Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 25 Eylül 2003

Ulus Irkad

 

Özgür Bir Toplum Olmak

Daha önce de çok yazmıştım; biz esasında özgür bir toplum değiliz. Ve özgür olduğumuzu da seçimler pek tabi ki belirleyemeyecektir. 30 yıllık bir Kuzey Kıbrıs tarihine bakın isterseniz. Müdahale edilmedik seçim kalmış mı bu ülke tarihinde. Egemenlerin başı dara girdi mi hemen yardımlarına “anavatan” dedikleri ama kendi zihniyetlerini ve de elitist despot ideolojilerini temsil eden derin devlet uzantılarıyla işbirliği yapmışlar ve de hukuk tanımaz müdahalelere kapı açmışlardır. Şimdilerde muhalefete dış güçlerle işbirliği yaptığı yolunda çamur atıyorlar ama esasında gerçek müdahaleleri hep kendileri başlatmışlar veya yaptırmışlardır. 1973’de de yapılanlar müdahaleydi, 1981’de de, hatta 1990’da da... Başları çok sıkışınca anavatanlarından nüfus ithal etmeyi de pek unutmadılar. Şu anda kimin vatandaş olduğuna veya kimin olmadığına karar vermek o kadar da zor ki bir bakarsınız şu anda “anavatanda”(!) mevcut yüzbinlerce vatandaş kalabalığı da hak isteme sırasına girebilir. O kadar içinden çıkılmaz bir memleket durumuna getirdiler memleketi... Hele bir de vatandaşa 30 yıldır çektirdikleri işkence ve partizanlıkları da unutturmak için şu anda bir Rum düşmanlığı yapmaları da yok mu ağzınız uçuklar. Ne yüzle kardeşim, ne yüzle şu anda Kıbrıslı Rumları eleştiriyor veya onlara küfür ediyorsunuz? Yoksa bizi 30 yıldır yönetenler Kıbrıslı Rumlardı da biz mi bilmiyorduk? Annan Planı bizi Rum’a yamalayacak diyorlar. Her sabah binlerce insan barikatları geçip Güney’e çalışmaya giderken bu ülkeyi 1974 yılında Doğu Akdeniz’in İsviçresi yapacağız diyenler nerededir?, diye sormak lazım.

1974 yılında daha bıyıkları yeni terlemeye başlayan 16-17 yaşlarında çocuklardık mevzilerde. Bugün kendilerine baş milliyetçi diyenlerin çoğunu daha o günlerde tanımaya başladık. Bizleri esir alan Junta subaylarına da dalkavuklukta en baştaydılar. Mevzilerini en başta onlar terketmişti. Halkı Güney’de ilk terkedip Kuzey’de Kıbrıslı Rum vatandaşların terkettiği mallara el koymak için Güney’i ilk terkedenler de onlar olmuştu. 1963 ve 1964 yıllarında BEY yönetimleri sırasında halka ezgi ve cefa çektirenler de bunlardı. Halktan insanların enklavları terketmemesi gereken zamanlarda onlara EOKA tehlikesini ikaz etmeyip dışarıda kayıplara karışmalarına sebep olmuşlardı. Kendilerini enklavlar içerisinde eleştiren aydınları da hemen lock-up’lara tıkanlar da bunlardı. Hele bir bağ maydanoz alan insanlara yaptıkları da hiç unutulamaz. Astıkları astık kestikleri de kestikdi. Enklavlar içerisinde aynen şimdiki gibi demokrasinin “d”sine saygıları yoktu. Kıbrıslı Rumlarla ilişkiye geçmek isteyen insanların da halleri dumandı. Bu tip insanların hemen “vatan haini” olarak nitelenmeleri de olabilirdi. Vatan haini diye nitelenen insanların şehir merkezi önünde dayak yemeleri de olabilirdi. Bu yüzden postu kurtarmak isteyenlerin gideceği yer ancak o şehrin Kıbrıs Rum tarafıydı. Üsten gelen göç emirlerine(1963-64) itaat etmeyen insanların o zamanlar nelerle karşılaştıkları da bilinmektedir. Bu yüzden bazı köy insanları evlerini ve de köylerini terketmek istemedikleri için kendilerine gösterilen yerlere göçetmemiş ve de hala daha Güney’de bazı köylerde yaşamakta olan insanlar da bulunmaktadır. Bugünkü Bodamya ve Dali köyleri bu tip köylerdendir. Yani anlayacağınız kıbrıs Türkleri ayni mentalitelerle 1974 yılından önce de karşı karşıya kalmış ve sert olmamasına rağmen bazı köy veya şehirlerde bugün bizleri despotça yönetmeye çalışan zihniyete karşı da mukavemet göstermişti. Genç arkadaşlara Doktor İhsan Ali’nin “Hatıralarım” ve yine Özdemir Özgür’ün “Hayatımda Kıbrıs” adlı kitabını tavsiye ederim. Muhalefet olmanın sankide dıştan paraya dayandırıldığı bu ülkede muhalefet olmanın tarihinin çok eskilere dayandığını ve de bozuklukların haksızlıkların muhalifliği artırdığını anımsatmak gerekiyor. Rahmetli Berberoğlu da 1970-71 yıllarında Cumhuriyetçi Türk Partisini kurduğu zaman aynı baskılarla karşılaşmıştı. O yıllarda (1968) Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası da kurulmuş ve aynen CTP gibi baskılarla karşılaşmıştı. O yıllarda Alpay cinayeti de gizemini korumaktaydı. Hele faili hiç bulunamayan 1962 Avukat cinayetleri ve daha önceki sendikacı cinayetleri de toplumun zihninde ve ruhunda büyük travmalara sebep olmuştu. Rahmetli berberoğlu’nun 1973 yılında Cumhurbaşkanlığı Muavinliğine adaylığını koyduğunda karşılaştığı baskı ve kısıtlamalar ise oldukça mide bulandırıcıydı. Berberoğlu aynı mentalitenin baskılarına maruz kalarak adaylıktan çektirilmiş ve toplum artık bir empoze liderlik durumuyla karşı karşıya kalmıştı.

