Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 9 Ağustos 2003

Ulus Irkad

 

SELF DETERMİNASYONDAN KIBRIS SORUNUNA YANSIMALAR


Lenin ayrı ayrı ulusların tek bir devlet içinde birleşebildikleri sürece, Marksistler, hiçbir zaman ne federatif ilkeyi, ne de merkeziyetsizliği savunmayacaklardır diye vurgulamalar yapar “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı” adlı kitabında(Lenin,1976;46). Merkezi büyük devlet, ortaçağa özgü parçalanıştan, geleceğin bütün dünyanın sosyalist birliğine götüren büyük bir tarhsel ilerlemeyi ifade eder, ve (kapitalizme çözülmez bağlarla bağlı) böyle bir devletten geçen yoldan başka sosyalizme giden yol yoktur diye de kabul etmektedir. Norveç’in İsveç’ten ayrılmasını dile getirirken de esasında kendi burjuvazisine karşı Norveç proleteryasının manevra kazanabilmesi için bunun şart olduğunu ve self determinasyonun da Norveç’in demokratik bir cumhuriyet olması şartıyla tanındığını vurgular. Bunun yanında gericilerden gelecek self determinasyon çağrısının elbette tanınmayacağını esas olanın proleteryanın gericilere karşı vereceği savaş olduğunu, bu durumda da İsveç Proleteryasının kendi burjuvazisine karşı vereceği savaşın önemli olduğunu vurgulamaktadır. Yine Lenin ezilen ulusu desteklerken esasında ezilen ulus proleteryasının özgürlüğünün ezen ulus devrimcileri için sözkonusu olduğunu kitabında vurgulamaktadır. Bu yüzden Roza Luxemburgla aynı eserde gerek Ukrayna sorununda gerekse Polonya konusunda aynı düşünmediğini de vurgulamaktaydı. Yine Lenin bir ülke için esas parçalanmanın gerçek demokrasinin uygulanmaması durumunda ve de o ülke içerisindeki ezilen ulusların ezilmeye devam etmelerinin mevcut olması durumunda ülkeyi bölebileceğini de vurgulamaktaydı.


Kıbrıs Sorunu’na baktığımızda Garanti Andlaşması, bağımsız ülkesi bütün bir Kıbrıs Devleti’nin varlığını sürdürmesi anlayışına dayalıdır; Kıbrıs devleti ülkesinin ikiye bölünerek iki ayrı devletin kurulması, bu andlaşmanın temeline ters düşer(Kızılyürek,1988;73,74,75,76). Meşru Müdafaa hakkı ise, hukuki statusquo’nun korunması amacına yönelik bir haktır; ihlalin cezalandırılması fonksiyonunu ifa etmez(age.).


Şu halde bir fiili durumun hukukileşmesi anlamına gelen ayrı bir devlet kurmak için Garanti Andlaşması veya meşru müdafaa hakkı, hukuksal bir dayanak değildir(Kızılyürek;1988;age).


Self-determinasyon ilkesi, ayrı bir Devletin kurulmasına hukuksal bir dayanak olabilir mi?


Self-determinasyon sömürge halklarının bağımsızlık kazanmak çabalarının en güçlü bir dayanağı olarak kabul edilmiş ve uygulanmıştır. Yaygın ve tutarlı uygulama, self-determinasyon ilkesinin salt yol gösterici bir siyasi-ahlaki ilke değil, hak ve yüküm doğuran bir ilke niteliğini kazanmasına yol açmıştır...


Birleşmiş Milletlerin amaçları arasında yer alan self determination ilkesinin hukuki bir ilke olarak biçimlendirilmesi sorunu, 1970 tarihli “principles of international law concerning friendly relations and cooperation among states” bildirisinin hazırlanması sırasında ele alındı ve karşıt görüşleri bağdaştırıcı nitelikte hükümlerin kabülü ile sonuçlandı. Bu bildiride halkların self-determination haklarından iki katagori halktan sözediliyor...


Sömürge ülke halkları

Devlet ülkesinden coğrafi bakımdan ayrı olan ve etnik veya kültürel bakımdan farklı olan ülkeler halkları


İkinci katagori halklar şu şarta bağlıdır: ülkelerindeki bütün ayrı halkları etkin olarak temsil edecek bir biçimde işleyen temsili bir hükümeti haiz olan egemen ve bağımsız bir devletin varlığı, bu halklar bakımından eşit haklar ve self-determination ilkesinin gerçekleştirilmesini olarak değerlendiriliyor.


