Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 19 Şubat 2006

Yilper İşçioğlu

 

Sahibinin Sesi

Gençler üyesi oldukları örgütlerin inisiyatifini ellerine alarak bu güne kadar işe yaramadığını gördükleri ve işe yaramayacağına inandıkları fikir ve yöntemleri atıp işe yarayacağına inandıkları kendi sistemlerini kurmalıdırlar. Değişimin kuralları hem hayat hem de fikirler için geçerlidir. Gençlerin hayatları gibi fikirlerinin de ileriye yönelmiş ve özgün olacağı gerçeği tek garantimizdir. Gideceği yönü değiştirebilen insan kendisinin olan fikrini değiştirmez ama geliştirebilir, geliştirmelidir. Toplumsal insan üreten ve düşünen insandır. Yaşam insanın fiziki varlığı ile düşüncesini geliştirerek yenilerken bilincini de belirler. Değişim tüm nesnelerin ve olayların en genel var olma biçimidir. Eski nesilden olan bizler gelişen dünyadaki tüm yasalara olduğu gibi değişim yasalarına da uyamadık, değişemedik, gelişemedik ve hiç bir şeyi değiştiremedik. Dünya ile uyumdan bahsettik ama bu uyumu da sağlayamadık. Kimileri uyuma ayak bağı oldu, kimileri başkalarının sözlerinin takipçisi. Düzenle kişisel menfaati arasına sıkışanlar ile her şeye seyirci kalanlar da oldu. Bu düzenin düzdüğü insanların birliği ise doğru söyleyeni 9 köyden kovdu.

Gençler kendi sistemlerini kurarlarken, kendi kurallarını, kendi dönemlerinin şartlarına göre yeniden sıralayarak kendi önceliklerini oluşturacaklar kendi seslerinden başka sese kulak vermeyerek tüm olumsuzluklardan kendilerini arındırarak bizden daha başarılı olacaklardır.

Sol ezilenlerden ve sömürülenlerden yana mücadeleyi varoluşu, özgür düşünceyi de rehberi bilmiştir. Eşitlikten yanadır. İnsanların eşitliğini koşulların eşitliği olarak gören insan merkezli bir düşünceyi uygular. Düşünce ile bilgi birikiminin, bilgiye ulaşımın ve bilgiyi kullanmanın da yüce bir emek sonucu olduğunu anladıkça dayanışma ile örgütlü mücadelenin değeri artmaktadır. Biz eski kuşaklar da bu dayanışmayı gençlerimize sağlamalıyız.

Günümüz insanı ihtiyaçlarının arttığı özgürlüklerinin sınırlarının genişlediği gerçeğinden hareket etmektedir. Bu daha çok özgürlük demektir. Yeni düzene karşı siyasi saflaşma ve sınıfların mücadelesi de bu doğrultuda ve çok güçlü bir dayanışma ile olacaktır, olmalıdır. Emek kavramını ve emeğin sınırlarının genişliğini anlayarak tüm emekçileri içine alacak şekilde dayanışmayı geniş tutmak lazımdır. Yenidünya düzeninde ihtiyaçların ve özgürlüklerin artışının sürekliliği ile gelişimi en geniş dayanışmayı gerektirmektedir. Sol, ilk terennüm edildiği günden günümüze kadar geçen sürede kat ettiği yolu ve yeni hedeflere doğru yol alırken elde edeceği kazanımları önceden bilmeli yolda kayıplara uğramamalıdır. Sol kurulu düzene bir karşı çıkış bir başkaldırıdır. Sol ilerleyip gelişerek, yeni düzene karşı çıktıkça, düzenin yeni savunucusunun, sahibinin de hep ‘‘sağcıların’’ olacağını anlamalıdır.

Sola göre siyaset, ne insanları yönetme sanatıdır, ne de devletin savunulması ve hükümet etme bilimidir. Devletin savunulması hizmetlilerinin, kurumlarının işidir. Hükümet etme de, yönetenler ve yönetilenlerin karşıtlığı üzerine kurulan bir dengedir. Sol için siyaset, toplumun geleceğine sahip çıkmak ve toplumu bu ‘‘geleceğe’’ göre kurmaktır. Yaşanacak olan gelecek bu olmalıdır, eskinin devamı ve eskilerin dayatması çürümüş bir geleceğe ihtiyaç yoktur. Sol geçmişi unutmaz ama geçmişte de takılıp kalmaz. İleriye doğru değişimin ve gelişimin temeli budur.

