Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 27 Ekim 2005

Ulus Irkad

 

NE OLACAK BU HALİMİZ?

Türkiye resmen AB için görüşmelere başlamış durumda ve denildiği gibi istediğini de almıştır. Zaten hemen AB üyesi olamayacağını da bilmekteydi. Bütün hesaplarını bu strateji üzerine oluşturmuştu. 15 veya 20 senelik bir zamanı mevzuatı uygulamakla geçireceği gerçeği de vardır. Sonuçta oradaki değişimden sivil hükümet ve AB yanlıları ne kadar başarılı olacak onu da göreceğiz. AB’nin elbette bir kapitalist girişim olduğunu ve sonuçta burjuvaziye bir menfaat sağlayacağını bilmeyen de yok. Ama eski statükonun sarsılması için de bir katalizör olduğunu görmeyen gözler de görmeli. Eğer eski statükoyu sarsacak ve eskisinden daha demokratik olacaksa yeni gelen düzen her hal ve şartta ilerici ve demokratlar için daha kabul edilebilirdir ama tekrar edeyim asla ve asla hedef değildir. Kaldı ki çalışan kesimlere de daha serbest hareket etmeleri olanağı da sağlıyorsa bunda tereddüt edilmemelidir.Bana sorarsanız, şu anda Türkiye’deki statükonun sarsılması için ayni şekilde bir yanıt da verebilirim. Eğer bugün militer kast AB’den telaş ediyorsa ki olaylar bunu gösteriyor, onun zayıf karnına oynamak da bir nevi taktik gereğidir. Ama gene şunu ortaya koymak da gerekiyor: AB insanlık adına, bölge adına ve de uygarlık adına yeterli olanaklar getirmemektedir. Elbette şu anda anti-emperyalist dil kullanan ve AB’yi istemeyen birçok güç gibi düşünülmemeli. Bunlar bundan 30 sene önce de anti-komünist mücadelede yer alıyorlardı. Zat-ı alileri militer kast o dönemlerde oldukça kuvvetli olduğundan ve de birçok güçle bağı olduğundan istediği şekilde hoyratça davranarak sol-kemalistler dışında bu güçlerle ittifak yapmakta ve istediği grubu saf dışı edebilmekteydi. Türkiye’de ise Batı Burjuvazisi dışında bir başka grup söz sahibi değildi. Pazar bu güçsüz burjuvazinin elinde, devlet ise militer kastın bu güçlere dayanarak oluşturduğu oligarşinin kontrolü altındaydı. Emperyalizmin oluşturduğu “Yeşil Kuşak Doktrini” de dünyadaki o koşullarda rahatça yer bulabilmekteydi. Güçler dengesi bu kadar sarsılmış değildi. Sovyetlerdeki durum da oradaki kastın kontrolünde Kapitalist emperyalizme karşı Sovyet Bürokratik kastının Yalta’dan beri oluşan dengeyi devam ettirme rekabeti peşindeydi. Sosyalizmin barışçıllığı ve Dünya İşçi sınıfını birleştirme sloganı çoktan terkedilmiş, sosyal demokrat ve de anti-emperyalist ulusalcı partilere kadar örgütsel ve ideolojik etkilemesi ortaya çıkmıştı. Her anti-emperyalist ve anti-kapitalist görülenin gerçekten sosyalist olmayacağı da Sovyetlerin çökmesinden sonra ortaya çıkmıştır. Sovyetlerin “Kapitalist Olmayan Kalkınma Yolu” adlı hiçbir anlamı olmayan doktrinin artık tarihe karıştığı da bilinmektedir.Dünyada insanlığı biraraya getirecek tek gücün, ulusların,ulusal sınırların, milliyetçiliğin,ırkçılığın ortadan kaldırılması olduğunu da vurgulamak gerekmektedir. Sol adına devrimci mücadele verecek olanların bu mücadeleyi vermeleri birincil görevleridir. İşte AB üyeliği bu olgular içerisinde anlam kazanmaktadır.

AB üyeliğini herşeyin mükemmele uğradığı bir hedef olarak görenler, onu artık bir sonuç olarak gösterenler, tarihi de dünya uygarlığındaki emek mücadelesinin rolünü de bilmiyorlar demektir. AB üyeliği elbette ki solcular için bir hedef olamazdı ama ülkeyi hem çözüme götürmek hem de demokratikleştirmek için bir değişim katalizörüydü. Dünyadaki yoksulluk,dünya insanlığının eşit ve emekten yana işbirliğiyle ortadan kaldırılacaktır . Avrupa Birliği, statükoyu sarsmak için bir araçtı. Artık şu anda Avrupa’yı da aşacak bir uygarlık mücadelesine girmek gerekmektedir. Yanımıza Avrupa İşçi sınıfını ve de devrimcilerini de alarak bu mücadeleye muhakkak girişeceğiz. Her adım atışımızda askeri bir darbe, bir eziliş ve tekrar geriye dönüş ortamlarını daha da aza indirerek dünya insanlığı ve de uygarlığı ile birleşmek, daha enternasyonal bir mücadele için harekete geçme zamanı da gelmiştir. Sovyetler Birliği’nin yanlış noktalara çektiği sosyalist mücadele yerine tüm dünya işçi sınıfı ile birlikte bir mücadele başlatmak gerekmektedir. Öncelikle Avrupa’daki çalışan kesimlerle yapılacak işbirliği için bir taktikti ve bu üyeliğin getirilerini çalışan kesimlerin menfaati için kullanmak bir akıllılıktı ; solun da getirilerini kullanması normaldi. Şu anda, AB ülkelerinde de kapitazimden dolayı ırkçı cepheler oluşmakta, sömürü elbette ki ortadan kalkmamaktadır. Ama bu değişim içte sarsılmaz görülen ulusalcı cephe ve de baskıcı despot yönetimleri sarsıyorsa elbette ki burada hem militer kastla hem de burjuvazi ile birlikte olmamak devrimcilerin, demokratların hedefidir. Onlar kapitalizmin, sömürünün, emeğin aşağılanmasının ve de esas değişim dinamiğinin ortadan kalkmaması için mücadele ediyorlar. Biz ise elde edeceğimiz mevzilerle dünya Sosyalist mücadelesine katkıda bulunmak ve de işçi sınıflarıyla halkların sömürülmesinin önüne geçilmesini hedeflemekteyiz. Ulusalcı ve ırkçı politikaların ortadan kalmayacağı, hem ülkemizde hem de bölgedeki ülkelerde AB üyeliği gündeme girmiş bile olsa görülmektedir. Sosyalistler, ulusal sınırların,ulusalcılığın, dinin, etnik ayrımcılığın ve de sömürünün,ırk ayrımlarının ortadan kalkacağı bir dünyayı savunmaktadırlar. AB’nin getireceği olanaklar hedef değildir. Bu değişim dinamiğini durdurup bizi yeni bir statükoya sokmaktır ki zaten kapitalist çelişkiler gene devam edecektir. Avrupalılığı da aşacak yeni bir uygarlık mücadelesi ortaya çıkmaktadır. Bu çok kültürlü, enternasyonalist, emekten ve demokrasiden yana, ulusal sınırların ve ulusalcılığın ortadan kalkacağı tek bir dünya ülkesi yaratacak bir sosyalist uygarlık modeline yol açacaktır.

Değişimin dinamiğini kavrayamayanlar bizim buradaki ilkeli tavrımızı da pek anlayamayacaklardır.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org