı’nın komutanı olarak bulunan Turgut Sunalp’ın da bu olaylarda parmağı olabileceğini açıklamıştır. Nitekim Türkiye’de militer ve resmi istihbarat çevreleri ile yakın ilişkileri olan Doğu Perinçek’in partisinin çıkardığı 22 Haziran 1997 ve 5 Ocak 1997 tarihli “Aydınlık dergileri” bu yönde yayın da yapmışlardır. Bu dergi Turgut Sunalp’in 1960’lı yıllarda Kıbrıs’ta görevli iken “Ergenekon” adlı küçük bir kontrgerilla hücresi kurarak Kıbrıs’ta bazı eylemlere imza attığını ve aynı örgütün Türkiye’de iki darbeye de önderlik yaptığını iddia etmiştir(Erol Mütercimlerin ağzından). Öldürülmeden önce iki avukatın da tesbitlerinde pek yanılmadıklarını bu bilgilerden de söyleyebiliriz. Tabi ki resmi tarih bu bilgileri vermeyecek ve bu camilerin Kıbrıslı Rumlar tarafından bombalandığını yazacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Kıbrıs Cumhuriyeti Büyükelçisi Dırvana’nın Kıbrıs’taki elçilik günleri de oldukça hareketli geçmiştir. Dırvana Kıbrıs’ta daha fazla Kıbrıslı Türk liderlerle çatışmıştır. Silahlı olayların olmaması, aradaki ilişkilerin bozulmaması için canla başla çalışmıştır. Ne var ki o günlerde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özel Harp Dairesi arasında da bir çatışma vardır. Kıbrıslı Türk liderler de Özel Harp Dairesi ile birlikte çalışmaktadırlar. Aynı şekilde hareket etmektedirler. Belgeler onların da taksimden yana olduğunu göstermektedir. 1963-64 olaylarının patlamasından bir müddet sonra İnönü Hükümeti düşecek ve Özel Harp Dairesi daha serbest bir şekilde çalışmaya başlayacak, dahası Kıbrıs Sorununu da istediği mecraya taşıyacaktır. 1960, 27 Mayıs Darbesinden sonra zaten darbeyi yapanlar arasında da çatışmalar başlayacak, bunun yanında kısa zamanda artık darbeyi yapanlar da sola karşı olduklarını yer yer belli etmeye başlayacaklardır. Hele hele 1962 yılında Türkiye’de yapılan anayasa bu bürokratik kesimi de oldukça rahatsız edecektir. 12 Mart 1971 sonrası ise bu anayasayı tasfiye etmek için fırsatlar yaratılacak, iç kargaşa var ikazını öne sürerek sonraları 12 Eylül Darbesi ile daha baskıcı bir anayasa getirilecek, bütün bu çatışmalar yaşanırken Kıbrıs’taki demokrat ve ilerici unsurlar da tasfiye edilip Türkiye derin devletinin “istirdat Planı” çerçevesinde çalışacak Kıbrıs Türk liderleri Kıbrıs Türk halkı üzerinde etkinlik kazanacak, baskı unsuru olacaklardır. 1964 sonrası Enklavlar içerisindeki yaşantı ise bir taraftan Elen fanatizmi bir taraftan da Türk fanatizmi ile birleşince cehennem hayatına dönüşecektir.

Alternatif düşünceler ve tarihler bir toplumun yok oluşuna değil bilakis daha da düşünce zenginliği içinde tek görüşü tasfiye edip daha da sağlam bir demokrasiye kavuşmasına yardımcı olacaktır. Çocuklarımız gayrı resmi alternatif tarihi de okumalı ve tarihlerindeki yanlışları görerek bunları bir defa daha tekrarlamamalıdırlar.

DİP NOTLAR

(1) Raud. R. Denktaş, Hatıralar(1964), Cilt:1,174-175

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org