Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 5 Kasım 2005

Yilper İşçioğlu

 

Archimedes’in manivelası

Devletlerin uluslar arası kayıtları BM üyelikleri ile başlar. Bu kayıtlar devletlerin temsil edildikleri ve birleşerek meydana getirdikleri BM de ve uluslar arası örgütlerde yapılmaktadır. BM’de Kıbrıs konusunda ne kararlar? Ne kayıtlar vardır? Biz son yıllarda alınmış: 89 adet Güvenlik Konseyi, 4 adet insan hakları, 5 adet kayıp şahıslar, 8 adet de BM Genel Kurulu kararı olduğunu görmekteyiz. Piyango çeker gibi aralarından bir kaç tane çekelim. 13 Mayıs 1983 tarihli BM Genel Kurulunun Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili kararı, karar numarası 37/253, 103 lehte, 5 aleyhte (Bangladeş, Malezya, Pakistan, Somali ve Türkiye) oyla KC’nin diğer şeylerin yanında bölünemeyeceğini bu kararla KC’nin bütünlüğüne karşı yapılacak girişimleri yasakladığını söylemektedir. Bu karar üzerine aleyhte oy v eren ülkeler de bu karara uyunca dünyaya karşı bir ‘‘ses’’ duyulur. ‘‘Biz tanınma istemiyoruz, amacımız Kıbrıs’ta barışı sağlamaktır’’. Bilgisayar, BM Güvenlik Konseyinin 1102’ci oturumunda oy birliği ile aldığı 4 Mart 1964 tarih ve 186 numaralı kararını bu sese cevaben ekrana getirir. Bu kararda 16 Ağustos 1960 Lefkoşa anlaşmasının geçerli olduğunu ve KC’nin rızası ile Kıbrıs’a barış gücü gönderildiğini, BM anlaşması 2. bölüm 4. paragrafında yazıldığı gibi ülkelerin ülkesel bütünlük ve politik bağımsızlıklarına karşı yapılacakların hiç bir şekilde kabul edilmeyeceğini yazmaktadır. Karar gayet açıktır. Oy birliği ile alınan bu karara dünyaya karşı olan bu ‘‘ses’’ dâhil kimse itiraz etmez. TC başbakanı rahmetli I. Inönü’nün görevinize geri dönün demesine de uyulmaz. Bu inat KC’nin ortağı Kıbrıslıların bir kısmının Kıbrıs’ın yönetimindeki ortaklığı bitirilerek bu Kıbrıslıların yerine ‘‘Müslüman’’ bir azınlığa Kıbrıs’ta yaşam hakkı getirilir! Bu bir kazanç ve başarı ise kimindir? Karşılıklı sevinenlere ve üzülenlere bakarak bunu anlamamız mümkündür. Üzülenlerin sesleri yeni yeni duyulmaya başlamıştır. Ganimetler mahkemelerde çözümlendikçe ahlar vahlar artacaktır.

—Ma ben KC’nden ayrılmak istemem ya, öyle bağımsızlığa falan da inanmam, ben Kıbrıs’ın bütünlüğünden yanayım, Kıbrıs’ı birleştireceğim! Bütünleştireceğim!’’ bu ses kimindir? Dünyaya ters çıkan o sesinin yerine verilmeğe çalışılan yeni ‘’ses’’ budur. Tayin edilecek bir liderle bu Müslüman azınlığın Kıbrıs’taki varlığı yeterli görülmektedir.

Kıbrıs’ı mutlaka birleştireceğiz, bütünleştireceğiz, ne demektir? Yani önce Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünü kabul ettirecekler. Kıbrıs bölünmüşse kimler arasında bölünmüştür? Yunanlılarla (Elenler)-Türkiyeliler (Türkler), Hıristiyanlarla-Müslümanlar arasında mı? O eski ses Kıbrıs’ta Kıbrıslı yoktur derken neyi kastediyordu? Anlaşıldı mı şimdi? Kıbrıs bölünmüşse buna karşı Kıbrıs cumhuriyetini koruyacak, böldürtmeyecek garantörlerine ne olmuştur?

Kıbrıs’ta bölünme olmasın diye Kıbrıs’a çıkan, Kıbrıs’ta Kıbrıs’ın bütünlüğü ve anayasal düzeni için şehitler veren Türk ordusu yenilmiş, yanılmış mıdır? Türk ordusu garantörlük görevini yerine başarı ile getirmiştir. Ileride Kıbrıs cumhuriyetine karşı girişilecek bu tür saldırıları da......O yeni ses tekrar duyulur..

