Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 14 Ekim 2005

Ulus Irkad

 

"doğmamış bir devletin tarihi-BİRLEŞİK KIBRIS CUMHURİYETİ" -1-

Niyazi Kızılyürek, bir bilimadamı olarak ülkesine karşı beslemiş olduğu sevgi ve sorumlulukların da güdülemesi ile devamlı eser vermiş bir arkadaşımız. Daha kitabı çıkmadan önce ve kitabı okumadan eleştirenlerden olmayayım diye günlerdir kitabını okumakta ve altını da çizerek haksızca bir eleştiri yapmamak için titiz bir şekilde gerek olumlu gerekse olumsuz eleştirilerimi geliştirmek istedim. Ama dediğim gibi öncelikle kitabı okumadan bu yazıyı yazmak istemedim. Kaldı ki yazıyı bitirmeden Niyazi ile buluşup konuşmam da bu yazılmasında önemli bir nokta oldu. Son dönemde referandum konusu da gündeme girdiği için Niyazi’nin kitabı aslında her iki taraf için bir eleştiri kitabı olacaktı diye düşünmüşümdür. Nitekim yanılmadım. Niyazi esasında her iki taraftaki statükoları da eleştirdi ve kitaptaki yazıların büyük bir yüzdeliğine katılmamak elde değil. Ama ben kitabı okurken bana göre bazı eksiklikle rin de olduğunu hissetmeye başlamıştım ki Niyazi’nin geçen hafta (8 Ekim 2005, Cumartesi) katıldığı açık oturumda(Ledra Palace) kendisini dinleme olanağına kavuştum. Niyazi sanki de anlamış gibi benim kendisini eleştireceğim konular üzerinde durdu ve hiçbir toplumun homojen olmadığını, her toplumda farklılıkların olduğunu konuşmasına belirtti ve benim bu makalede kendisini eleştireceğim yanları orada vurguladı. Dolayısıyla Niyazi’yi fazla eleştirme fırsatım olmayacak bu yazıda. Tabi panel sonrasında kendisiyle yaptığım konuşmada Niyazi, kitaptaki makalelerin ve verilen bilgilerin tarihlerinin de önemli olduğunu söyledi ve bu konuda da yanılmamak gerektiğini vurguladı.Şunu söyleyeyim bu kitapta birçok düşünceye ben de imzamı atabilirim. Kitabın Kıbrısrum tarafındaki milliyetçiliğe getirdiği eleştiriler, AKEL’in hataları da buradan bu kitap da okunduktan sonra daha çok bilinmeli ve AKEL’in bugün kü pozisyonuyla yaptığı hatalar da daha bilinçli bir şekilde tahlil edilmelidir. Örneğin Niyazi’nin şu (16. sayfa) kendi köyü için anlattıkları o dönemlerde bizlerin de yaşadığı bir ortak yan değil mi?

“...Köyün bir de “Paşası” vardı; Türkiye’den gelen mücahit komutanı, Getto’da yaşayanlar, dışarıda Rumlardan,içerde de “Paşa”dan korkarlardı. Yıllar, bu gettoda akıp gidiyordu. Büyükler, “Türkiye ne zaman gelecek diye” hayıflanırken, gettoların dışında Kıbrıslı Rumlar, beğenmedikleri ve kuruluşunu büyük tepkiyle karşıladıkları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin meziyetlerini yavaş yavaş keşfetmeye başlamışlardı. O Kıbrıs Cumhuriyeti ki, kuruluşu, Kıbrıslılardan çok, Türkiye ile Yunanistan’ı barıştırmıştı.”(sf.16)

Yine Niyazi’nin kitabında koyduğu aşağıdaki teşhise de katılmamak elde değil:

“Kuzey Kıbrıs’ta kurulan düzen, zamanla Kıbrıslı Türklere “dar” gelmeye başladı. Kendini yeniden üretmekten aciz ekonomik yapı göç dalgalarına yol açarken, Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a sürekli nüfus aktarıldı. “Gelen Türk, giden Türk” sloganında ifadesini bulan etnik anlayış, ne “gidenlere” ne de “gelenlere” yaradı. Kuzeyde toplanan nüfusu entegre edecek politikalar yerine, “milliyetçi” nutuklar tercih edilince, parçalanmış bir toplumsal yapı oluştu. Kıbrıs Türk toplumu, “Türk ulus ideasının yansıması”ndan başka bir şey sayılmadığından, Kıbrıslı Türklerin bütün özgüllükleri yadsındı....”(sf.21-22)

