Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 14 Ekim 2004

Ulus Irkad

 

ŞU BİZİM EVKAFIN SU MESELESİ

Politikada başarılı olmak için ağırlığınızı bilimsellikten yana koymanız gerekmektedir. Politika da bilimdir. Yalnız bizdeki yanlış algılanışı, köy kahvehanelerinde yalan yanlış nutuk atan zübük politikacılardan ötürüdür. Gerçekten ülkemizde genelde inanılan, politikanın yalan söyleme sanatı olduğudur. Seçimlerde oy kullanmayanlar enayi de görülür bizim ülkede. “Adamına oy kullanacaksın ki biraz elin birşeyler görsün” denmektedir.Seçimlerde hep duyarız, mesela belirli bir parti kazanmak için çimento veya pirinç dağıtmış diye. Benim kapıma gelmedikleri için bu durumun nasıl olduğunu bilmem ama söylediklerine göre partilerin hangi vatandaşın ne yapacağından haberleri varmış. Hele son zamanlarda bilgisayarlarla çalışılmaya başlandı ya, artık memlekette deliğine saklanan fareden bile haberdardır refiklerim. O saklananları da seçim sandığına göndermek için akla karayı seçerler . Geçen seçimlerde üyesi bulunduğum bir web sayfasında “Ben oy kullanmıyorum” deyince bu pozisyonuma karşı çıkan çok tanıdık olmuştu. Hala daha bana küs duran tanıdıklar bile var çevremde.

Ne diyorduk; “Bu statükoyla yatıp kalkan statükocu olur”. İşte buna alınmıştı arkadaşlar. Ne isterse olsun “insanın gidip oy kulanması” gerekiyormuş dediler. Peki ben de soruyordum onlara “Bana benim oy kullanmamla değişecek olan birşey varsa lütfen söyleyin ben de gidip bu hayırlı iş için oy kullanayım”. Maalesef yapılan açıklamalardan tatmin olmadım. Ve sonuçta da oy vermedim. Bu defa aynı durum ve şartlar devam edecekse gene oy vermemeyi düşünüyorum. Ama açıkça da posizyonumu belirtmem gerekiyor. Eğer gerçekten bu seçimler Kıbrıslıtürklerin kendi geleceklerini belirlemelerini sağlayacak ve de bu konudaki talepleri ısrarla hayata geçirecek bir durum arzeder ve aynı yönde bir platform kurulacaksa ben seçimlere de karşı olmam, hatta şunu da belirteyim statüko da gerçekten değişecekse ne diye seçimlere karşı olayım? Son seçimlerden beridir statükoda değişiklik gördünüz mü? Peki şunu da sorayım seçimlere katılan sözde sol partiler halka statükoyu değiştirme sözü verdiler mi? Elbette verdiler. Peki statüko değişti mi? Ne gezer hatta statüko partileri ile koalisyona bile girildi. Hatta beraber hareket ettikleri partileri dışlama pahasına...Peki bir zamanlar Durduran ve arkadaşları “Bu memleket bizimdir” diye slogan attıklarından dolayı partilerinden onları tasfiye edenler ne alemde? Onu da geçelim. Ama tabi ki görüşlerimizin örtüştüğü YBH’nın da yukardaki görüşleri paylaşan bir örgüt olduğunu ve de ben bu görüşlerimin esas temelini bu partide gördüğümü ve seçimleri de öncelikle belirtilen nedenlerden ötürü bu partinin boykot ettiğini belirtmeliyim. Yani Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim. Geçen seçimlerde Avrupa gazetesi dahil bütün organların Yeniçağ dışında seçimlere katılan bir partiyi desteklediğini buradan da altını çizerek belirtelim. YBH değeri daha kendi toplumu tarafından anlaşılmamış ama bu konularda daima ilkleri oynamış ve göstermiş bi r partidir. YBH’lıları zamanında bu görüşleri için aralarından dışlayanların, o zamanlar(1989) onları “Bu memleket bizim” sloganına sarıldıkları için partilerinden kovanların, şimdilerde onların bayraklaştırdığı sloganlara sarılarak statüko seçimlerine girmeleri de oldukça ilginçtir. Halbuki YBH seçimleri baş etken olarak görmemekte seçimlerden önce egemenlik, bağımsızlık, demokratikleşme ve sivilleşmeyi öngörmektedir, gerçekten statükonun gitmesini savunmaktadır. Ama bu ilkeleri savunacak bir cepheye de “hayır” dememektedir. Hele hele 1990’larda “Kırmızı pasaportlar” sloganını ortaya atan YKP’nin arkasından bakıp bakıp gülenlerin şimdi Avrupa Kapısı’nı(!) aralamak için nelere tevessül ettiklerini görünce hafifçe tebessüm etmek de bana göre yeterli. Şunu da eklemek lazım: Seçimlerden bu tarafa ne kadar bağımsızlaştık, egemenliğimizi kazandık ve demokratikleştik?

