Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 18 Ağustos 2003

Ulus Irkad

 

GERÇEKTEN ÇÖZÜM İSTENİYOR MU


Şimdi eğri oturup doğru konuşalım; bizim liderlik “Kıbrıslı Rumlar çözüm istemiyor, üstelik bizlerin Güney’deki evlerini ortadan kaldırarak barış istemediklerini de isbat etmişlerdir. Gerçek barışı isteyen biziz. Hele bizim devletimizi bir tanısınlar da görün..” demekle gerçekten barış istemekte midir? Yani hep Kıbrıs Rum tarafını suçlamakla kendi tarafındaki iyi niyeti mi göstermektedir Kıbrıs Türk liderliği? Gerçekten kapıları açmakla sırf bu yüzden barış istediğini mi isbatlamıştır aynı zamanda? Gerçekten Kıbrıs Türk liderliği her zaman için barıştan uyumluluktan ve de çözümden ve de iki toplumun her an için barış içerisinde yaşadığını mı isbat etmeye çalışmıştır? Allah için olsun sizler yani bu makaleyi okuyanlar 23 Nisan öncesi bizim liderliğin iki toplumun barış ve beraber yaşaması için hangi olumlu anları yarattığını görmüştür? Her zaman için Güney’e geçecek barış taraftarlarına izin vermeyen onların özgürlüğünü kısıtlayan kimdi? İki toplumlu etkinlikler için Pile’ye giden aydınların peşine sivil polisleri takan ve de bazı zamanlarda onları Beyarmudu Barikatında tutuklatıp soruşturmaya alan kimdi? Ben miydim yoksa Güney tarafı mıydı? Ben barış taraftarıyım demekle barış taraftarı nasıl olunur? Veya “Ben kapıları açtım ve barışa da hizmet ediyorum” demekle gerçekten barışa hizmet ediliyor mu? Ya şimdiye kadar barış taraftarı ve iki toplumun birlikte olması için çalışan insanlar nelerle karşılaştılar Kuzey’de? Şöyle bir o “Volkan” gazetesini alsak ne zenginlikler ve de ne değerlerle karşılaşacağız bir bilseniz. Ama yine de zatıalileri barışı da kendi getirmiş veya kapıları açanın kendi juniorlarıymış diye propaganda savaşı veriyor.


Gerçekten Kıbrıs Türk liderliği barıştan yana ne zaman ağırlığını koydu? Biliyorum bazılarınız “kapıları açmadı mı?” diye soracaksınız. Yani bu kadar olumsuzluktan sonra bu adamların kapıları açtığını kim kabul edebilir ki? Kendi toplumundaki barış öncülerini elinden geldiği kadar hedef gösterten onları karalayan onları aşağılayan kimdi “Volkan” veya “Kıbrıslı” gazetelerinde? Muhaliflerine karşı “İşte Rum Uşakları” diye başlıklar attırıp önceleri Sevgül Uludağ’ı sonra beni sonra da Karen Fog’un Hassans’ları diye sevgili Hasan Kahvecioğlu ve Hasan Hastürer’i hedef göstertip kitaplara kadar isimlerini yayımlatıp hedef gösterten şeytanlar mıydı? Niye barış isteyen insanlara karşı son üç senedir karşı kampanyalara girişildi? Niye bu insanlar karalanmaya çalışıldı? Niye bu insanlar, ben dahil, paralı ajanlar olarak topluma lanse ettirildi? Buradaki amaç barışçıllık mıydı yoksa politik paranoya mıydı?


