Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 27 Ocak 2006

Yilper İşçioğlu

 

Var mısınız?

Avrupalıların Birliğine katılmak Avrupalı olmanın tek yolu değildir. Avrupalı olmak da Avrupalıların Birliğine üye olmak la ayni şey değildir. Bugün hala daha Avrupa’nın temel ülkelerinden bazılarının (Ukrayna, Norveç, İsviçre... Gibi) vatandaşları Avrupalıların Birliğine (EU) katılmamışlardır. Avrupalıların Birliğine (EU’ya) üye olmayan bu gibi ülkelerin vatandaşları Avrupalıların Birliğinin vatandaşları değildirler ama kesinlikle Avrupalıdırlar. Anlaşılması gereken Avrupalıların Birliğinin bir Avrupa devletleri birliği olmadığıdır. Yani devletlerin bir araya gelerek meydana getirdikleri bir birlik değildir, Avrupalıların birliği. Bir birleri ile eşit haklara sahip Avrupalıların bir araya gelerek oluşturdukları bir birliktir, Avrupalıların birliği. İnsan haklarının ve özgürlüklerinin üstünlüğünün tartışılmadığı her türlü ayrımcılığın yasaklandığı, hukuk içinde bir yaşamdır insanların bu birliği meydana getirmelerindeki amaçları. Başardıkları da başarılan da budur.

Karasal Avrupa Kuzeyde Kuzey buz denizi (Okyanusu), Güneyde Cebelitarık bağlantılı Akdeniz, Doğuda Ural dağları, Volga nehri, Hazar denizi, Kafkaslar, Karadeniz, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Ege denizi üzerinden Akdeniz’e bağlanmaktadır. Batıda Atlas okyanusu ve bu okyanustaki Avrupalı büyük küçük ada ve adacıklardır.

Türk boğazlarından geçen kara Avrupa’sının sınırı ile Avrupalıların Birliğinin (EU’nun) sınırı ayni değildir. Karasal Avrupa’nın dışında başka kıtalarda yer alan bazı ülkelerin vatandaşları da Avrupalıların Birliğinin vatandaşıdırlar Açores(Por.), Canarias(Sp.), Guyana(Fr.)... Gibi.

Türkiye’nin tümünün Avrupalıların Birliğine dâhili bu nedenle kabul edilmiş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına Avrupalıların Birliğine katılma hakkı verilmiş, bu katılım için verilen dilekçe de kabul edilerek işleme alınmıştır. Karasal Avrupa’nın sınırının EU sınırından farkı konusu Kıbrıs Cumhuriyeti (KC) için de geçerli idi. Kıbrıs’ın da Avrupalıların Birliğine (EU’ya) katılabileceği böyle bir kararla alınmıştı. Kıbrıs da karasal Avrupa sınırları içinde değildir. Bu karardan sonra Kıbrıs dilekçesini vermiş Avrupalıların Birliğinin (EU) Copenhagen kriterlerini yerine getirmiş ve EU ile uyumunu sağladıktan sonra da Avrupalıların Birliğine katılmış, EU’ya üye olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da ayni şekilde Avrupalıların Birliğine uyumlarını sağlayarak katılacaklardır. TC’nin kendinden beklenenleri yerine getirmesi bu konunun tek çözümüdür. Bu konuyu bir pazarlık konusu imiş gibi göstermek yanlıştır, hatta kimi zaman kasıtlıdır.

Avrupalıların Birliğine katılmak için sırada gönüllü olarak bekleyen, Avrupalıların Birliğine katılmak için naz eden ve katılmamak için direnen insanlar elbette vardır. Bu inat bilmezlikten ve elde edilmekte olan hak edilmemiş şahsi menfaatin takipçisi olunmasındandır. EU’da 2015 yılına kadar bir takvim yapılmış, bütçe ayrılmış durum az çok belirlenmiştir. Sıradaki ülkelerin insanlarının Avrupalıların birliğine katılmalarından sonra yeni bir program ve bütçe yapılacaktır. Konu kesinlikle istenen kriterlere uyularak uyumun sağlanması ile halledilecektir. Küçük ülkelerin az olan nüfuslarının büyüyen EU içindeki hazımlarını kolaylaştırmaktadır. Dolayısı ile bu küçük ülkelerde yaşayan insanların istedikleri ve uyumu sağladıkları takdirde EU’ya üyeliklerini daha süratle gerçekleştirmeleri daha mümkündür (Bosna Hersek, Arnavutluk, Makedonya, Moldova, Gürcistan, Ermenistan... Gibi). Tüm bu ülkelerin insanlarının Avrupalılar Birliğine üye olmalarını istemeleri EU’ya üye ülke sayısını bir anda 40ların üstüne çıkaracaktır. Nüfusu kalabalık olan ülkelerin (Rusya, Türkiye... Gibi) durumlarının daha karmaşık olduğu gayet açıktır. Bu nedenle uyumdan sonra bir de hazım sorunundan bahsedilmektedir.

