Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 19 Eylül 2003

Ulus Irkad

 

Derinlikte Uyumayanlara

Şu anda birçok Kıbrıslı Türk’ün en fazla telaş duyduğu konu son zamanlarda nüfusun gittikçe şişirilmeye başlaması. Birçok kasabamızda yollarda sokaklarda yatan insanlara rastlanmakta. Hatta çevremizde bile birçok eve birgünde yüzlerce insan gelerek kiralamaya çalışmakta. Halktan insanlar bu durumları görerek son zamanlardaki bu anormal şişirilmenin ne demek olduğunu araştırmaya ve de bu suni şişirilmenin seçimlere yönelik olduğu konusunda fikirler yürütenler olduğunu belirtelim. Tabi ki bu olayı telaşla karşılamayıp herşeyin güllük gülistanlık olduğunu söyleyenler de var. Halkı soğukkanlı olmaya ve telaş etmemeye çağırmaktadırlar. Bu tip insanlara göre ortada bir demokrasi sorunu vardır ve de bu sorun saf bir seçimle ortadan kalkacak, demokrat, yurtsever ve sol güçler başa geleceklerdir. Bu tip siyasal görüşte büyük bir iyimserlik hakimdir. Hatta bunlara göre Kuzey Kıbrıs’ın başka bir çelişkisi yoktur. Ben bu görüşte olan arkadaşlarımıza da sonsuz saygı duymaktayım. Hiç olmadı bu görüşlerini her zaman için korumuşlar ve de seçimleri en büyük ve de en son hedefleri olarak belirlemişler hatta meclise de gerçekten epey sayıda insanlar sokmuşlardır. Peki ama Kıbrıs Türk’ünün gerçek ve ana çelişkisi seçimler midir sadece? Veya diyelim ki sosyal demokrat, liberal ve de sol güçler bu şartlar altındaki meclise dolsa ne olacaktı? Şu anda “yine de birşeyler” olur diyenler olduğunu biliyorum. Elbette birşeyler olacaktı. Tabi ki demokrat güçlerin meclise girmesi ile bazı mevziler elde edilebilir ama 1993-1996 yılları bize burada ele geçirilen mevzilerin bile esas egemen olan kesimlerin sayesinde çok kolay bir şekilde yitirileceğini göstermiştir. Kuzey Kıbrıs’taki siyasal yapı gerçekten tahlil edilmeden sadece seçimler üzerinde yapılacak bir tahlilin gerçek temeller üzerinde yükselemeyeceğini bize hayat ve de diyalektik göstermiştir. Her zaman aynı filmi seyretmek artık Kıbrıs Türk halkına gına getirmiştir.

Tekrar edeyim ben yukarıda yazdığım şekilde düşünen arkadaşların fikirlerine de sonsuz saygı duymaktayım. Ama onlara olabilecekler üzerinde de fikirsel bir katkı yapmanın da vatandaşlık ve de dostluk görevi olduğunu belirtmek istiyorum. Sonuçta onların da temsil ettikleri bir kitle vardır ve de bu kitle partilerinin böyle davranmasını istiyorsa ben o sonuca saygı duyarım ama karşı olduklarıma da rezerve koymak şartıyla.