Esasında bu hareketler ve bu yazılar öyle es geçilecek hareketler değildi ve Kıbrıs Türk liderliğinin maalesef politik bir paranoya içerisinde olduğunu gösteriyordu. Öncelikle Volkan gazetesinde, yazarları, çizerleri, aydınları hedef olarak göster sonra da bu insanlara karşı bu yazıları belge olarak yayımla. Ve de üstelik seri de yap ve şu başlıklarla donat: “İşte belgeler” diye. Neyin belgeleri? Kendi ürettiğin belgeler. Yalan makineleri, soğuk, psikolojik harp malzemeleri....Kime karşı? Kendi aydınına ve kendi yazarına karşı. Peki bu yazarları kendinden görüyor musun? Hayır bu yazarların hepsi de dış güçlerin ajanları. Düşmanla işbirliği yapanlar. Devletin temeline dinamit oturtanlar. Peki bu salvolardan kurtulanlar var mı? Yok efendim katiyetle... Nasıl kurtulunmalı bu salvolardan? Gidip, biyat edersen. Peki gidip biyat edersen kurtulur musun? Bana göre hayır. Paranoyaya göre düşman hiçbir zaman değişmez kesmanı kestirdiği zaman intikamını alacak. Saddam da kendine ihanet eden damatlarını affettiğini duyurmuş daha sonra da döndüklerinde orada onları infaz etmişti. Ya Stalin ? O da aynı değil miydi? Hiç muhaliflerini bağışladı mı? Hitler bir gecede 500,000 adamını da kesmişti. Paranoidler hiçbir zaman bağışlayıcı değillerdir. Şu anda toplumun yaklaşık %70 veya %80’i bu adamlara göre düşman. Bunları neye mi benzetmek lazım? Şuna benzetiyorum ama lütfen beni savaşçı olarak addetmeyin. Şöyle mevzide savaşan bir lideri veya komutanı düşünün. Bu komutan veya lider karşıdaki düşmana güvenmediği için önce düşmanına üç kurşun sıkıyor sonra da kendi askerine de güvenmediği için kendi askerine de üç kurşun sıkıyor. Yani iki cephede birden savaş veriyor. Kıbrıs Türk liderliği her iki cephede aynen örnekte olduğu gibi savaş veriyor. Birincisi karşı cephe diye atfettiği Kıbrıs Rum tarafı ve AB hatta kendisine düşman addettiği her güçle , ikincisi de yine en fazla güç sarfettiği ve esas gücünü harcadığı kendi toplumu veya kendi halkı ile. Aydını ile barışık değil. Gazetecisi ile barışık değil. Mahkemelerde sürünmeyen veya rahatsız edilmeyen muhalif yazar veya gazeteci kaldı mı? Kaldıysa bana isimlerini bildirin lütfen. Hele hele şimdilerde Türkiyedekilerle de kafayı bozmuşlar, onlarla da uğraşmaktadırlar. Yani anlayacağınız bizimkileri herkes kısa zamanda öğrenmeye başladı. Son olarak Türkiye’deki bir üniversitedeki paneli engellemeleri ve de Türkiye’deki Havaalanlarında Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportlarını yasaklamaları da herşeyin tuzu biberi oldu. Geçenlerde milliyetçi nidalar arasında şehitliklerin Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum barışçıları tarafından ziyaret edilmesini önlemeleri de ayrı bir olaydı.


İstedikleri kadar “kapıları açan bizdik” desinler. İstedikleri kadar politik ve iki yüzlü olarak kendilerini barışçı göstermeye çalışsınlar. Bir artıyı bir negatifle hemen aradan çok uzun bir zaman geçmeden bertaraf etmesini çok iyi biliyorlar. Şehitliklere ziyarete gelen insanları ellerindeki sopa, yumurta veya silahlarla karşılamak isteyenleri dünya nasıl bir gözle gördü acaba? Washington Times dergisinin kapağına kapıları açan genç politikacı adam(!) olarak poz veren junior o kadar barışçıysaydı; fikirleri yüzünden yargılanmakta olan, bomba yiyen veya baskılara uğrayan aydınları ne zaman savunmuştu? Şehitlikleri ziyarete gelenleri de savundu mu junior? Veya bizim milliyetçilerin(!) önüne geçerek “Hayır bu hareketi yapmak doğru değil dünyaya rezil oluyoruz”, dedi mi şimdiye kadar? Memlekette bırakın barışı desteklemeyi ama “Bizim dışımızda düşünen insanların da en az bizim kadar yaşamaya hakkı vardır” dedi mi?


Hepsini bırakın barışçı olmak kolay mı o kadar ? Herşeyin bir mücadelesi veya bir yakın geçmiş tarihi yok mu? Pile veya Ledra Palace Barikatlarının dile gelmesini mi bekleyelim yani....

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org