Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 8 Aralık 2005

Yilper İşçioğlu

 

Akort

Bir arkadaşı başka bir arkadaş konsere götürmüş, konser sonrası "en çok hangi parçayı beğendin?" Diye götürülene fikrini sormuş götüren "en baştakini" diyerek aletlere akordun yapıldığı bölümü anlatmış götürülen. Şimdi bizde de arkada birileri akort yapar öndeki de bu yanlış akordu "ince ayara" alır, yandaş seyirciler de zevkten bayılır.

Efendim, başımıza Girit’teki olayların aynısı gelecekmiş. Bunun gelecekle ne ilgisi var? Başımıza gelen gelmiş, Girit’te ne olmuşsa burada da aynisi olmuş Kıbrıslıların da bir arada yaşamaları zora sokulmuştur. Benim Giritli tanıdıklarım, dostlarım vardır. Hepsine defalarca sordum. Samimi olarak, samimi ortamlarda atalarının anılarını aktarmaları sureti ile onlara ulaşan ve akıllarında kalanları bana anlatmalarını istedim, sağ olsunlar onlar da anlattılar. Arkada akordu yapanla önde ince ayarı ondan kapmağa çalışan ama ayni ayarı bir türlü tutturamayan ayarsızların anlattıkları ile bu derdi yaşamış olanların anlattıklarının hiç bir benzer yanları yoktur. Adeta akortçular kâr Kıbrıslılar da can derdine düşmüşlerdir.

Kahramanlık yaparak Kıbrıs’ın Kuzeyinden Türk olmayanları temizlemişler ve Kıbrıs’ın Kuzeyini Türkleştirmişlermiş. Bu bir iddiadır elbette. Bu iddianın sahipleri de ince ve kalın akortçulardır. Bu iddia sadece bir açıdan doğrudur. Bu açı da manav Rüstem Efendinin tezgahında duran turuncu balkabağı ile gri macun kabağının aralarında meydana getirdikleri açıdır. Bir zamanlar sol gözünün az gördüğü ile öğünenle sağ gözleri ve sağla ilgili hiçbir şeylerinin olmadığı ile öğünenlerin bakış açıları da aynı açıdır. Bu bakış açısı ile bakarak ama baktıklarını bile göremeyerek uğraşanlar Kıbrıslı Türklerden Kıbrıs’ı arındırmışlardır. Kıbrıs’ın büyük bir bölümünde artık Kıbrıslı Türk yoktur. İşte bu kimine göre başarıdır, ama kimine göre de değildir, değil mi? Herkesin kendi kararını kendi duruşuna göre verdiği bilinmektedir.

Kıbrıslıların Kıbrıs’ta birlikte mutluluk içinde yaşayabilmeleri için birlikte ülkelerine sahip çıkmaları gerekirken bazı Kıbrıslıların bir bildikleri olacak ki "Teo, Kıbrıs’ın kuzeyindeki o dini toplumun başından liderini eksik etmesin bu bize yeter" diye dua etmektedirler. Acaba bildikleri nedir? Bunu anlamak çok mu zordur?

Kendi bilinçleri olmayan insanlar, tarih bilincine sahip çıkmağı beceremeyen insanlar, tarihi kendine göre yorumlayarak ve o yorumu tarih diye öğretenlerin etkisinde kalanlar, kendini bir imparatorluğun mirasyedisi gibi gören veya görmek isteyen ama aralarında bir türlü ayni ayarı tutturamayan ayarsızlara o imparatorluğun bir zamanlar sınırları içinde bulunmuş ülke insanlarının rahat ve huzurunu bozarak bir daha gerçekleşemeyecek emelleri uğruna o ülkelerdeki ve dolayısı ile dünyadaki barışı bozmalarına yardımcı olmaktadırlar.

Giritli dostlarım dedelerinin Girit’teki mutlu yaşamlarından bahsetseler de baş akortçu bu insanlara ülkelerinde yaşam hakkını çok görenlerin kendi akordu gibi akordu olanların olduğunu anlamaz görünmektedir. Kıbrıs’ta da durum bundan farklı değildir. Kıbrıslıların pırlanta gibi hayatları o imparatorluğun güya mirasçılığı adına bölünmüş, mirasyedi hovardalığı ile yok edilmek üzeredir.

1878 de Türk bayrağının gönderden indirildiğini görenler mi doğruyu görüp doğruyu söylüyorlar yoksa ilk defa Türk Bayrağının 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte kullanılmağa başlandığını bilip söyleyenler mi? Bu tarih çok eski bir tarih değildir. Yine de bize yaşadıklarımız konusunda bile uyduruk hikayeler anlatanların tarihi bilip bilmedikleri önemli değildir. Önemli olan bizim barış ve huzurumuzu bozmuş olmalarıdır.

