Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 05 Ağustos 2005

Ulus Irkad

 

ÇIKMAZ İÇİNDEN ÇIKIP ALTERNATİFLERİ ARTIRMAK

Rahmetli pederle en büyük anlaşmazlık konumuz onun devamlı dünyaya iyimser bir havada bakmasıydı. Bense olumlu yanların yanında olumsuzlukların da nazari dikkate alınmasını savunuyordum. Esasında belki de ayrılığımız ideolojik temellere dayanıyordu. Peder soldan sayılsa bile varoluşçu sol diyeceğimiz geri planda pragmatist öğreti ve geniş bir kültürle, halkçılık ve tarihsel olgulardan etkilenmiş, halkçı ve varoluşçu felsefeyi benimsemiş bir insandı. Objektiflik ve pozitivist yaklaşımcılık da geneldeki tavırlarından biriydi. Yaratıcıydı. Olayları Marksist temelde görmese bile varoluşçu kültür sentezi, geniş edebiyat ve Ingiliz dil kültürü ile sonuçta analitik düşünceden diyalektik sonuçlar çıkarabilirdi. Herşeyden önce her zaman halkının yanında olan bir aydındı. Halkının her kavgasında büyük aydın sorumluluğuyla görev almış, yazıları, şarkıları, resimleri ve şiirleri ile olduğu kadar geniş Ingi liz dil bilgisi ile aydınlanmasına bir öğretmen olarak katkıda da bulunmuştu. Pederin hayatta bu vermiş olduğum örnek yaşantısı birçok kişiye de örnek olmalıdır diye düşünüyorum. Özellikle bir zamanlar solcuyum diyerek şimdilerde bambaşka mecralarda soyunup yüzenler ve de sadece muştu dağıtanlar bundan örnek almalıydılar diye düşünmekteyim. Demokrasi veya demokratlık diyorlar ama sonuçta da geldikleri nokta egemenlerin hedeflerine hizmet oluyorsa buna sadece eleştiri değil ama uyarmak da denmelidir diyorum. Yani şimdiki durum bir yirmi sene daha uzayacaksa ne düşünmeliyiz? Kardeşim, biz bu statükonun ortadan kaldırılması için herşeyi göze almıştık ama sizler kalıcılaştırmak için elinizden geleni yapıyorsunuz. Tamam; Kıbrısrum tarafında büyük bir şövenizm vardır ve bu halkı bu şövenizm bir anda ortadan kaldırır korkusu varolabilir. Bunu doğru kabul edersek, bunda bizim tarafta bir zamanlar solcu mahlası taşıyanlarla , bir otuz senedir o ta rafta aynı ideolojiyle mücadele edenlerin katkısı ne kadardır? Bunu bir özeleştiri çarkından geçirmeyecek miyiz? Bunun kökeninde neler yatmaktadır? Yoksa burada bir ideolojik iflas mı sözkonusudur ve şapkayı yere vurarak oy uğruna bunu halka ve gençliğe açıklamak istemiyor muyuz?