“Bir yandan Kıbrıslı Türkler arasında yükselen post-nasyonal Kıbrıs yurtseverliği, diğer yandan AB’ye yönelen Kıbrıslı Rumların Yunanistan’ın yardımıyla üyelik yolunda hayli mesafe katetmiş olması, yeni dinamiklerin oluşmasına yol açtı. Kıbrıs sorunu, bir kez daha “Batı’nın iç-sorunu” olarak boy gösteriyordu...”(sf.22)

“Kıbrıslı Türklerin barış talebi yükselirken, Kıbrıs Rum toplumu, önceliği 1974’ten sonra sarıldığı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyeliğine verdi. Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs Türk tarafında yaşanılan büyük dönüşümden ve Türk dış politikasında yaşanılan değişiklikten sonra ulaşılan “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” projesine sırt çevirdi...”(sf.23)

Niyazi bilimsel yoldan ve de Güney’de yaşamış olduğu özelliklerden dolayı Güney’deki politikaları daha objektif bir şekilde eleştirirken ben bir arşiv taraması yaparak Niyazi’nin gelmiş olduğu sonuçlara benzer tezlerin de 30 yıllık bir dönem içerisinde başka değişik kanallardan Niyazi gibi olmasa bile duyulduğunu da buradan kaydetmek istiyorum.

Niyazi’nin yaptığı bazı yorumlar veya koyduğu birçok teşhis Yeniçağ’da Sayın Halil Paşa’nın da yaptığı teşhislerle aynı paralelde buluşmaktadır. Örneğin “AKEL’in Büyük Günahı” adlı araştırmasında Paşa takip ettiği bilimsel yol daha değişik olmasına rağmen AKEL konusunda Niyazi’yle aynı noktada buluşmaktadır:

“Devrimci siyaset aynı zamanda tarihin belirli bir döneminde ortaya çıkan kritik fırsatları değerlendirme ve ileride insanların mutluluğu lehine gerçekleştirecekleri erkene alma sanatı mı? Eğer öyleyse AKEL, referandum öncesindeki hayır çağrısıyla Kıbrıs’ta inşa edilecek bir barış için erkene alınabilecek tarihsel bir çözümü ıskaladı.”(Bk. Yeniçağ, 15 Nisan 2005)

Çok ilginçtir ama 1990’lı yıllarda Güney’de pek kaale alınmayan bir Sol marjinal grup olarak gösterilen “Ergadigi Demokradia”(Işçi Demokrasisi) adlı grup da daha o zamanlardan eleştiri oklarını benzer güce karşı geliştirmişti:

“Kıbrıs’taki ulusal sorun, ayni devlet içerisindeki etkin ulusun, ulusal baskı sorunudur. Kıbrıs nüfusu için tam olarak 1960’ta Ingiliz’in çekilmesiyle ve Kıbrıslı Türkler için 1974’te belirlenmiştir. 1960’tan Ingiliz’in çekilmesiyle ve Kıbrıslı Türkler için 1974’te belirlenmiştir. 1960’tan beri Kıbrıslı Rumlar ulusal herhangi baskının kurbanı olmamışlar ve kendileri Kıbrıslı Türklerin ezenleri olmuşlardır.”(Bk. Ortam, 27 Ağustos 1991, Salı)

