Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 29 Ekim 2004

Ulus Irkad

 

KIBRIS SORUNUNDA GERÇEKLER VE AYRINTILAR -2-

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE KIBRISLI TÜRKLER

Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Müslüman liderlik, kadı, müftü ve İrfan Bey İngiliz Yönetiminin Kıbrıs’a el koyması gerektiğini savundular. Yüksek Komiserin sömürgeler dairesine gönderdiği 2 Kasım 1914 tarihli telgrafta Müslüman liderliğin bu talebi anlatılıyor(1).

İngiltere 5 Kasım 1914 tarihinde Kıbrıs’a el koyduğunu ve 1878 andlaşmasını yok saydığını duyurdu. Kıbrıs Müslüman liderliği, sömürgeler bakanlığına gönderdiği mesajda, değişikliği benimsediğini yazdı(2). Yukarı sınıfın, Müslümanların güvencesi dediği şey, özünde, kendi toplumsal konumunun güvencesidir. Kıbrıs Müslüman yukarı sınıfı, sömürgeci yönetimle bütünleşmiş, çıkarbirliği içine girmişti. Sömürgeci düzenin devamını sağlarken, kendi konumunu da pekiştiriyordu. Sömürge yönetiminin “köşebaşı” durumunda olan bu işbirlikçi liderlik, özünde bürokratik çıkarlardan öteye kaygılar gütmemektedir. Osmanlıcı bir gelenek sahibi olduğundan, Kıbrıstürk toplumu içinde her türlü yenilikçi gelişmeye bağnaz bir tutumla karşı çıkmaktadır. Ulusçuluk diye bir endişesi yoktur. İngiliz yönetiminin de desteği ile toplumu bir kabile gibi yönetmektedir.

1920’li yıllar, Kıbrıslı Müslümanların Türk miliyetçiliğinden etkilendiği yıllar oldu. Bu dönemde milliyetçi aydın hareketi başladı. Bu hareket bir kitle hareketinden çok, seçkinler eylemi idi. Geleneksel Müslüman liderliğe ve destekçisi İngiliz yönetimine karşı bir çağdaşlaşma hareketi de denebilir. Ne var ki çağdaşlaşma hareketinin bir sınıf desteği yoktu. İşte Kıbrıs Türk toplumunda asıl kendine özgü olan budur(3).

Kuşkusuz her sömürgede işbirlikçi, geleneksel bir kesim vardır. Ancak bunun karşısında uluslaşmanın, çağdaşlaşmanın yani kurtuluş hareketinin öncüsü olan yerli, ulusal sınıflar da var. İşte Kıbrıs Türk Toplumunda olmayan budur.

Şimdi 1920’li yılların milliyetçi aydın hareketine yakından bakalım:

Herşeyden önce bu hareketin kaynağı kemalizmdir. Yani Türk milliyetçiliğidir. Türk ulusal kurtuluş hareketi ise, Anadolu burjuvazisinin ulusal devlet kurma eylemidir. Türk miliyetçiliğinin önüne koyduğu modernleşme, çağdaşlaşma, özünde kapitalistleşmeyi içeriyor. Bu hareketin öznesi, cılız da olsa Anadolu burjuvazisidir(4).

Kemalist milliyetçilik, hem Batı Avrupa deneyimlerinden hem de Balkanlar’daki uluslaşma süreçlerinden farklı özellikler sergilemektedir. Bir anlamda bir “Sonderweg” oluşturmaktadır. Ne Batı’nın siyasi-uluslarına-ulus-devlet-yurttaşlık sistemi üstüne inşa edilmiştir ve homojenleşme siyasi katılım ve eğitim yoluyla olduğu kadar, sosyo-ekonomik gelişmeyle sağlanmıştır- ne de Balkanlar’ın kültür uluslarına –halk kültürü ve dini gelenekler üstüne inşa edilen Völkisch temelli uluslaşmaya tekabül etmektedirler- tam olarak benzemektedir. Ne tam olarak etnik kökenden bağımsız, özgürlükçü bir yurttaşlık kurabilmiş, ne de varolan gelenekleri ‘proto-nasyonalizm’ olarak kullanabilmiştir. Çünkü Kemalizmde ifadesini bulan ve homojenleşme politikasına kaynaklık eden üst-kültür, halka ait gelenek, anlayış ve yaşam tarzlarını dışlayan bir içerik taşıyordu. Bu durum, Tanıl Bora’nın sözleriyle, Kemalizmde “romantizm açığı”na yol açtı. “Türk milliyetçiliği, Doğu Avrupa-Balkan-Ortadoğu silsilesinde milliyetçiliğin ön-evresinin (proto-milliyetçiliğin) mümeyiz vasfı olan romantik akımın Cumhuriyet arifesinden devreden birikimini de kullan(a)mamıştır. (....) En önemlisi, mazinin (romantik yakın maziyle beraber!) ötekileştirilmesi ve İslam’ın kültürel veçhesi itibarıyla da dışlanması, milli kimlik politikasını sadece strateji bakımından değil, imgesel levazımat bakımından da kıtlığa itti. Kısaca, Kemalist üst-kültürde, halkın yaşayan geleneği anlamında geçmiş, ‘yabancı bir ülkedir’.

