Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 26 Aralık 2005

Yilper İşçioğlu

 

Rakkase

Merkeze bağlı bir hareket ile ileriye gidilemez. Merkeze bağlı hareket bu merkezin etrafında, bir ucu merkezde sabit bir doğrunun sabit olmayan diğer ucu ile dönülmesi ile bir çember çizilir, bu doğru aynı zamanda çemberin yarı çapıdır. Hareket edilen nokta sabit olduğu sürece ki bu sabit nokta merkezdir, bu noktanın etrafında dönülerek ilerlenemeyeceği kesindir. Çemberi çizen bu nokta ile merkez arasındaki uzunluk değiştirildikçe değişik çapta çemberler çizilecekti r. Bizde de böyle bir dairesel hareket vardır, hareketimizin ileriye doğru, belirlenmiş bir istikamete doğru gitmemesinin nedeni işte budur. Bir merkeze uzunlukları merkezce kontrol edile bilinir bağlarla göbekten bağlı ve onun etrafında fır dönen bir harekettir bu hareket. Prangalarını, zincirlerini kırmak üzerine ağıtlar yakanların özgür hareketleri bu dönme hareketi asla olamaz. Kendilerini sanal bir bağla bağlayanların, o bağla bağlandıklarını göremeyenlerin, görenlerden gizlemeğe çalışanların bu hareketleri, bu dönmeleri traji-komik oriental bir dans görüntüsüne dönüşmüştür.

Merkez istediğinde bu bağlardan istediğini istediği kadar boşlar, istemediğini istediği kadar gerer. Ama merkez hala sabittir. Bazılarımızın sevindiği bu dönüşler süresince dönenlerin gözlerinin bağlı olmamasıdır. Eski kural dolabı döndürerek düzenin değirmenine su taşıyanların gözlerinin de bağlı olması idi. Biliyorum şimdi bana ‘‘gözleri açık da ne oldu?’’ Diyeceksiniz. Doğrudur, bu doğru söze karşı diyeceğim ‘‘benim onların açık göz olduklarını bildiğimdir, ama onların neyi görüp neyi göremediklerini bilmeme imkan yoktur.’’

Her sıkışanın baş vurduğu bir rahatlama yöntemi vardır. Konusuna göre bu rahatlama yöntemine değişik bir terminoloji oluşturulmaktadır. Örneğin footballda bu yönteme topu taca atmak denir. Vatan millet Sakaryacıların bu konuda oluşturdukları terminoloji dış kaynaklardan beslenen odaklar hikayesidir.

Dış kaynaklardan beslenen odaklar denirken ‘‘EU kaynaklarından, US kaynaklarından, UN kaynaklarından, Soros’tan beslenen odaklar vs.’’ dendiğini duymaktayız. ‘‘Liste elimizde yakında yayınlıyoruz, tam liste pek yakında!’’ Diye reklamı da yapılır bu işlerin. Fır döndü dedik ya! Iş döner dolaşır bütün iplerin ayni merkezin elinde toplandığı ortaya çıkar sonunda. Kuzey Kıbrıs’taki büyük mitinglerden sonra yeniden meydana çıkan ve halk hareketini kilitleyen gerçek budur. Gerçeğin bu olması da düğün, bayram yandaşlara, yandaş olmayanların ne dedikleri ise işitilir bile değildir bu dönemde. Tencere kapağı carrr dese göbek atmağa başlayanların olaylara duhulleri ise hiç yoktur.

Bizde kilit en dış çembere atıldığı için o çemberin kilitlediği dairenin içinde kapalı kalanlar, o merkezden boşaltılan veya gerilen ipin uzunluğu kadar bir mesafede o çembere kilidi atan merkezin emrinde ve gözetiminde o merkezin ekseni etrafında dönme ‘‘özgürlüğüne’’ sahip olsalar da merkez yinede sabittir.

-‘‘EU uşaklarının, kendilerine bağlı partileri, sendikaları ve yakınları ile satılmışların tam listesi elimizde ne kadar aldıkları da belgeleri ile elimizde pek yakında yayınlıyoruz!’’ diyerek reklamı yapılanların ansızdan, (sanki önceden reklamı yapılması gerekirmiş gibi) EU’ya savaş açma hazırlığında oldukl arını söylemeleri bir çember ile kapalı dairenin içindekilerin bu sabit merkezin etrafında dönüşünü sağlayan ipin kimin elinde olduğunun göstergesi, kanıtı değil midir?