Şeffalıktan bahsediyorsak bunları açıkça konuşmak gerekmektedir. Hatta ve hatta gerekirse Güney’deki durumu da orada bizimle aynı ideolojide olan veya olmayan aydın ve demokrat insanlarla paneller düzenleyerek ortaya koymamız gerekmektedir. Ben birçok panelde genç Kıbrıslırum sosyologların benim buradaki tezimi kuvvetlendirecek sunumlarına şahit oldum. Örneğin Limasol’daki çingeneler’e(Kuzey’den oraya gitmiş olanlar) okullarda yapılan ayırımcılık ırkçı ve şövenist emareler taşımakta ve bu insanlar hem çingene hem de Kıbrıslıtürk olarak algılanmaktadır. Bu sosyolog arkadaşlara “Buradaki olgunun başka bir bölgede yani ‘Eğlence Bölgesi’nde de aynı olup olmadığını” sordum, bana verdikleri yanıt “aynıdır” olmuştur. Yani Anorthosis Maçı’nda gördüğümüz olgu bu yaşantının bir yansımasıdır ve ele alınıp nedenleri, niçinleri ve de sonuçları ile patolojik bir şekilde gerçekçi bir tavırla araştırılmalıdır. Bu bir travmadır ve hastalık(Nevrotik) belirtileri taşımaktadır. Eğer toplumun geneli hastaysa aydın, sosyolog ve antropologlara öncelikle Güney’de büyük bir iş düşmektedir. 1974 olgusunun buradaki yeri yanında, “Devamlı haklıyım” psikozu da oldukça önemlidir ve özeleştiriyi oldukça zedeler. Şövenizm hakimse ki indikasyonlar, yani emareler onu gösteriyor bu sorun öncelikle oradaki solun, ve sonra da bizlerin derdi olmalıdır.Yoksa tüm bunları patolojik olarak ortaya koymayıp, neden ve sonuçları ile tartışmadan “Güney’in tümü şövenisttir” demek de bir sonuç getirmez; ileride tekrar beraber yaşayacak bu iki toplumu Taksim’e doğru daha da böler ki birbirini tanımayan toplumların içinde şövenizm daha da yaygın olur. Kaldı ki 1963-64 yılından berti bu iki toplum maalesef her iki taraftaki liderlik otoriteleri tarafından bilinçli bir şekilde birbirlerinden izole edilmişlerdir. Kıbrıs Cumhuriyeti maalesef bir Kıbrısrum Cumhuriyeti durumuna getirilmiştir ve bu yapının sarsılması da oldukça zaman alabilir. Pek tabi ki bunlar normal durumlar değildir ve eleştirilmelidir de...

Bundan daha beş-altı yıl önce sırf iki toplumlu aktivitelerde yer aldık diye bize Kıbrıstürk liderliğinden gelen baskıları da pek unutmadık. Gazete ve resmi medyada yapılan saldırılar ayyuka çıkmıştı. Her Allah’ın günü acımasızca saldırılara maruz kalıyorduk. Tüm bunlardan sonra bir kitapçıda buldukları bir kaset yüzünden bana resmi yetkililerden gelen emirlerle dava açmalar ve beni mahkeme kapılarında iki seneye yakın inti püften bir dava için süründürenlerin yaptıklarını nasıl unuturum ki...Tüm bunlardan sonra, yani Kuzey’deki bu yüzsüzlükleri bildikten sonra bana Güney’de şövenizm vardır biz “ak-pak”ık demek de yalan ve riya geliyor kusura bakmayın. Ha o tarafta şövenizm bilinen nedenlerden ötürü daha da etkin ve de daha çoğunlukta olabilir ama orada aydın ve demokrat insanları da içerisine saracak şekilde yalan ve riyaya sarılmak da bana göre iki yüzlülüğün ve de oportunizmin kendisi olur.

Tekrar söylemek lazımdır: Iki toplumlu temaslar tekrar hızlandırılmalıdır. Bunlar sadece grup workshoplar’ı şeklinde değil ama okulları da saracak şekilde daha da yığınsal olmalıdır. Iki toplumlu temasları daha da kurumsallaştırmak gerekmektedir. Sendika ve partiler de bu konulara yardımcı olmalıdırlar. Tabi ki üniversiteleri de unutmuyorum. Bazı üniversitelerimiz Kıbrıslırum öğrenci kabul etmeye hazırsalar(DAܒde iki Kıbrıslırum öğrencinin okuması ve bunlardan bir tanesinin ders vermeye başlaması çok sevindirici ve olumlu bir durumdur) bunu daha da yaygınlaştırmalı ve diğer taraftaki üniversiteyi de bu etkinliğe katmak gerekmektedir. Ders kitaplarındaki şövenizmin ortadan kaldırılması mücadelesine devam edilmelidir.

Anketler bazen yalan da söyleyebiilr. Hatta anketlerin kalıcı olmadıkları ve de yaklaşımın sık olduğu zamanlarda anti-şövenist sonuçların alındığını da eklemek gerekmektedir. Oldukça çok çalışmak gerekiyor.

Tarafların ne kadar samimi olduklarını ancak şimdi göreceğiz. Gerisi laf-ı güzaftır.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org