Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 10 Şubat 2006

Yilper İşçioğlu

 

Darılmaca yok

Açık fikirli bireyler olarak dünyanın ve olayların gidişatına bakarak durumumuzun tespitini yapıyor ve nereye gittiğimizi açık yüreklilikle söylüyoruz. Söylediklerimizde yanılmayı biz de istiyoruz ama diğer isteklerimiz gibi bu isteğimiz de geri çevriliyor. Olaylar bizim istediğimiz gibi sonuçlanmazlar. Nasıl sonuçlanacaklarını gördükten, anladıktan sonra biz bunu söylüyoruz. Bir olay bin defa tekrarlanıp aynı sonucu vermiş ise son defa da aynı sonucu verecektir. Genellemeler, standartlar, normlar, kurallar ve yasalar bu şekilde yapılmaktadırlar. Bir defa istisna yaparak bu kaideyi bozsalar olmaz mı? Olmuyor işte! Yanlışları da hataları da tekrarlayıp duruyorlar.

Kıbrıs meselesini tartışmanın da belli bir kuralı olmalıdır. Kuralsız hiç bir şey olmaz. Uluslar arası yasalardır, bu kurallar. Tartışma kuralına uygun yapılırsa sonuç da çok yaklaşık olarak herkesçe tahmin edilecektir. Tam tersi bir sonuç beklenmeyecek ve oluşmayacaktır. Biz, dünya toplumunun anlayışını kuraldır diye kabullenenleriz. Dünyanın hukukuna uygun ve o şekilde yaşayan dünya insanları olmaktır, amacımız. Dünya hukukuna uymayarak dünyadan istisna olanlar yaptıkları ve anlattıkları ile bunu hak edenlerdir. ‘‘Dünya bizim kuralsız yaşamımıza uysun!’’ anlayışının gerekçesi nedir? Dünya bize niye uyacakmış? Suçlunun ödüllendirildiği, suçun teşvik edildiği, cezalandırılanın da mağdurun olduğu sistemin dünya hukukunda ki adı nedir? Bu anlayış nasıl bir anlayıştır? Dünyanın bizim yanlışlarımızı görmemesini, yanlış olduğunu söylememesini, tam tersini yaparak bizi desteklemesini nasıl isteriz? Bu yanlışlara insanlar tarafından sürekli tahammül edilmesini nasıl bekleriz? Uluslar arası yasalara uymadan başkaları ile birlikte nasıl yaşayacağız? Böyle bir birlikteliği dünya niye istesin? Her şeyi bildiğini zanneden bir insanın bu neden ile ihtiyaç duymadığı için hiç bir şeyi öğrenememesi, eğitilememesi bu kompleksinin sonucu değil midir?

BMGK’yinde veto edilen Annan’ın Kıbrıs ve referanda sonuçları ile ilgili raporunun uygulanan tek ‘‘şey’’ olmasını istiyormuşuz(?). Bunu bu kadar çok istediğimize göre bu güne kadar bize düşeni yani ‘‘evetin’’ gereğini niye yerine getirmedik? İşte bu yüzden biz olmayan kurallarla yaşamağa zorlanıyoruz diyorum. Hafızamı zorluyor ve hatırlamağa çalışıyorum son 32 yılda ortalama her yıl alınan 2 BMGK kararının hangisine uyduk? Hangisini uyguladık? Annan’ın önerilerinin ve referandanın retti ile ilgili olan ve veto edilerek karar bile olamayan bir rapor mu sadece çok önemli olan? BM’in ve BMGK’nin tüm kararları, dünya hukuku ve imzaladığımız anlaşmalara hiç uymadığımız çok mu önemsiz? Tek isteğimizin bu zamanı da harcamak olduğunu bunun için bu vetolu rapora önemli dediğimizi ve ona sarıldığımızı dünya anladı, biz anlaşıldığımızı hala anlayamadık.

İngiliz parakentecisinin eline ulaşan 4.800 kg patates, 3200gr portakal ve 1 bağ maydanoz için menşe soran Londra belediyesi zabıtasına kâğıtta yazan menşe KKTC denmiş, doğrulatmak için araştırma yapan bu memura ‘‘böyle şeylere inanma! Yoktur yahu böyle bir şey’’ diyen kimdir? Böyle bir şeyi söyleyenin ve söyletenin bir başka ortamda yok dediği şey için ‘‘ bu olmayan o olandan daha da meşrudur’’ demesinin anlamı var mıdır? ‘‘Yoktur, olmayan bir şeydir’’ dediğinin olan bir şeyden daha çok veya daha az olması ne demektir? Olmayan bir şey olan bir şeyden daha meşru nasıl olur? Halkın gözünün içine bakarak bunları nasıl tekrarlar durursunuz? Bu halkın müstahakkı bumudur? Bütün bu uyduruk hikâyeler doğru dürüst bir gerekçe bulup onun arkasında durulamamasından kaynaklanmış değil midir?