Hele biri var ki Kıbrıs Pasaportlarını görmek istemediği için Polis diploma törenlerinde bile polislere Kıbrıs Pasaportlarını gördükleri yerde sahiplerini de tutuklamalarını tavsiye etmesiyle tanınmıştı ve şimdilerde bile sırf Kıbrıs Cumhuriyeti’nin haklarından yararlanmaları için torunlarını bile KC pasaportu sahibi yapmaya soyunması kendi politikalarının çöküşü açısından çelişkiye düşmesiyle ünlendi. Bizleri toplumlararası toplantılara katılıyoruz diye taciz üstüne taciz etmeye çalışan bu zat, bilhassa kulağıma kadar gelen haberlerde bile benim kafamı istiyordu birkaç sene önce. Sankide bana müdürlük bahşetmiş gibi Yunanistan’a gidecek olan çocuklar için kafamı istemesi de ayrı bir alemdi. Onun izni olmadan Yunanistan’a gitmek Kıbrıslıtürklerin ne haddine düşmüştü? O zamanlar o izin verirse herkes Yunanistan’a gidecekti. Nite kim dört sene önce bana karşı düzenlediği saldırılarda kafa isterken işten atma dahil her türlü önlemi sorup uygulama içindeydi.

Hele daha sonraları kardeşime ait bir kaset bulundu ve o kaseti ithal ettim diye uydurulan bir senaryo ile yaklaşık iki sene kadar mahkemelerde süründürülmem ayrı bir konuydu. Adam bizi hedefe almıştı birkere ve harcayacaktı da. Önce hatırlıyorum bana gelen dava mektubunda şöyle yazmaktaydı: “.... UHH’nın bildirilerine göre...” Ne Eğitim Bakanlığı vardı o zamanlar görüyor musunuz? UHH’nın bildirileri makbule geçiyordu demek ki... Hele her bildiride saldırdıkları insanları tehdit etmeleri ve hukuk mercilerinin bu saldırılara karşı birşey yapamaması da ayrı bir olaydı. Önce ellerine göre buldukları için zavallı Nilgün Orhon arkadaşı görevinden attılar. Daha sonra da birkaç arkadaşla birlikte beni tehdit etmeye başlayacaklardı. “Ulus Irkad’ı işten atın” denilerek hukuk ve eğitim otoritelerini de baskı altına alıp operasyon başlatmak istiyorlardı. Onlar hukukun da üstündeydil er. Hele aynı örgütün Lefkoşa Savcılığı’na yürüyüp Başsavcıdan kafa istemesi de ayrı bir olaydı. Bu arada demokrasinin ortadan kaldırılmasını, özgürlüklerin budanmasını da talepleri arasına almışlar bu yüzden de Mahkeme ve Savcıya talepte bulunmaktaydılar. Şimdi siz bu tiplerin bir parti oluşturup veya mevcut bilinen büyük bir partinin başına geçip memleketi idare ettiğini bir düşünün(Gerçi UBP’deki yaygın mentalite bu kafaya ters düşmüyor). Bu adamlardan ne hayır gelir allasen?

Kıbrıstürk toplumu olduğu kadar Kıbrıslıtürklerin her ferdi son elli yıl içerisinde birçok badireler geçirdi. Son beş altı yıldır Kıbrıslıtürklerin hayatlarında geçirmedikleri kadar zorluklar ve baskılar gördüklerini de buradan belirtmeliyiz. Eğer memlekette normal demokratik seçimler olsaydı bugün seçilenlerin birçoğunun seçilmeyeceğini tahmin etmekteyim.

Kıbrıstürk toplumu aydınlanma çağını da AB yoluyla yaşadı. Şu anda fikirlerin berrak ve açık olmasındaki en büyük etken bu olsa gerek. Ama statükonun değişmediği ve bu konuda birçok engelin hala daha varolduğunu belirtmemiz gerekmektedir.

Kıbrıstürk toplumu ileriye gittik sonra evkafın su meselesi de onu durduramayacaktır. Önemli olan toplumun kısa bir zamanda bulunacak bir çözümle rahatlaması ve Kıbrıs’taki barışa katkıda bulunmasıdır.

Statüko devam ederse Kıbrıslıtürklerin statüko ile başları devamlı dertte olacak ve sorunları da bitmeyecektir.

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org