Hepsini yazmağa gerek yoktur. Osmanlı idaresinde; Girit 229, Kıbrıs 307, Türkiye ve Yunanistan 470’şer, Bulgaristan ise 526 yıl bulunmuşlardır. Osmanlıya karşı son savaşı verip Osmanlının varlığına son verenler de Türkiye de kurtuluş savaşını verenler olmuştur. Bu sayede TC kurulmuştur. TC’nin bayrağı, bu gün kullanılan Türk Bayrağı, ilk defa bu Cumhuriyet ile kullanılır olmuştur. Osmanlının bayrağı bu Türk bayrağı değildi.

Ortada Osmanlı imparatorluğunun varlığından kalan acılar, şikayetler, borçlar, huzursuzluklar ve iddialar vardır. Bölüşülmek isteniyorsa bölünecek miras da bu olmalıdır. Bu mirasın sahibiyim diyenler bu iddiaları cevaplandırmaya gönüllü olacaklarına o ülkelerin ve o ülkeleri meydana getiren vatandaşların bölünmesine gönüllü olmaktadırlar.

Yukarıda adını verdiğim ülkelerin bilinen tarih içerisinde 10 000 senedir üzerlerinde medeniyetlerin var olduğunu bilemeyen, anlayamayan ve bu ülkelerin aydan kopup dünyaya gelmiş boş toprak parçaları olduklarını ve ilk defa Osmanlı idaresince keşfedilmiş veya kendilerince haklı bir işgal (?) sonrası iskan edilmiş olduğunu var sayanların bu sanılarının kolay düzeltilebilecek bir yanılgı olmadığı uzun yıllar içinde kanıtlanmıştır.

Başka ülkeleri güç kullanarak işgal etmek, işgal edilen bu ülkelerin demografik yapıları ile oynamak uluslar arası anlaşmalarla yasaklanmıştır. Uluslar arası mahkemeler bu tür icraatın (ihlâlin) bedelini çok ağır şekilde ödetmektedirler.

Şimdi geldiğimiz aşamada konuşulması gereken değiştirilen demografik yapı ile oluşturulan yeni nüfusun ne olacağı olduğu kadar, kendi vatanında artık yaşama şansını yitiren, bu şansı elinden zorla alınan Kıbrıslıların da durumu olmalıdır. Kıbrıs da tüm bu yapılanlardan sonra Kıbrıslıların tekrar bir arada yaşama şansı ne kadardır? Baş akortçu o orkestranın ahengini bozmak için çok uğraşmış ve neticede görevinde başarılı da olmuştur. Yenisinin ayarını tutturmağa çalıştığı akort da budur. Ama "koştursunlar" bu akort tutmaz.

Her şeyin ötesinde her insanın kendi kendine cevaplaması gereken en basit sorulardan biri de her halde vatandaşlığını beğenmediği o vatandaşlığı istemediği bir ülkede ne aradığıdır? Aranan, istenen o ülkede yaşayan ve yaşamağa devam edecek olan insanlara, o ülkenin vatandaşlarına o ülkede yaşama şansı bırakmamak mıdır? Amaç bu ise başarılı olunmuştur. Çünkü başarılan sadece budur.

Giritli dostumun bana anlattığı ona da dedesinin son nefesine kadar ağlayarak anlattığı gerçek "bizim ne kabahatimiz vardı vre" idi. Bizim Kıbrıs’ı ve Kıbrıslılığımızı nasıl yitirdiğimizi de bize; yaşadığımız için yaşayarak bildiğimiz için hikaye etmesinler, biz biliyoruz. Bizde de adı geçen diğer ülkelerde de yapılan bu idi ve yapılmağa devam edilen de budur. Vatanına ülkesine sahip çıkamayanın malı "emvali metrukeden" sayılmağa çalışılmaktadır. Gelin bu zihniyetsizliğe bir dur diyelim. Zararın neresinden dönülürse kârdır.

Bu gün en yaygın kullanılan soyadı Giritlidir. Yakında Kıbrıslı soyadı daha çok kullanılır olacaktır. Ne yazıktır ki insanoğlu kaybettiklerinin değerini kaybettikten sonra anlamaktadır.

Kıbrıslım bu gün "başın öne eğilmesin," "ağladığın duyulmasın," sonra. Kaldır başını zamanı henüz geçmeden.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org