—Ma kaldırsınlar olân bu ‘isolasyonları’ üzerimizden. Bilgisayar isolasyonun ne olduğunu ekrana getirir. ‘‘Bakın ve görün isolasyonun ne olduğunu’’ der gibi. Isolasyon ülkelerin dış dünyaya karşı tavırlarını gösterir bir kavramdır. Kimi ülkeler açıklıktan yanadır, vatandaşlarını serbest bırakırlar, kimi ülkeler vatandaşlarını isolasyonda tutarlar, dış ilişkilere kapalıdırlar bize uygulanan da budur. Yani yöneticimiz, ‘dini liderimiz’ bizim ve varsa ürettiklerimizin dünyaya çıkışını yasaklayarak bizi kapalı tutmaktadır, başkaları değil bizi ve ürünlerimizi içeride kapalı tutan, bizi yönetendir. Yönetenimiz, ‘dini liderimiz’, hem KKTC yok, tanımayın diyor. Hemde patates çuvallarına made in KKTC diye yazdırarak, bu amblemle ihraç belgeleri tanzim ederek bütün dünyayı şaşırtmaktadı r. Hangisi doğrudur? Insanların kimliklerine yazılan Cypriot mu? Patates çuvallarına yazılan KKTC mi?

Bir ülkeye dışarıdan bir kapatma uygulanırsa buna isolasyon denmez karantina denir. Karantina US’in Kennedy döneminde Cuba’ya uyguladığıdır.

Bize dışarıdan uygulanan bir kısıtlama yoktur. EU içinde üretilen ürünlere serbest dolaşım vardır. Yani malların ve hizmetlerin dolaşımı dört temel özgürlükten biridir. Dünyanın her hangi bir yerine Larnaka’dan uçarken Kıbrıs ve EU yani Cypriot kimliği ile bu özgürlüğü kullananlar patates çuvalının KKTC kimliğini kendi kimlikleri ile ayni tutamamalarını nasıl izah edebilirler?....... O ses US’ten tekrar duyulur...

—Benim gücümün yettiği yerde EU müktesebatı geçerli değildir.

—Ma açsınlar bizim limanlarımızı, uçak alanlarımızı dünyaya sonra da TC açsın onnara’’ bu sesin amacı TC’yi de dünyaya kapatmak mıdır? Ekranda görünen resmin bir yarısı bir tanıdık öteki yarısı metamorfoz geçiren başka bir tanıdık. Denktaş süresini tamamladı değişmesi mümkün değil gerekli de değil. Talat değişerek Denktalattaş’laşıyor. EU müktesebatının uygulanmasını engellemesinin başka açıklaması yoktur, olamaz.

Kıbrıs’ı bütünleştirecek, isolasyonu kaldırıp burayı da dünyaya açacak, bizi bir oyla dünyalı yapacak olanların, o meydanları dolduranların bu engelleme içinde işleri nedir? Sesleri niye çıkmıyor? KKTC yok diyorsa! Kıbrıs’ın limanlarına nasıl ve niçin benim diyor? EU müktesebatı burada niye uygulanamaz? Bu ne iştir? Suskunluğun sebebi nedir? Susma sustukça.....

‘KC bütün olarak kalacak, KKTC olmayacak, biz de yaşadığımız yöre de dünyaya açılacağız yani dünya hukuku içine gireceğiz’, zaten kayıtlara göre insanlar için bu işlem tamamdır. EU ve KC kimlikleri cepte. Kıbrıs tüm toprağı, kara ve hava sahası ile EU’ya dâhildir, bu da kesin. Kabul edildi imzalandı. Ama Denktalattaş’lara göre limanlar KKTC’dedirler. Yani olmayan bir yerdedirler. Şaşırma şaşırtılma, ama gerçekten şaşılmayacak gibi değil. Logic değil.

Archimedes (MÖ 287-212) manivela kuralını bulduğunu ilan ettiğinde, ‘‘ne işe yarayacak?’’ diye soranlara cevaben ‘‘bana bir dayanak noktası gösterin dünyayı yerinden oynatayım, bunun mümkün olduğunu size göstereyim’’ demişti.

Başkalarının yaptığı yanlışları biz de tekrarlarsak ne olur? Bizde yanlış yapmış oluruz. Bush’un doğrusu Denktalattaş’ın doğrusu diye bir şey olamaz, doğru tektir. Bir tane doğru vardır. Arife de tarif gerekmez. Kendi kullanacağı mazeretleri, insanların kendilerinin üretip piyasaya sürmeleri, daha sonra bu mazeretleri dayanak göstererek girişimlerde bulunmaları bayat bir yöntem olsa da hala daha kullanılmaktadır.

Bu teşebbüs açıkgözlük, bilgiçlik v.b. gibi tanımlamalarla geçiştirilemez. Hiçbir şey sır değildir. Gelin verdiğimiz sözü tutalım, açık olalım dünyaya ve onun kurallarına onun hukukuna uyalım. Neyi bekliyoruz?

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org