Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 6 Ağustos 2004

Ulus Irkad

 

MEYDANLARA ÇIKANLAR NE İSTİYORDU?

Sosyolojik olarak Kuzey Kıbrıs’taki daha iki sene önceki olayları incelersek buradaki halkın hayatından ve 30 yılın getirdiklerinden memnun olmadığını anlayabiliriz. Şimdi çarpıtmaya kaçmayalım. Bana göre işi çarpıtanlar da olmuştur. Hatta mecra başka yöne giderken kendi doğrultusuna çekenler de olmuştur. Medyada bunları izledik. Halk en fazla hükümetten mi yoksa rejimden mi şikayet ediyordu? Halk rejimden şikayet ediyordu. Rejimin destekçisi kimdi? Elbette ki Türkiye devletinin politikaları ve Türkiye’deki rejim. Yani halk sokaklara çıktığında Türkiye’ye karşı tepkisini ortaya koymak için çıkmıştı. Şimdi parmak arkasına saklanmaya gerek yok. Ama daha sonraları bu tepki başka mecralara çekildi. Medyada bu konudaki konuşmalar yapacak kişilerle fazla sohbet yapılmamasına çalışıldı. Hatta televizyonlarda veya telefonlu programlard a bu yönde ağırlık koyanların sesi hemen kesildi, konu çarpıtıldı ve tepki istenilen mecraya sevkedildi. O günleri hatırlayın bakalım: Seçime katılan parti liderlerinin hepsi de Türkiye’yi AB’ye taşıyacakları sözü veriyorlardı halka. Açıkça show yapılmaktaydı. Bir gecede karşısına gençleri alan bir eski Başkanlık Danışmanı ve de senelerce sağa hizmet etmiş bir zat o günden sonra sistemli bir şekilde mecrayı ayarladı. Tabi ki belli çevreler de bu mecranın ayarlanmasına katkıda bulundular.

Seyircilerden biri Kıbrıs’ın birleşmesinden ve 30 yıllık esas suçludan mı bahsetmeye başlıyordu, eski danışman hemen bir yolunu bulup mecrayı başka yerlere çevirebiliyordu. Herşeyin başı Saraydakiydi. Bir de, baştaki hükümet herşeyin müsebbibi. Perde önünde görülen bunlardı ama ya arkadaki idareciye ne denmeliydi? Birkaç defa da belki de show gereği telefon açanları fırçalama gösterisi arkasından, halkta güven tazelemesi ve de bilinç yıkanmasıyla Kıbrıs’ta bütün sorunun başı Saraydaki şişman adamla baştaki hükümete yönlendiriliyordu oklar. Bu iki gücün muhakkak bir suçu vardı ama suçları perdeleme yapmak ve de kişisel ve partisel menfaatlara önem vermeleri, hukuka önem vermeyerek despot bir idare yaratmalarıydı. Yani ustalıkla ne demek isteniyordu biliyor musunuz? 30 yıldır bu ülkeyi bozanlar işte bu iki güçtü. Saray’daki şişma n adam ve şu hükümetin başındaki beyaz saçlı zavallı. Esasında söylenmek istenen bunların da pek fazla suçu yoktu ama kendi kişisel egoları ve de beceriksizlikleri yüzünden bu durumlara bizleri düşürmüşlerdi.Tabi bir gecede Hristiyan veya Müslüman olunacağı gibi bir gecede şimdi sövdüklerinizin de adamı olunabilirdi, başka mecralar ve devranlar yaratılırsa veya devran dönerse...