Ergadigi Demokradia, 15-16 sene öncesinden “Cyprus problem”(Kıbrıs Problemi) olarak çıkardığı kitapçıkta Güney’deki şövenizmi acımasızca eleştirmekte ve tüm partileri de bu eleştiri kazanında bir tutmaktaydı. Niyazi’nin geçen haftaki konuşmasında dediği gibi, toplumları homojen olarak görmek işte bu hususlardan ötürü yanlıştır çünkü Kıbrıs Rum toplumu içerisinde birçok aydın veya siyasal grup da genelin dışına çıkarak varolan şövenizmi yermişlerdir.Mesela yine hakkını yemeyelim daha 1970’li yılların başlarında Kıbrısrum Milliyetçiliğini eleştirip Kıbrıs’tan dışlanan Zenon Stavrinides de Kıbrısrum Liderliğini bu konularda benzer şekilde eleştirmiş ve “Cyprus Conflict”(Kıbrıs Ihtilafı) adlı kitabında şu eleştirileri dillendirmiştir:

“”Rumlar yüzyıllar boyu, Kıbrıs’ın “gerçek” ve “uygun” yerel halkının kendileri olduğunu düşünmüşlerse, şimdi bu görüşlerinden vazgeçmeyeceklerdi. Gerçekten de, şimdi, Kıbrıs Rum’u olduklarının daha da bilincindeydiler, ve/ “(kendi) adalarının”/ yabancı bir ülkenin işgali ve istilası altında olmasına Kıbrıs Rumu olarak acı, gözyaşı döktüler. Bazıları da şöyle demektedir: “Ah, keşke bu olanları önceden bilseydik! Türklere niçin istedikleri birkaç fazla şeyi vermedik? Eğer kendi kendilerini ayrı bölgelerde yönetmek istemişlerse, bundan ne çıkardı ki? Bu tutum yine de Türk görüşlerine verilen bir ödün değil, sadece Rum siyasetinin gereğinden fazla katı olduğu gerçeğini kabul etmektir. Rumların çoğunluğu hala Kıbrıs’ın kendilerinin olduğuna inanmakta ve Kıbrıs Türk nüfusunun konumu hakkında hala daha emin olmamaktadır.”(Yeni Kıbrıs Dergisi,Temmuz-Ağustos 1990,sf. 36)

Niyazi’nin kitabında yaptığı teşhislere veya saptamalara benzer bir saptamayı yine yıllar öncesinde Yukarda sözünü ettiğimiz Ergadigi Demokradia da şöyle yapmaktaydı:

“1974 savaşının neticelerinden bir tanesi bujuvazinin niyetinin ötesinde en büyük fırtınasını estirerek Kıbrıs Rum Milliyetçiliğini darbelemiştir. Kıbrıslı Rumların “üstün ulus olmaları” iddiası kesilmiş ve ulusal gururları büyük bir darbe yemiştir. Bu yeni nesil tarafından genişçe tartışılır olmuş ve bunun ulusal bir sorun değil ama farklı birşey olduğu görünüşte geneldeki tüm politikalarda görülmüştür. Ancak gerçekte bu yeni neslin farklı olmadığı “ulusal problemin” kendi çözüm yolu merkezinde yine Kıbrıs Rumlarının menfaatinin ve gayretlerinin yattığı ortaya çıkmıştır.”(Ortam,28 Ağustos 1991, Çarşamba).

“Kıbrıs’taki şimdiki savaş 1974’te başlamadı, daha da önceleri başladı. 1958 yılından itibaren, Kıbrıs daha koloni yönetimi altındayken, Rum ve Türkler arasında çok şiddetli toplumlar arası çarpışmalar ve her iki tarafta da birçok kayıplar vardı.

Kıbrıs Rum Egemen sınıfı, istilanın ayıpsız kurbanı değildir, kendisi de bir saldırgandır. 1974’e kadar Kıbrıslı Türkler Kıbrıs Rumları tarafından ulusal baskı altında tutulan bir azınlıktı.

Kıbrıs Rum Egemen sınıfının saldırısı bir yanlışlar zincirine, ayni zamanda Kıbrıs Türk Egemen Sınıfıyla uzun bir ihtilaf kilitlenmesine sebep olan politik ve ekonomik menfaatlerine de mal edilemez.”(Ortam, 29 Ağustos 1991, Perşembe)

Niyazi’nin kitabından söz etmeye gelecek hafta içerisinde de devam edeceğim. Çünkü bu kitabın sadece Kıbrıslıtürkler tarafından değil bir özeleştiri olarak Kıbrıslırumların da okuması gerekiyor.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org