Düzenin yanlışlıkları açıkça ortaya konularak topluma fark ettirilmelidir. Eski kuşaklar düzenin yanlışlarını fark ettirememişler kendilerini bu düzenle sağladığı menfaat arasına sıkıştırarak çaresizlik içinde yanlışları seyretmişlerdir. Solcu seyirci değildir, dünyanın değişmekte olduğunu görmesi yetmez, bu değişimin içinde olmalı değişimi yaşamalı ve yaşatmalıdır. Kurulan düzene uyum sağlandığı an sol kimlik kaybedilir. Sol, başkalarının doğrularına ve yasalarına karşı çıkarken insanlar tarafından yapılanların başka insanlar tarafından değiştirilerek geliştirilebileceğini bilir. Bilinçle bu gelişim için mücadele eder. İnsanlık tarihi bu gelişiminin mücadelesidir. Biz mücadeleyi biliyoruz ve solcular olarak seyirci de kalamayacağımıza göre bu mücadelede yerimizi almalıyız. Sol, her türlü yönetimin toplum dışından ve talimatla olmasını reddettiği için basit bir ilericilik ve yurtseverlik düşüncesinden daha evrenseldir. Evrensel düşünceyi yerele, yerel düşünceyi de evrensele ekleyebilmeli ve bunları kendi yerelimize uygulamalıyız. İnsanların bilincinde, doğruların değişmez olduğunun değil, doğrunun da tartışıldığının ve geliştirildiğinin yerleşik olmasını istemesi solun mücadelesinin anlamıdır. Sol, halk yardakçısı, ganimet de etrafında bütünlenilecek bir şey değildir. Sol içerikli politika ganimetçilerin istemi doğrultusunda olamaz, kitleselleşmeyi böyle sananlar da solcu olamaz. Sol, halkın bir bütün olarak ganimetçi olduğunu reddederken bazı bireylerin menfaatinedir diye toplum yerine ganimetçilere yarar sağlamaz.

Sol, Kıbrıslıların çok zor koşullar altında bu günlere geldiğinin bilincinde demokratikleşmeye önem verir. Demokratikleşmeye kazanımlarının güvencesi olarak bakar, insan iradesinin üstünde, daha yüksek veya başka bir irade olamayacağını kendini meydana getiren prensiplerden biri olarak alır. İşte sadece bu bünyede HMV virüsü barınamaz. Kendilerini insanların iradelerinin üzerinde gören demokrasi dışı güçlere ve onların temsili kuvvetlerine karşı açık ve net bir karşı tavır alan da soldur. Solun sesinin kendinden başka sahibi yoktur. Solun başarısız ve gereksiz olduğunu iddia edenlere karşı sol mücadelesi ile kazandırdıklarının değerinin bilincindedir ve onlarla öğünür. Mücadelenin bittiği yerde başarının da ortadan kalkacağının bilincinde mücadelesine daha büyük bir şevkle devam eder. İnsanlığa büyük kayıplar verdirerek yıkımlara yol açan azametli totaliter rejimlerin yerlerini daha insancıl düzenlere bırakmaları, insanlığa karşı suç işleyen, kendilerini değişmez ve yanılmaz addeden bedbahtlara dur diyen de solun bu mücadelesidir. Sosyal devletin yapısında büyük mücadele ile kazanılan haklar birer zaferdir. Bu kazanımlar bir anda ortadan kaldırıla bilinir. Bu bilinç ile ileriye dönük mücadelede sol, yeni başarılar kazanırken eski kazanımlarını da korumayı bilecektir.

Sola bal yapmaz arı gibi bakanlar, yaşadıkları günü, bir takvim yaprağında yazılı bir tarihten farklı göremeyen ve çok sevdikleri o ‘‘yeşil’’ çayırda otlananlardan farksızdırlar. Bu türden olup ihtiyaçları karşılanan, edilgen yaratıklar, özgür insanlar gibi düşünemezler ve örgütlenemezler. Bunun kanıtını uzaklarda aramağa gerek yoktur. Özgürlüğün bahşedilmiş bir hak olmadığını yaşayarak da anladık. Özgür insanın örgütlü mücadelesi ile neleri başarabileceğini de anlamalıyız.

Solun kısa zamanda kat ettiği yol uzun olmuştur. İnsanlığın geleceğinde solun kat etmesi gerekecek yol ise bundan çok daha uzun ve meşakkatli olacaktır. Eskiden, insan sadece doğa şartlarına karşı özgürlük mücadelesi verirken şimdi mücadelesi çok yönlü ve daha karmaşık olmaktadır. Mücadele doğaya, sömürüye ve ne olduklarını bilemeyen ‘‘HMV virüsü kapmış bu diğerlerine’’ de karşıdır. Bu yol üzerindeki uğraklarda görev değişiklikleri de daha anlamlıdır. Haydi, genç arkadaşım işbaşına. Bu görevi üstlenecek kişi sensin! Sen de değilsen kimdir?

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org