Şöyle bir tarihi araştırsak Kıbrıs Türk toplumunun niye özgür olamadığını çok kolay ortaya çıkarabiliriz. 1974 yılından sonra da çizmeyi aşanlar yani rejimi sorgulayanlar rahat nefes almamışlar. Bombalamalar, kundaklamalar fora gitmiş 1996 yılında Kutlu Adalı şehit verilirken, daha sonraları da çeşitli faili meçhul saldırılarla karşılaşılmıştır. 1990’lı yıllarda YBH başkanı Sayın Durduran’a, Avrupa ve Afrika yazarlarına yapılan saldırı ve komplolar, birçok yazarın şu anda yüzlerce davadan aylardır mahkemelerde sürünmeleri de aynı mentalitenin eserleridir. Bu ideojinin köklerini 1974 öncesinde veya 1960 öncesine kadar takip edebiliriz. Militer bürokratik, totaliteryan, elitist ve de baskıcı özellikleri vardır. Ölülere sağlardan daha fazla önem vermektedir. Bu yüzden aynı baskıcı mentalide Eric Fromm’un koyduğu ölüseverlik özellikleri vardır. Baskılarla toplumu da ölüsever bir duruma getirmiştir. Toplum birkaç ay öncesine kadar baskılarla beniletilirken şu anda bu sessizliği kırmış ve de haklarına sahip çıkmaya çalışmaktadır. Gerek Türkiye’de ve gerekse dünya ve çevredeki bazı gelişmelerden ötürü egemen kesimler eskisi gibi baskıyla toplum üzerinde kontrol oluşturamamaktadırlar.Dolayısıyla toplumu eskisi gibi baskı altına alamayan egemen mentalite bu defa da aydın ve muhalif kesimleri dış yabancı güçlerden yardım ve para aldıkları konusunda iftira yağmuruna tutmakta, ölmekte olan bir canavarın hayata daha fazla sarılması örneğinde olduğu gibi can havliyle en gafilce saldırmaktadırlar. Geçenlerde resmi televizyon kanalında bir gazeteci arkadaşla söyleşi yapılırken program yapımcısının ısrarla hiç ilgisi olmamasına rağmen YBH hakkında sorular sorması ve de misafir gazeteci yazar arkadaştan yorum istemesi görülmeye değerdi. Ölmekte olanlar her zamankinden daha da acımasız bir şekilde oraya buraya saldırmaya devam ediyorlar. Bir de şu var: Doğru bir tavrın ses getirdiğini nasıl anlayabiliriz? Karşı güçlerin o tavıra karşı gösterdikleri tepkiyle...

Herşeyin bir sonu olduğunu statükocular artık anlasalar çok iyi olacak. Çünkü kısa bir zaman içerisinde şaşkınlıkları daha da artacak.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org