Bütün bu çalışmalar sonucu ulaşılan başarıdan sonra yıllardır EU’ya üye küçük Kıbrıs’ın, KC’nin ve Kıbrıslıların tekrar bölünerek bir parçacığının EU’dan, Kıbrıs’tan, KC’den, Kıbrıslılardan ayrılması düşüncesi çok süper bir zekâyı gerekli kılmaktadır. Bu süper zekâ sahiplerini bakınız göreceksiniz onlar aramızda dolaşmaktadırlar. Zekâ nasıl mı görülür? Görülmek bir yana seçilirler bile! Kendilerini öyle sananların suratlarını görmeniz yetmez mi? Böyle küçük bir parçacığın kopartılacağını düşünmek süper zekâ gerektirebilir ama bu parçacığın başka bir isim altında tekrardan Kıbrıslılara, Kıbrıs Cumhuriyetine, Kıbrıs’a ve EU’ya monte edilebileceğini iddia edenlerin zekâsı 41 kere maşallahı gerektirmektedir. 41 kere maşallahlı bir süper zekâ! İşte bize zekâ diye yutturulmağa çalışılan kumaş budur. Kopup gidersek yukarıda saydıklarımın hepsinden ve her şeyden vazgeçeriz. Bu yok oluşu faydadan sayan zekâ normal bir zekâ olabilir mi? Böyle bir şeyi isteyenlerin gerekçeleri gayet açık olarak bellidir. Hiçbir şeye uyum sağlamadan hiçbir yasaya uymadan kendilerince, dilediklerince ilkel sömürülerine, kapmalarına devam arzularındandır. Buna karşı olduklarını söyleyenlerin sessizliklerinin nedeni ise bu gayrete gizli desteklerinden değil midir? Değilse nedir?

Eskiler bilemediklerinden bu kumaşa 41 kere maşallahlı süper zekâ diyemiyor alacalı diyorlardı. Bu kumaş daha ucuz olduğu için el bezi olarak kullanılmağa müsait seçilmiştir. Bu elbezinin ne işe yaradığını ve ne için kullanıldığını bu bezi kullanan yarın anılarını yazdığında bize anlatacaktır. Eski elbezlerinin ne işe yaradıklarını şimdi birçok elbezi ‘‘sahibinin’’ anılarından öğrenmekteyiz.

Bu alacalı elbezi ile eskiden başarılanlar bugün uluslar arası ilişkilerde altın tepsi içinde önümüze konuyor. Bu şekilde altın tepsi ile bize sunulanları bugün kabul etmiyor, tartışma konusu bile yapmağa cesaret edemiyorsak, bu konularla muhatap olmamak için yüzümüzü dönüp o altın tepsiye bile bakamıyorsak, yarın çocuklarımızı, torunlarımızı aynı duruma düşürmeğe hakkımız yoktur, olmamalıdır.

İnsan ömrü kısadır, insanlığın ömrünü bir insanın ömrü ve bir elbezi olma döneminin saltanatı ile sınırlı görmek bugüne kadar neye yarar sağladı ise o kadarından daha fazlasını da bugünden sonra asla sağlayamayacaktır. Benlik geninin marifetinin insan hafızasına oynadığı oyunları süper zekâ saymak, öyle görünerek biraz daha menfaat kapmak aynı zekâyı bölüşmektir.

Geliniz böyle bir zekâyı övmekten vazgeçelim. Böyle zekânın sağladığı menfaati paylaşmayı özleyerek amip gibi yaşayamayalım. Özgür ve toplumsal birer insan olarak yaşayalım. Bizi özgür ve duyarlı toplumsal birer insan olmaktan alıkoyacak tüm sahteliklere, yalancılıklara ve yabancılaşmalara karşı duralım. Var mısınız?

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org