Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 28 Temmuz 2003

Ulus Irkad

 

Tarih Bilimi ve Tarih Kitapları

Tarih bir bilim olarak insanın uygarlığını ve de insan sevgisini yaratmak için vardır. Tarih Bilimi bu değerlerden muaf olursa gerçek amacını gerçekleştiremez. Birçok bilimadamı eskiden yapılan yanlışlıkların bir daha yapılmamasını gösteren bir bilim dalı olarak da nitelerler tarihi. Esasında burada da büyük bir doğruluk payı vardır çünkü eskiden yapılan yanlışlıklar bilinmezse gerçekten bunların tekrarı da mevzubahis olabilir. İkinci önemli konu da tarihteki olayları çarpıtmadan ve de eleştirel bazda almak gerekiyor. Artık tarih dersleri sırasında öğretmenlerin rehber olmaları gerekebilir. Öğrencilerin zihinlerini açıcı ve de onların doğruları bulmalarını sağlayıcı çalışmalar yapmak ve de öğrencilerin kendi yorumlarını yapmalarını sağlamak da oldukça önemlidir. Birçok kişi son zamanlarda gayrı resmi tarihçileri de eleştirmeye başlamışlardır. Gayrı resmi tarihin de bir oranda resmileştiği eleştirileri vardır. Tabi ki resmi duruma gelen her ideoloji kendi resmi tarihini de oluşturmaktadır. Önceleri kendinden önceki statükoları eleştiren görüşler veya ideolojiler devlet üzerinde hegemonya kurdu mu kendi ideolojisinin gerektirdiği tarih anlayışını empoze etmeye çalışmaktadır. Eski Sovyetler Birliğinde bu tip yanlışların yapıldığı konuşulmakta, bu konuda AB ülkelerinde çeşitli araştırmalar yapılmaktadır.

Bir kere kendi görüşünüze karşıt olsa bile tarihteki bazı olayları görmezlikten gelmememiz gerekecektir. Bu şekildeki bir hareket tarihi es geçme manasına da gelebilir. Ama meydana gelmemesine rağmen sizin tarihe zorlamalar sokmanız da muhakkak hoş olaylar değildir. Örneğin Orta Asya Kültürü ile Kıbrıs’taki kültürün ne kadar ilişkisi vardır? Elbette ki benzerlikler olabilir ama şimdi Orta Asya Kültürünü dominant etki olarak ele almanız ne kadar doğrudur acaba? Veya milliyetçilik konusu.... Elbette ki milliyetçilik konusu Kıbrıs Tarihi içerisinde önemlidir. İthal edilmesine rağmen önemli etkiler de yapmıştır ama Kıbrıs tarihinde milliyetçiliğin dışında başka olgular olduğunu da eklemeniz gerekecektir. Eğer tümüyle milliyetçilik etkili olmuşsa son zamanlardaki sınırların açılmasından sonra Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasındaki kucaklaşma olayını nasıl açıklayacaksınız? Hele bu kadar kan ve gözyaşından sonra... Hele kırk yıldır düzenli bir ilişki olmamasına rağmen... Demek ki Milliyetçilik dışında iki halkı birbirine yaklaştıran ve de bu yaklaşımı besleyen başka değerler de mevcuttu. İşte tarihçilerin bunları da ortaya çıkarması gerekmektedir. Ben bunları yazarken filanca arkadaş böyle yazdı yanlıştır doğru yazmadı demek de istemiyorum. Herkes yazdıklarından dolayı özgürdür ve de her eserin içinde muhakkak doğrular da mevcuttur.

Bazı yazarlarımız Türkiye’den gelen milliyetçiliğin ithal bir milliyetçilik olduğunu söylerler. Gerçekten de bu iddiada doğrular vardır. Çünkü Kıbrıslı Rumlar arasında ortaya çıkan Yunan Milliyetçiliğine karşı Kıbrıslı Türklerde Türk Milliyetçiğinin oluştuğunu yaşarken ,gerçekten de 1963 ve de 1974 Olaylarının etkileri toplum üzerinden geçergeçmez bu milliyetçiliklerin zayıflamaya başlamasında bu olguyu çok iyi bir şekilde gözlemleyebiliriz.