Göbek bağı ile merkeze bağlı olan figurelerden bazıları ‘‘evet ben bu merkeze bağlıyım’’ diye biliyorken diğer figürler çok özgürmüş imajı yaratarak ara sıra belli ölçüde boşaltılan ipi kendi gölgesine çalım atan ‘usta’ futbolcu gibi beline, kafasına veya bacağına dolayarak adeta raks etmektedirler. Bu raksın adının zaman zaman muhalefet olduğunu bile söylüyorlar. Merkeze bağlı olarak yapılan bu raksa, muhalefet denemez takıyye denir. Arada bir yanacıkların okşanmasının nedeni ve ödülü bu değil midir?

Sadece raks ederek bir halk nasıl mı tertiplenir? Bilmeyenler Kıbrıs’ın yeni tarihine bakarak bunu anlaya bilirler. Kuzey Kıbrıs’ta halk hareketi böyle tertiplenmiştir. Böyle bir tertip her kulun ve özgür olmayan her ülkenin ibreti olmalıdır.

General franco zamanının meşhur tertibi bir siesta ile bir fiesta idi. Bir faşist diktatör 40 sene ülkesini ve dünyayı böyle tertiplemeyi bilmişti.

Mühim olan mesele Kuzey Kıbrıs’taki özgür halk hareketinin bir raksla nasıl tertiplendiğinin ve bu tertiplenmişliğin ne kadar süreceğidir. Başka bir Akdeniz ülkesi olan Ispanya halkı bu tertiplenmişlikten kurtulmak için 40 sene bekledi. Ta ki faşist general franco kendi eceli ile öldü.

Bize kalan miras veya kaderimiz bu ise at gramofona bir kırk beşlik, Üstat Münir Nurettin Selçuk’tan, 40 sene boşa geçmesin. Taş plağın ön yüzümde ‘‘Endülüs’te raks’’, arka yüzünde ‘‘Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın’’. Bu rakkaselerle bu ömür başka türlü geçmez.

Bir patron yanında çalıştırdığı bir matematik profesörüne, kapıcısına, mutfaktaki işçisine ve yardakçısına sormuş ‘‘iki kere iki kaç eder?’’ ‘‘dört’’ demiş ilk üçü. Yardakçının patrona yanıtı ilginç ‘‘Siz nasıl olmasını arzu ederseniz öyledir efendim.’’ Patronun yani finansörün(1), dış kaynaktan(2) beslenen odakların ve rakkaselerin etrafında raks ettikleri merkezin(3) ayni olma ihtimali gerçekleşti. Şans oyunları makinesinin göstergesinde olduğu gibi üç aynı işaret yan yana geldi yani işaretlerin üçü de aynıyı yani sabit merkezi göstermiş raks striptize dönüşmüştür. Rakkase dansını striptiz yaparak devam ettirmekte her şeyini ortaya dökmektedir. Bu görüntü müthiş derecede iğrenç değil midir? Görenler! Söyleyin fotoğraf bu değil midir? Hiç bir şey böyle devam edemez, toplum hafızası canlı kalmalı ve moral değerler yitirilmemeli idi. Ama galiba toplumsallık da yasak veya mümkün değildir, mümkünse ve yasak değilse toplumsal değerleri niye hiç oluşturamadık? Oluşanı nasıl koruyamadık?

Hala daha yeminlerle, aynı olmakla, öyle kalmakla öğüne öğüne geldiğimiz nokta birilerimizi tatmin ediyorsa bu raksı yapma onlar için görev olmaktan çıkmış volunteerse dönüşmüştür. Elbette onların gönüllü olma nedenleri vardır. Raks edenle rakkasenin şeyine destek sıkıştıranların toplumsal bilinçle ilgileneceklerini düşünmek boşa zaman harcamaktan başka bir şey değildir. Toplumsal hareketin getirildiği nokta budur. Varlıkları ile sevineceğimiz veya övüneceğimiz toplumsal değerler bu yandaşlar koalisyonunca yok farz edilmektedir. Inşallah dere her geldiğinde böyle kütükler getirsin! Atalarımız yanılsınlar istiyorum çünkü onlar ‘‘dere her geldiğinde kütük getirmez’’ demişlerdi. Yanılan kim? Atalarımız mı? Yoksa ben çok şey mi istiyorum?

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org