Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 28 Temmuz 2005

Ulus Irkad

 

STATÜKOLAŞMAK

Türkiye’de AKP’nin hükümete geçmesinden kısa bir müddet sonra statükoya duyulan tepkiden dolayı sokaklara çıkan halk tepkisini ortadan kaldırmak için Kuzey Kıbrıs’ta da rejimle uyuşma noktasına gelen CTP hükümete getirildi. Hükümete getirildi diyorum çünkü ortaya çıkan sonuçlar oluşan değişikliğin takiyye ve icazetle olduğunu isbat ediyor. Son üç sene içerisinde Kıbrıslıtürklerin yaşadığı 30 yıllık baskı ve müdahalelere rağmen CTP’nin varolan sorunları tartışmaması, dile getirmemesi bu iddiaya delildir. Susurluk Olaylarının ve faili meçhul cinayetlerin ve bombalamaların araştırılmaması örnektir. Türkiye’de AKP hükümete geçtikten sonra da militer kastın bunca demokratikleşme paketine rağmen sivil örgütlenmeyi, söz söyleme özgürlüğünü, kıt kanaat varolan demokrasiyi tehdit eder havalarına girmesinin Kıbrıs’ta olduğu gibi AKP’nin egemen kast tarafından bir müddet için hükümete getirildiği imajını yaratmaktadır. Türkiye’de son beş-altı aydan beridir güya AB sürecine uymak için geçirilen yasalara rağmen postmodern darbe görüntülerinin ortaya çıkması aslında pek de sürpriz değil. Türkiye militer kastı Türkiye’deki AKP ve Kıbrıs’ta da CTP yoluyla AB ve AB ülkelerini bir olasılıkla değişmeden üye olmak için kandırmaya çalıştı. Vakta ki AB Türkiye’deki yapının değişmediğinin farkına varınca gerçek demokrasinin gelmesi için ısrarlı olmaya başladı. Açıklamalarıyla statükonun değişmesi üzerinde baskılarını artırdı. 17 Aralık 2004 kararı ise son damla oldu ve AB Türkiye ve Kıbrıs konusunda normlarını yumuşatmadı ve kararlığını ortaya koydu. Bunun üzerine Türkiye egemen kastı soğuk savaş sırasında başvurduğu toplum psikolojisi oyunlarına başladı. Osmanlı’nın bürokratik kastı İttihad ve Terakki oyunları işleme kondu. “Bayrak Olayı” dendi, “Hain-i vatan”, “Ermeni Konferansı”, “Ana Lisan” dendi ve toplumsal psikoloji harekete geçirilerek bildik soğuk savaş oyunları ile demokrasi t alep eden kitleler sindirildi. Protokol ve demokratikleşme paketleri denilerek yasal mevzi yitiren bürokratik kast eski mevzilerini eline geçirerek postmodern darbe koşullarını yarattı. Yani sonuçta değişen bir şey olmadı. Yazılı olarak kağıtta kalan yasalar sosyal hayatta pek uygulanamaz duruma geldi. Büyük iddialarla ortaya çıkan AKP statüko içerisine girip gerici güçlerle birlikte “öteki” olarak nitelenen gruplara karşı saldırılarda yer elde etmeye çalıştı, yani geri adımlar attı.

Statükoya karşı diye Kıbrıs’ta da ortaya çıkan CTP el altından esasında AKP’den daha fazla militer kastla uyuşma noktasındaydı. Yaklaşık altmış senedir Kontrgerilla’nın vazgeçilmez savunucusu olan “Ulu Önder”i harcamak pek de kolay değildi. Sarsıntıyı yenileri statükolaştırmakla dindirdiler. Statüko Kuzey Kıbrıs’ta da devam etmektedir. CTP’nin esas misyonu, oluşan halk tepkisini yatıştırarak, sivil toplum örgütlerini dondurmak ve belirli bir süre sonra dinen bu ortamla statükonun korunmasını sağlamaktı. Kuzey Kıbrıs’ta ne değişmiştir?, diye sormak gerekmektedir. Değişen sadece UBP ve Denktaş’ın gitmesidir. Ha, bir de kafamız okşanarak aynen Denktaş-UBP-DP rejiminde(DP şimdi de CTP’yle beraber) olduğu gibi altımızdan aynı halı alınmaktadır. Anayasa demokratikleşti mi? Kıbrıs’taki geçici 10. maddeye göre herkesin olağanüstü halde yaşar gibi yaşaması ve her an için suç işleyebilecek durumda olması devam etmiyor mu? Kamu çalışanlarının da politikaya katılması olayı gerçekleşti mi? İtfaiye ve polis İçişlerine bağlandı mı? Hade AKP’ye yön verenlerin AB olayına kadar belki CHP gibi bir partiden de daha atılımcı davranarak, AB konusunda belli adımlar atması, belli oranda başarı kazanması olarak algılanabilir de bizdeki CTP’nin hem de soldan geldiğini söylemesine rağmen bugün statükoya boyun eğmesine ne denmeli? Esasında seçimler öncesinden ve hatta 1990’lı yıllardan beri ağız değiştirdiği ve rejimle uyuşma noktasına geldiğini de söyleyebiliriz. CTP içerisinde AKEL’ci ve KKTC’ci diye ikiye ayrılan grupların tartışmaları da bir yozlaşmanın olduğunu göstermekteydi. Bu partideki eksik olanın eğer solcuysa Marksist-Leninist analizin eksikliğidir. Marksist-Leninist tahlil yapamayan bir solcu partiye solcu denebilir mi? Belki denebilir ama sonucu da bizdeki yozlaşma gibi olur. Zaten parti ileri gelenleri bu iddiayı çoktan “Biz serbest piyasa koşullarını kabul eden bir partiyiz” diyerek ortadan kaldırmışlardır. Yani partinin solculuğu değil daha fazla liberal ve kitle partisi olma temayülü konuşulmaktadır. Kızıl renginden de ne kadar korkulduğu 1990’lı yıllardan bilinmektedir. Parti bayrağı çoktan yeşile boyanmıştır.