Görüleceği gibi, devlet ülkesinden coğrafi bakımdan farklı olan ülkeler halkları bakımından bu hak, ancak, bütün halkları etkin olarak temsil edecek bir biçimde işleyen temsili bir hükümetin bulunmaması durumunda doğabiliyor.


Bu tür temsili bir hükümetin bulunması, bu hakkın gereği gibi kullanılması olarak değerlendiriliyor ve böyle bir durumda mevcut ve tanınmış ülke sınırları içinde yaşamakta olan ayrı halklar, bu ilkeye dayanarak, ayrılma hakkına sahip olduklarını ileri süremiyorlar. Yine 1970 bildirisinde şu uyarı var: “bir dış müdahale olmaksızın siyasi statüsünü serbestçe kararlaştırmak ve iktisadi, sosyal ve kültürel gelişmesini izlemek hakkı bütün halklar için haktır...”


Hem klasik hukukta hem de 1970 bildirisinde, “self-determination” hakkına dayanılarak ayrı bir devletin kurulması, ilgili halkın kendi çabası ve olanaklarıyla gerçekleştirilmelidir( Kızılyürek,1988;75).


Şurası gerçek ki 1974 sonrası Kuzey Kıbrıs’ta oluşturulan rejimin demokrasi ile hiçbir ilişkisi yoktur. Halkını hala daha kapalı tutmaya ve en ufak bir demokratik talebi bile kısmaya çalışan, hala daha baskılarla fikirleri boğup aydınlarını mahkemelerde komplo teorileri ile yargılayan böyle bir rejimin veya yapının dünyadan talep edeceği herhangi bir hak da olamaz. Kendi halklarını özgürleştiremeyenlerin başka toplumlardan hak talebi de pek nazari dikkate alınmaz. Self-determinasyon ilkesini ortaya atan Lenin gibi büyük alimler, bu ilkenin gerçekten yerine getirilmesi için çalışan sınıfların mutluluğunu gözönünde tutmuşlardı. Kuzey Kıbrıs’taki halkın bugünledeki hali pür melali ise ancak bir yıkımdan başka birşey değildir. Kıbrıslı Türklerin gerçek self determinasyonu bugünkü baskıcılarından kurtulmaları ile olacak ve de AB üyesi birleşik bir Kıbrıs’ta Kıbrıslı Rumlarla mutlu ve refah içerisinde olmaları ile gerçekleşecektir. Hangi bilimsel metodla olursa olsun bunu uygulayın sonuçta geleceğiniz nokta budur. Kıbrıs’ın AB’ye üye olma yolunda büyük adımlar atmasıyla yeni yeni anlayışlar da artık her iki topluma benimsetilmeli ve de temasları sıklaştırmalıyız. Bu temasların olmaması durumunda tüm Kıbrıs’ın kaybedeceğini de bilmeliyiz. Şunları kabul etmeliyiz:


Bireylerin kültürel kimlikleri onların kazanım ve edinimleridir. Farklı kültürlülük kendi farklı ortamlarının eseridir. Bireyleri içine alan kollektif kültürel kimlik de vardır. Tüm farklılıklara eşitlik içinde bakılmazsa o toplum demokratik de olamaz. İnsanların “farklı olma hakkı” var ve bu da “yasa önünde eşit olma” hakkıyla bağlantılıdır. Bunun doğal sonucu kültürleri ayıran sınırlar giderek silikleşir. Çağdaş demokrasilerin en temel kabulü, yurttaşların eşitlik içinde özgür olmalarıdır. Bu yurttaşların hangi gruba ait oldukları önemli değil, anayasalarla onların siyasal ve medeni haklarının güvence altına alınması gerekir(Kutlay;2003).


Kıbrıs’taki sorunun çözülmesi AB’nin demokratik normları çerçevesinde ve de ulus-devlet tanımlamaları dışında ele alınmalı. Demokratik Cumhuriyet esasları bu ulusal sorunun çözülmesinde esas temel oluşturmalıdır.


KAYNAKÇA

LENİN,V.İ.(1976). Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı.(Çev.Muzaffer Erdost).Ankara:Sol Yayınları.

KIZILYÜREK,Niyazi.(1988).Paşalar-Papazlar.Londra:İstanbul Graphics.

KUTLAY,Naci.Anadil ve Çokkültürlülük.16/7/2003

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org