Kuzey Kıbrıs’ta 1950’li yıllardan beri önceleri yeraltı faaliyetleri ile daha sonraları da enklav dönemlerinde elitist yönetimleriyle Türkiye’deki Özel Harp Dairesinin etkin olduğunu bugün artık çocuklar da biliyor. Bu siyasal şekillenme TC’dekinin aynıdır. Geçenlerde Radikal editörlerinden İsmet Berkan’ın da yazdığı gibi köklerinin ta MGK’ya kadar uzandığı ve buralarda da “Milli Koordinasyon Kurulu” namıyla söylenen militer örgütlenmelerin bu etkide büyük bir etkisi ve de desteği olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. Kıbrıs’taki politikalarını “Şahin Harekatı” adıyla adlandırmışlar. 29 yıldır yaşadığımız gerçeklikler işte bu harekatların bir yansımasıymış. Güvenlik devleti tanımlaması için de herşey yapılmış. İç düşmanlar ve de dış düşmanlar tanımlamaları bu gücün tüm gizli yönetmeliklerinde var. Bu adamların politikalarına göre demek ki Kıbrıslı Türkleri adadan göçetmesi pek de boşu boşuna olmamış. “Sallandıracaksın üç beş tane...” deyişi bu adamların bürokratik politikalarının bir günlük yansımasıydı. 1960 ihtilalini de, 1971’i de hatta 1980’i de bu adamlar yaptı. Türkiye’nin en saygın aydınlarını bu adamlar işkencelerden geçirdiler. Psikolojik Harp uygulamalarını halk üzerinde bunlar denedi. Kendi insanlarını iç düşman olarak gördüler. Türkiye’de işkence görmemiş, hapse girmemiş aydın bırakmadılar. Ellerinden gelse gene aynı hareketleri yaparlar. 12 Eylülden sonra şeriatı hortlatanlar ve de daha sonra halka “Şeriat geliyor” diye korku salanlar bunlardı. Kıbrıs’ı keyfi kararlarla yönetenler, insanları 29 yıldır dünyadan izole edenler de bunlardı. Susurluk’u kapatanlar da bunlardı. Veli Küçükler, Abdullah Çatlılar, Koman Paşalar, Tamburacı Paşalar da bunların koruması altındaydı ama Susurluk’tan hiçbirşey çıkmadı. İttihatçı Yakup Cemil gibileri kurban verdirerek kendi başlarını kurtardılar ve de sonra “Şeriat geliyor” diyerek sözde 28 Şubatta darbe yaptılar. Post Modern bir darbe... Kutlu adalı Olayı’nı kapaya çalışanlar bunlar mıydı acaba?

Sonra da halkı içi boş eğitim tartışmalarının içine çekip içi boş felsefelerini sundular ve de hedef şaşırttılar. AB’ye girmeye korkan bunlardır çünkü onlarca senedir Türkiye’yi bu anti demokratik ve de insan sevgisinden mahrum kafaları ile yönettiler. AB’den korkuyorlar. Eğer şu anda Kıbrıs’ta AB’ci güçler seçimleri kazanırlarsa Türkiye’de de zor duruma düşeceklerini biliyorlar. Bu yüzden de şu anda “Kızılelma” adlı koalisyonları ile de son ataklarına geçtiler. Kıbrıs’ta güç yitirmemeye çalışacaklar. En son kaleleri burası. AKP bana göre bunların üzerine daha fazla gidemez. Kıbrıs’taki gizli müdahalelerine karşı çıkamaz, ses de çıkaramaz. Kıbrıs’ta ters, aykırı sesleri bastırmaya çalışıyorlar. Çünkü foyaları meydana çıkacak. AKP bu durumda da en son anda sessiz kalmak mecburiyetinde. Herkes aklını başına alsın. İyi niyet belli bir yere kadar. Muhalefet güçlerinin eğer bir “B” planı yoksa son dakika sürprizlerine hazır olsunlar. Her yönden soğuk savaş taktikleriyle saldırıya geçebilirler. Vakit geçmeden muhalefet güçleri yeni değerlendirmeler yapıp manevra alanı kazanmalıdırlar. Yoksa bu hüsranla sonuçlanacak bir havaya bürünebilir.

Kuzey Kıbrıs’taki yapının İskandinav Demokratik yapısına benzemediği ve burasının ayrı koşulları olduğunu belirlemeliyiz. Eğer öyle olmasaydı 1981 ve daha sonraları 1990’lardaki müdahaleleri yaşamazdık. Geçmişten ders çıkarmak ne zamandan beri eksikliğimiz haline geldi?

Esasında biraz acı yazdım ama açıkça söyleyeyim:

Yanılmayı çok istiyorum. Eğer yukarda yazdıklarım tutmazsa şimdiden yanıldığımdan dolayı da özür dilemeyi bir borç biliyorum. Evet, yanılmayı çok isterdim....

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org