Açıkça koymak lazım; halkın ilk başlardaki tepkisi bağımsızlık ve egemenliği olmamasından dolayıydı. Halk 30 senedir 1974 öncesi “BEY” yönetiminin devam etmesinden dolayı sokaklara çıkmıştı. Seçimle statükoyu değiştirememesinden dolayı patlamıştı. Pek tabi ki ekonomik buhranlar, işsizlik, Türkiye’den kaynaklanan ve de göç yoluyla meydana gelen sosyal rahatsızlıklar, banka iflasları da bunlara etkide bulunuyordu. Açıkça Türkiye’deki rejimin büyük bir kayıtsızlıkla Kıbrıs’ta tüm yenilenme ve değişime karşı aynen Türkiye‘de olduğu gibi karşı çıkması ve takozlamasına karşıydı Kıbrıslıtürklerin tepkisi. AB olayı bunu daha da hızlandırdı. Halk 30 yıldır yaşadığı kısır döngüyü değiştirmek istemekteydi. İki defa AB üyeliğine yaklaşılmasına rağmen Türkiye’deki “Millici” denilen güçlerin bu AB olayına buradakli şeflerle birlikte takoz koymasına karşıydı oluşan halkın tepkisi. Halk hareketini bana göre bu şekilde okumak gerekiyordu. Ve gelelim “halk ne istemekteydi?” Sorusuna. Halk seçimlere bir blok olarak tüm partilerin katılmasını ve Meclisin ele geçirilerek muhalafet partilerinin herşeyi oluşturduktan ,bağımsızlık ve de egemenlik yönünde adımları yerine getirdikten sonra birbirlerinden ayrılmalarını istemekteydi. Ben açıkça iddia ediyorum halkın talebi bu yöndeydi. İş tek başına seçim sathı mailine kayınca bu defa da halk “En fazla bu parti oy alırsa belki isteğimizi yerine getirir” bireyselliğine yönlendirildi. Anımsar mısınız? O mecrayı değiştiriciler bu halka neleri müjdelemekteydiler o dönemler? Efendim “Yeni Kıbrıslılar bize katılarak hareketimize güç kattılar” denmekteydi. Hatta bu yeni Kıbrıslıların başı diyeceğimiz o zat “Durduran”a bir radyo programında ağzına geleni söylemiş ve mecracılar belki de katıla k atıla gülmüşlerdi bu olaya. Sonraları ne oldu? “Yeni Kıbrıslı” şimdilerde TC’liler partisi diye Türkiye’deki “Millici” şura ile kareket eden bir faşist partiyi kurarak bizimkilere bir madik attı ki bizimkiler bu sersemliği tekrar “Erken erken Seçim” sloganıyla dağıtmaya çalıştılar ama o da tutmadı. Yeni sezonda yanlarına bir gecede taktisle tekrar solcu olan geçmişin danışmanı da katılırsa, yeni yeni sloganlar da duymaya başlayacağız. Hem o takdisci de öyle çarpıtmalar yaptı ki bir gece, buradaki TC kökenli halkın da yakında Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu alıp Güney vatandaşı olacağını ilan etmiş ve onları yığınlar halinde Güney’e yollamıştı.

Bu tip medyasal oyunlarla mecrayı döndürenler muhakkak çok büyük başarılar kazandılar ama Mecliste Derin devletin Karpaz seferleriyle dengede seçim sonucu yaratmasına da katkıda bulundular. Hele hele o seçim günlerinde o sıralarda ayrı ayrı seçimlere katılınırsa büyük zaferler kazanılacağı muştuları ve vizyonlarını da halk nasıl unutur onu da bilemem ama derinden gelen bazı mesajları da burada yazmak gerekiyor. Efendim, halk arasında, bilhassa TC kökenli halk arasında, bayağı propagandaları tutuyor. Yani, seçim sonrasında koalisyon hükümeti olduğundan dolayı Meclis kilitlenmiş. Bu yüzden refiklerimiz istediklerini yapamamışlar. Eğer sadece kendi partileri seçilirseymiş bu defa söz veriyorlar tüm icraatları yapacaklar, havaalanlarına uçakları indirecekler, limanları da gemilerle dolduracaklar. Bu dağınıklık içinde umut fakirin ekmeği ya... Halk kesimleri bu defa da bu görü şe oy vermeye çalışacakmış. Ama bir yol kazası herşeyi değiştirebilir mi? Sağ Milliyetçi anti AB cephesinden gelen oyların kaçta kaçı onlara gidecek bu bilinmiyor. Sükutu hayale uğrayan halk kesimleri ne kadar bu görüşe saygı duyacak o da bilinmiyor. Ben halk kesimleri (Bilhassa Kıbrıslıtürkler) arasında hayalkırıklığına uğrayan kesimlerin bu defa büyük oranda “boykot” kararına uyacaklarını gözlemliyorum. Ama geçenlerde bir arkadaş da şu görüşü öne sürdü. “Vallahi ben kazanmalarını ve de pek tabi ki Kuzey Kıbrıs’taki statükodan dolayı da hiçbirşey yapamadıktan sonra deşifre olarak herşeyi yitirmelerini bekliyorum” dedi. Bir de burada cennet yaratılacağı laflarıyla gerçekten bir değişim bekleyen kesimlerin de tepkileri var. Bu kesimleri “son birkez daha deneyelim” bağlamında sandıklara sevkedebilirler mi? Onu da bilemeyeceğim. Ama tekrar söylemekte fayda var. Halk hareketini iyi okumak g erekiyordu. Eğer bir değişiklik olmuşsa ki pek de değil, bunda halkın sokaklara çıkmasının büyük bir payı vardı. Şimdilerde bizim refiklerin dediği gibi tepki sadece hükümetin değiştirilmesi veya Saray’daki şişman adamın despotca yaptıklarına karşı değildi. Tepki tümüyle 30 senelik yıkıma ve bunun esas müsebbibine karşıydı. Tepkileri yanlış okumak gelecekte de yanlış adımlar atmanıza sebep olabilir.

Zaten ne çekiyorsak birilerinin yanlışlarından dolayı olduğunu da anlamamızın zamanı çoktan geldi. Bunu ne zaman anlayacağız acaba?

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org