Tarih, hem düşünsel hem de fiili anlamda egemen sisteme karşı muhalif bir pozisyonda olmadan ilerlemenin mümkün olmadığını en iyi gösteren bilim dalıdır. Dünyanın bir tepsi gibi olduğu inancından, elipsoid realitesine varmaktan tutun da köleciliğin meşruiyetinden bugünün insan hakları fikrine varmaya kadar her alanda bu böyle olmuştur. Durum buyken bu gerçekliğe uygun düşmeyen bir tarih yazmak da egemen sistemin çıkarlarıyla malul olmaya devam edecektir. Nitekim dinsel iktidarlarda bilim/sorgulayıcı bir yaklaşımla gelişmiştir. Bu basit realiteye karşı çıkanların yüklendiği misyon ise, bilimin, insan haklarının, adaletin gelişimine karşı egemenlerin misyonerliği olacaktır. Bu ise tarihin yapımında olduğu kadar yazımında da olumsuz bir işlev görmek anlamına gelecektir. Nasıl ki tarihte bir Spartaküs veya Kopernik olmak tarihin iyiye doğru gelişiminde işlev yüklenmişse vakanüvis geleneğin sorgulanması da bizi görece doğru bir tarih yazımına götüren temel bir önem taşır. C. Kafadar’ın ifadesi, ancak “sistematik kuşkuları içeren eleştirel okumalar, apaçık tarihsel çarpıklıkların altında yatan anlamlı doğruları ortaya çıkarabilir.” Bu bağlamda geçmişi iyi bilmek, ona günümüzün rasyonel ve evrensel değerleri açısından bakabilmekle mümkündür. Başka bir ifadeyle geçmişe karşı mesafe alabilmek ve onu objektif ve realist bir gözle değerlendirmek lazımdır.

Buraya kadar sözkonusu olan tarihe bakış açısına ilişkindir. Onun karşımıza çıkardığı olay ve olguların objektif bir biçimde aktarılma sorununa gelince, bunun ayrıca irdelenmesi gerekiyor; çünkü farklı bakış açıları bu objektiflik açısından yeterli güvence oluşturmaz. Nitekim her bakış açısıyla hem objektif hem de subjektif yaklaşım örnekleriyle karşı karşıya kalabilmekteyiz. Ancak şunun altını özellikle çizmeliyiz; mevcut egemenlik ilişkilerini meşru gören bir yerden yazılan tarihlerdeki öznellik örnekleri, eleştirel tarih yazımlarındakinden her zaman çok fazla olmuştur. Çünkü kaba ve rafine örnekleriyle resmi tarihçilik geçmişi ve mevcudu meşrulaştırmak misyonunca biçimlenirken, eleştirel tarih yazımı, nesnelliği bulma konusundaki duyarlılıkça biçimlenmiştir.

Tarihin bakış açılarına göre farklı yazıldığına işaret etmek, tarih yazımına ilişkin karşı karşıya olduğumuz bir realitenin bilince çıkarılması, dahası bu gerçekliği gizlemeye çalışanlara karşı okuyucuyu uyarmak amacını taşımaktadır. Sorun tarihi “kendi ideolojinize göre yazma” sorunu değil, otoriter, totaliter ve savaşçı bir geçmişle, egemen azınlığın çıkarlarına göre yazılmış ve yine egemenlerin çıkarları doğrultusunda çarptırılan bir tarihle hesaplaşma, “olup bitenlerin nedenlerini, nasıl başlayıp nasıl geliştiğini inceliğiyle ortaya koyma” (İbn-i Haldun) sorunudur. Bu noktada olay ve olguların objektif ve bütünlüğü içinde aktarılma sorumluluğu, tarihçiliğin asgari etik kuralını oluşturmaktadır zaten.

Tarihçinin bir noktada önyargılarını biryana bırakıp sağduyu ve tahamülle davranması gerekecektir.

Not: Yukardaki makalenin bir kısmı Tarihçi Erdoğan Aydın’ın 12 Ocak 2002 tarihinde Tarih Eğitimi Web sitesinde yayımlanan bir yazısından da faydalanılarak yazılmıştır.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org