—Benim canım Kıbrıslı kardeşlerim! Sizi o kadar çok seviyorum ki size ait hakkı ve hukuku gasp edip, mülkünüzün ve malınızın üstene oturmak istiyorum, lütfen bana göz yumun! Bırakın oturayım! Demek daha doğru, daha kestirme ve daha etik olmaz mı? Bu isteği, bu amacı gizlemek için eveleyen, geveleyen bir aracıya niye ihtiyaç duyalım. Eskiyen tellâlın yerine yenisini niye koyalım.

‘‘1.750kg yol’’ yaptım, ‘‘4020 santimetre elektrik’’ ürettim ve ‘‘10000 litre personel’’ çalıştırıyorum demek ile ne kastedilmektedir? Bununla kast edilen varılacak yer ise bu yer gizli değildir. ‘‘Tersine’dir’’ bu yerin adı. Oysa varılmak için çıkılan yolun sonundaki yerin adı Mersin’dir. Herkes gider iken Mersine, şimdikiler eskilerin aksine, hala daha diyorlar ‘‘gidiyoruz Tersine’ye.’’ Bundan önceki yönetimler gizlemeden Girne’den yol bağladık Anadolu’ya diyorlar, yolun başını da Mersin PK–10 diye mühürlüyorlardı. Üzerinde koşar adım gittikleri yol hâlen ayni yoldur. Değişik imaj vermeğe çalışanlar ise bu yeni aracılardır. Çünkü giderlerken Mersin’e şaşırtmak için ahaliyi dediler gidiyoruz tersine.

—Şaşma! Şaşırtılma! Şaştıkça sıra daha nelere gelecek! Ey ahali. Ölçüler işte böyle ve bunun için şaşmakta, her şey karışmakta karman çorman olmaktadır. Seçilerek kullanılan lafların ‘‘söz’’ olmaktan çok laga luga olması ise anlaşılmasının istenmemesindendir.

Önce kendimize güveneceğiz, ne istediğimize karar vereceğiz, bu istediğimizde haklı mıyız? Buna biz inanıyor muyuz? Başkalarından inanlar da var mıdır? Dünya hukuku içinde böyle bir isteğe olumlu bir yanıt bulunabilir mi? Yoksa zor sadece oyunu bozar ve zorla güzellik de olmaz. Bu güne kadar olmadığı da bunun kanıtıdır.

Hakkını hukukunu ve mülkünü gasp ettiğimiz insanları tek tek bir şeyle suçladık mı? Bu insanlara kendilerini savunma şansı veya hakkı verdik mi? Yargıladık mı? Tazmin de etmediğimize göre bu verilen ceza resmen gasptır.

Hakka, hukuka, üyesi olduğumuz ve kararları bizi bağlayan uluslar arası örgütlerin kararlarına ne zaman uyduk?

—Laga luga lak luk, ağnadınız mı? Ağnamadıysanız bakın size anlatayım. ‘‘ABC......YZ, çata pata taka tuka.... ’’

Bu cevap uluslar arası toplum tarafından olduğu gibi bizim tarafımızdan da tam olarak anlaşılmıştır, anlaşılmaktadır ve anlaşılacaktır. Şifre çooktan çözülmüştür. Varsın bu cevabı veren aracı kendini hala çook akıllı ve çook anlaşılmaz sansın! Birileri tarafından da pohpohlansın. Pohpohlanmaya ne kadar çok ihtiyaçlarının olduğu, okşanırken çıkardıkları mırıltıdan belli oluyor. ‘‘Kapan da kaçan yok’’ o dönem çoktan bitti. Uygula BMGK’ nin, EU’nun ve AİHM’nin kararlarını. EU’nun müktesebatını uygula. Veto edilmişlere gerek kalmasın. Fikir yürütebilenlere darılmana da gerek olmasın. Bir şey diyemem bu boş işlerle uğraşarak patronuna zaman kazandırırken bize darılmana ama izin veremem bizim zamanımızı çalmana!

Kaybettiklerini arayan arkadaşım, gel! Belayı değil de Mevla’yı ve Mevlana’yı arıyorsan gel? Hani Hazreti Mevlana ‘‘ne olursan ol, nasıl olursan ol gel’’ diyor ya! Konya bu tarafta, gel. Hukuk’u mu arıyorsun? Roma da bu tarafta, gel. Gel arkadaşım gel! Dünya da Avrupalıların Birliği de bu tarafta, senin yerin de bu tarafta gel! Boş sözlere kanma, kanar gibi de yapma!

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org