Türkiye’de AKP, militer kastın kuşatmasına uğrayarak teslim olmuştur. Azınlık raporu olayında da başlayan bir geri adım atma başlamış ve AKP yavaş yavaş statüko içerisine dönmüştür. AKP’nin siyasal ve ideolojik yapısı da buna uygundu. AKP solcu bir parti değildi ve kendi içerisinde de Türkiye’deki statükoyu koruyan elemanlar vardı. CTP,1970’lerde sosyal demokrat, daha sonra eski Sovyet İdeolojisiyle Türkiye’de İGD-KÖGEF kadrolarıyla biçimlenip Kıbrıs’ta çözümü ve barışı gerçekleştireceği iddiasıyla ortaya çıkarak ideolojik iflasını da AKP’nin muhazakarlığıyla hızlandıran bir parti olmuştur. şunu iddia ediyorum: AKP , Türkiye militer rejiminin bir takiyyesi olarak seçim kazandı ve şu anda da kırmızı çizgileri geçtiğinden dolayı frenine basıldı. CTP ise Kıbrıs konusunda Türkiye militer rejimine dünyasal ve bölgesel ılımlı imaj olarak seçildiği için icazetle hükümete geldi ve tüm halkın kendisine kazandırdığı mevzileri harcamaktadır. Türkiye militer rejimi, Kıbrıs ve Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde etken olurken, şu anda bunca gelişmeden sonra “İmtiyazlı Üyelik” ayaklarına yatmaya , Güneydoğu’daki yumuşak karnı kaşıyarak Irak’a müdahale fırsatı yakalayarak bölgesel kontrol elde etme gücü kazanmaya çalışmaktadır. Bölgedeki bir demokratikleşme Türkiye militer rejiminin zararınadır ve sınıfsal menfaatini kaybetmek istememektedir. Azerbeycan Petrolleri ve Kıbrıs’ın kazandığı potansiyel güç alanlarında ne siyasal, ne ekonomik, ne de askersel boyutta bir kaybının olmasını istemektedir.

Kıbrıs’ta bir çözüm, Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye’nin arka bahçesi durumundan kurtulması, demokratikleşmesi, Türkiye ve Güney Doğu Anadolu’daki bir demokratikleşme, Kuzey Irak’ta bir huzurun sağlanması ve Kuzey Irak’ın Türkiye Kürtleri için örnek alınacak bir duruma gelmesi Türkiye Militer Kastının zararınadır ve uzatmalara oynayarak tüm çözümleri en az yirmi sene daha uzatma eylemi içerisine girmiştir.

Hem Türkiye’de,hem Kıbrıs’ta, hem de bölgede, sol dinamiklerin bir alternatif meydana getirememesi, bir sol cephe oluşturamamasının olumsuzlukları oldukça büyüktür. Esas hedef seçim olmamalı. Esas hedef gerçekten emekten, soldan, devrimden,sivilleşme ve siyasal iradenin ortaya çıkacağı ve emeğin haklarını koruyacak bir demokrasiden yana değişimi gerçekleştirmektir. Seçim tüm bu değerler elde edildikten sonra sadece sonucun bir üvertürü olacaktır. Ama herşeyden önce önemli olan varolma yolunda insan olmak için elde edeceğimiz haklardır.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org