Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 23 Ekim 2003

Ulus Irkad

 

Edward Said’den Niyazi Kızılyürek’in Kitabına

Geçen haftalarda dünyada çokkültürlü toplum yapısını ve kültürlerin bir arada uyuşabilip beraber yaşayabileceğini savunan bir ideolog olan Filistinli bilimadamı Edward Said daha genç denecek altmışlı yaşlarda bu dünyadan göçüp gitti. Ben Edward Said’in bazı yazılarını daha birkaç sene önce Türkiye’nin “Birikim” dergilerinde görüp okurken sonraları internette de bana gelen İngilizce makalelerini okuma fırsatını yakalamıştım . Said, Filistin sorununun çözümü için görüşlerini sıralarken bir yazısında kültürlerin uyuşmasında New York şehrini örnek olarak vermekte ve eğer bu kültürler bir arada yaşayacaksa New York’un kültürel ve demografik yaşantısının bir model olarak alınmasını göstermekteydi. New York, içerisinde yüzlerce kültürü olan insan topluluklarının onlarca senedir beraber yaşadıkları dünyanın en büyük şehirlerinden biriydi. Edward Said Filistin Sorunu veya Akdeniz kültürleri için getirdiği modelde İsrail’in Yahudi ulusu için de aynı modeli savunduğunu ve de Yahudilerin de bu çokkültürlülük okyanusu içerisinde özelliklerini koruyacak bir topluluk olabileceklerini iddia etmekteydi. Edward Said savunduğu çok kültürlülük modelini tüm Akdeniz ve de dünyaya da sunmakta bir beis görmemekteydi.

Said tüm dünyaya şu soruyu yöneltiyordu akademik dünyasının içinde: “Doğulu ne demektir?” Uzak Doğu ile Orta Doğu’yu birleştiren özellik Doğuydu. İsrail Devletinin kuruluşu içerisinde yeni bir kolonyalizmi farkediyordu. Sert ve siyasi güzergahları apaçık düşünürdü. Çünkü elden geçirdiği konular spetrumu öncelikle ABD emperyalizminin kalıntılarını üzerinde taşıyan bir coğrafyaya aitti.

Said’in mekanın dışına çıkan sürgün ve çok-boyutlu kimlik konumundan ürettiği, kuram ile siyaseti, bilgi ile iktidarı, anlatı ile etik sorumluluğu, evrensel ile yereli, ve adalet ile özgürlüğü birleştiren aydın konumudur. Said’in yaşamı, mekanın dışına çıkan bir yerden mekanın içine müdahale eden, ve bu müdahaleyi kuram ile siyaseti etik sorumluluk temelinde birleştiren bir aydın tavrını sergiler. Said’i tanımlayan en önemli olaylardan biri Oryantalizm adlı kitabıdır. Said’in bir felsefeci, bir eleştirmen, bir kuramcı olarak Batı modernite tarihini bilgi ve iktidar ilişkisi temelinde ve eleştirel kuram yoluyla yeniden-yazması girişimini içerir. Bu bağlamda da, Oryantalizm modernitenin özünde global bir rejim olduğunu, Batı’nın Doğu’yu ötekileştirerek kendi hegemonyasını kültürel ve bilişsel düzeyde dünya üzerinde kurma sürecini bize anlatır. Oryantalizm, modernite tarihine Said’in yaptığı kuramsal bir müdahaledir, ve modernitenin sadece Batı’ya ait bir davranışı ya da bir tarihselliği değil, özünde global düzeyde hareket eden ve “farklı olanı ötekileştirme yoluyla kültürel hegemonya kurma eylemi”ni simgelediğini ayrıntılı bir biçimde okuyucusuna sunuyordu.

Said’in ölüm haberini aldığım anlarda da elimde bir kitap bulunuyordu. Önemli yerlerinin altını çizmekte ve de kendi anlayış çerçevem içinde bazı yorumlar getirmekteydim. Bu kitap Niyazi Kızılyürek arkadaşın “Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs” adlı kitabıydı. Bu kitabın Edward Said ile ne ilişkisi vardır diye soracak olanlarınız da olabilir aranızda? Ama bana göre Edward Said’in evrenselci yaklaşımlarında ana kavramları yakalamışsanız Kızılyürek’in kitabında da Edward Said’in üzerinde ısrarla durduğu genel birçok noktanın Niyazi’nin de kitabında olduğunu görecektiniz. Said Oryantalizm çalışmasında amacı Batı ile Doğu arasına çizilen ayrımın tarihsel ve söylemsel olarak kurulmuş bir bilgi-iktidar ilişkisini simgelediğini, Doğu, dolayısıyla Batı-dışı özne ve kültürler üzerine yapılan çalışmaların eleştirel bir çözümlemesini yaparak göstermektedir. Filistinli’yi Batı’nın merkezine gelip oturtmuştur. Olaylara sırasında eleştirel bakabilen bir bilimadamı olarak Arafat’ın görüşleri ve de politikalarını da desteklememiştir. Ben Niyazi’nin hem Türk ve hem de Elen milliyetçiliklerine bakışında onları patolojik bir görüş açısıyla masaya yatırarak eleştirmesinde Said’in bilime yaklaşımındaki tavrı yakaladım. Esasında Niyazi de Kıbrıs’ı aynen Said’in Filistin Sorununda yaptığı gibi Batı’nın kalbine oturtmuştur. Niyazi’nin kitabının en son paragrafı da benim saptamamı onaylamaktadır sanırım(s.337):

“Kıbrıs Rum toplumunda 1974 Savaşı ve bu savaşın sonuçlarının yol açtığı, henüz öznel düzeye bütünüyle yansımamış olan nesnel değişiklikler ve Kıbrıs Türk toplumunun öznel yapısında yaşanan dönüşümler, milliyetçiliklerin iflasıyla birlikte dikkate alındığında, Kıbrıs ülkesinin milliyetçiliğin kıskacından kurtulmasının olanak dışı olmadığının göstergesi sayılabilir. Buna bir de Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliği eklenince, post nasyonal köyün minareleri şimdiden görülebilir. Yeter ki kanatlarında rasyonel seçenekler taşıyan bilge kuş Minerva vurulmasın...”

Niyazi yeni Avrupalılık kimliğinin yer etmeye başlaması ile her iki taraftaki Türk ve Elen milliyetçiliklerinin doğal olarak gerilemeye başladıkları saptamasını yapmış ve bu saptamasını örneklerle de süslemiştir. Esasında kimlikler ve de milliyetçilikler üzerinde yazı yazan tüm Batılı yazarlar, Hobsbawn dahil, milli kimliklerin pek de kalıcı olmadığını uzun süre önce ortaya koymuşlardı. Tabi ki kapitalizmin milliyetçiliğin ortaya çıkmasında önemli bir payı vardır ama anamalcı kapitalizmin ulus-devlet sınırlarını zorlamaya başlaması ile kapitalizm altında olsa bile yeni kimliklerin ortaya çıkması da kaçınılmazdır. Niyazi bu esaslar ve de bilimsellik üzerinde görüşlerini ortaya koymaktadır.

Edward Said’in önünde bilimsel saygı çerçevesinde eğilirken Niyazi arkadaşa da daha nice başarılı eserler ve çalışmalar diliyorum.

Not: Bu makale yazılırken Birikim Dergisinin 174. sayısında yer alan Ulus Baker ve E. Fuat Keyman’ın Edward Said hakkındaki yazılarından da faydalanılmıştır

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org