Halkın gelenek ve değerler sistemine sırtını dönen Kemalist milliyetçilik, kendi kurguladığı Batılılaştırılmış laik Türk kimliğini temel alan üst-kültürle uyumlu bir ulus yaratmayı amaçlarken, Jön Türk düşüncesine ve oradan da Kemalizme yansıyan Comte’cu Pozitivizmi temel alan laiklik anlayışı ve uygulamasıyla, “eski İslam inancının yerine yeni bir inanç sistemi (bir yeni “din”) yerleştirmeye” yöneldi(5).

Kıbrıs’ta ise Türk milliyetçiliği, böyle bir özneden, yani, bir burjuva sınıfı veya bölmesinden yoksun olduğu için, daha çok ideolojik ulusçuluktu. Başka türlü de söylenebilir. Kıbrıs Türk ulusçuluğunun kökleri, Kıbrıs tarihinden beslenmiyor. Kıbrıs tarihi açısından köksüz bir ideolojidir.

Bu konuda aynı kitapta yazısı olan Mehmet Yaşın da Kıbrıslılık ve Türk ulusçuluğu konusunda şunları yazmaktadır:

“Kıbrıslı burjuvazi, kendi yaptığımız tarihi sahiplenmedi. Yaşanmamış bir tarihi, tarihimiz yapmaya kalktı. Böylece zorba ve yapay bir tarihin sahibi olduk. Ona dayalı yabancı bir ulusal ideolojiyi, yanılsama bir kimliği gönderlerimize çektik. Tarihimiz içinde Kıbrıslılık öğeleri taşıyan sürekliliğin yolunu izleyemedik; yabancıların dış müdahaleleriyle açılan uçurumlardan kendimizi aşağıya attık. Oysa dış müdahalelerin yıkıcılığına karşın, tarihimiz içinde Kıbrıslılara özgün olan ya da böylesi bir özgünlüğü geliştirebilecek olan kıvılcımlar, hep için için tutuşup duruyordu.”(6)

1930’lu yıllarda güçlenen Türkiye ve Atatürk hayranlığı, Kıbrıstürk toplumunun önde gelen genç aydınları için, bir kimlik ve şahsiyet arayışına tekabül ediyordu. Süratle modernleşen, ekonomik gelişme bakımından Kıbrıstürk toplumundan fersah fersah ileride olan, iyi örgütlenmiş Kıbrısrum toplumunun yanında Kıbrıstürk toplumu son derece sönük kalıyordu. Üstelik, Kıbrısrum toplumunda Yunanistanla bütünleşme isteği, ulusal kimliğin en temel ifadesi haline gelmişti. Bu ortamda, yüzünü Türkiye’ye çevirmek, Kıbrıstürk toplumu için “tutunma”, “korunma” ve “şahsiyet arayışı” gibi varoluşsal endişeleri gidermeye yarıyordu. Denktaş, ilk gençlik yıllarına tekabül eden bu dönemin halet-i ruhiyesini şu cümlelerle betimler: “Kıbrıs Yunan Olamaz, benim çağımdaki gençlerin inancı, hatta imanıydı. Türkiye denince heyecanlanırdık; ben devamlı sur ette kitap okurdum. Türklük, istiklal savaşı, Namık Kemal, Milli Piyesler, Ziya Gökalp, Alaettin Gövsa okuduğum kitaplar arasındaydı. Bunları yakın arkadaşlarıma verir; konuları tartışır; Türklüğümüzle övünürdük. Öğretmenlerimizin telkinleri de bu yöndeydi. Karşımızdaki Yunanlılık ve ENOSİS dalgasına karşı bu, bizim korunma zırhımızdı.”(7)

Bu yıllara damgasını vuran iki paralel süreç, Kıbrıs Türk toplumunun geleneksel dönemi geride bırakarak milliyetçilikle tanışmasına yol açacaktı: 1)Kıbrısrum toplumunda yükselen Helen milliyetçiliği ve gelişen Enosis tutkusu,2) Kıbrıslıtürkler arasında yükselen Enosis karşıtlığı ve Türkiye hayranlığı Enosis’e karşı yükselen tepki ile Türkiye’ye karşı beslenen hayranlık, aynı madalyonun iki yüzü gibiydi(8).

DİP NOTLAR

(1)KIZILYÜREK,Niyazi:(1990),Edebiyatta Kıbrıslı Türk Kimliği,Fatal Publications,142.

(2)age,142.

(3)age,142.

(4)age,144.

(5)KIZILYÜREK,Niyazi: (2002),Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs,İletişim Yayınları,

(6)KIZILYÜREK,Niyazi: (1990),Edebiyatta Kıbrıslı Türk Kimliği, Fatal Publications,155.

(7)KIZILYÜREK,Niyazi:(2002),Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs,İletişim Yayınları,220.

(8)age,222.

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org