Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 24 Şubat 2006

Yilper İşçioğlu

 

Medeniyetin Beşiğinde Yaşayabilmek

Tartışılacak tüm konular bitmiş gibi ülkemizde sunî olarak yaratılan ayrımcılığı tartışmak da bize kaldı! Doğu Akdeniz, Homo Erectus ile Homo Sapiens’in buluştukları var sayılan yerde değil midir? O günden bu güne dünya üzerinde kurulan medeniyetlerin çoğunun eşiği, beşiği ve de merkezi olan bu yer, tüm tanrısal dinlerin doğduğu yere yakınlığı nedeni ile kutsal savaşların yapıldığı, bu savaşlara gelenlerin buluştuğu, ticareti ve kültürü ile zenginleştiği, Afrodit gibi tanrıçaların sevildiği o yer, bu yer değil midir? Güzel Desdemona’nın sadakatine güvenmeyen Othello’ya göre ‘Çok ama akılsızca seven’ Kıbrıslılar ve ataları bu yerde başkaları ile nasıl karışmamış olabilirler? Ayrımcılık yapmak Kıbrıslılara özgü olamaz. Komplekslilerin dışarıdan taşıdığı, kökü dışarıda bir hastalıktır ayrımcılık.

Kendi dilimizdeki kelimelerin bile manalarını çoğu zaman bilmiyor öğrenmeğe de zahmet etmiyoruz. Dünyada 3 ırk varmış, siyah derili, beyaz tenli ve sarı benizli. Niye hepsinde ‘deri’ değil? Hele bu ırkların karışmasına niye ‘‘melez’’ diyorlar. ‘Melez’ küçültücü ‘arı’ yüceltici bir şey mi? Bu tanımı yapan sömürgeci bozuntusu beyaz bir asilzade değil midir? Böyle bir tanım insanî değer taşır mı? Derinin ne önemi var, önemli olan aşkımız! Eşitlikleri doğuştan var olan insanlar içlerinde ayrımcılık illetini taşımazlar. Derisinin rengi dolayısı ile ana, baba veya evlat inkâr mı edilir? Sevgili hiç bir neden ile ret edilmezken, sevginin ürünü niye ret edilsin. İnsanların eşitliğinde böyle sıfatların gereksizliğini anlamaz görünenler nerede ve nasıl bu kadar uzun süre saklı ve dünyadan bihaber kaldılar, hayret!

Masamızda çeşitli ülkelerden gelmiş çeşitli kültürlere sahip insanlar vardı. Sarı benizli bir Amerikalı profesörün kara derili bir İngiliz dilcinin ayrımcılığın saçmalığını anlattıklarından fazlasını Kıbrıslı iki akraba göstererek de kanıtladılar.

Masamızdaki Kıbrıslılardan biri olan Habeş Mavro? Kendisini Kıbrıslı bir Elen, Habeş Arap da kendisini doğuştan Kıbrıslı bir Türk diye ifade ediyordu. Yaşamlarının oluşturduğu bilinçleri bunu sağlamıştı. Ben ifade özgürlüğüne de bu bilince de saygılıyım. Vatandaşlığın anlamı da ortak vatanda birlikte eşitlik içinde yaşam değil midir? İnsanların kendi iradeleri ile kendilerini özgürce ifade etmeleri Akdenizli sıcaklığı ile hepimizi coşturdu. Görüş birliğimizi asırlardır hala tıpkısı üretilen Knights Templar’in ‘vin de Commanderie’si’ ile kutladık.

Konuşma karşılıklı sohbete dönünce ailelerine kendilerine göre ‘ellerin’ karışmasından üzüntü duyanlar hatta ana ve babalarının kimliklerini bu neden ile saklayanlar Şövalyenin vin’i ile açılmağa başladılar. Herkes ekledi konuşulanlara bildiklerini. Aşırıların neyi kapmak için neleri atarak kime hizmet ettiklerini böylece bir daha öğrendik.

Irk-merkezci, etnik-merkezci, yabancı-düşmanlığı hastalığı dış kaynaklı sömürünün olduğu her yerde olduğu gibi Kıbrıs’ta da elde edilen haksız kazancın gizlenmesi ile beslenmektedir. Ana ve babaların etnik kimliklerinin atılarak kapılan menfaat yasal veya haklı olabilir mi? Anlaşılmamış gibi gösterilen vatandaşlık kimliği bir şeyin gizlenmesini gerektirmez ama anayasal ve yasal haklar sağlar, karşılığında da vatandaşlık görevlerini yükler.

Dünyanın her yerinde sömürgecilerce farklı yerlerden gelenlere karşı uygulanan farklı tutumun nedeni geldikleri yerin değil maddi durumlarının farklılığından kaynaklanmaktadır. Birleşmelerini istemedikleri sömürülenleri ayırıma tabi tutanların ırkları, etnik kökenleri, dinleri birbirlerinden bir aile mensubu gibi farksız güç ve servet sahipleridir. Dünyada arı bir ırk, arı bir etnik gurup, toplum veya ulusun varlığı tezi, sınıfların ve sömürünün varlığının inkârı, yasaklanan ayrımcılığın nedeni, ayrımcılıklar da sömürü düzeninin sebep ve amaçları değil midirler?

Kıbrıs destanı yeni bir Ergenekon destanı mıdır? Üzerinde yaşanma imkânı kalmayarak Kıbrıs’a gelmek için terk edilen yer yine aynı Ergenekon mudur? Dışarı taşmak için Demirdağı’nı yineden eriten ateşin neyin ateşi olduğu hala belli değil midir? Göç, yayılmacılık, işgalcilik, Turan ve Ziya Gökalp’ın hayalleri, Turancı Enver ve Almancı Talat’ın yanılsamaları mükerrer, Misakımilli iptal midir? Güç ve servetin sahiplenilmesi bu gerçeği açığa çıkarmamış mıdır? Gücü ve serveti elinde tutanın ektiğinin mahsulleri değil midir devşirilen bu adada son zamanda?

Ziya Gökalp’ın Mezopotamyalı bir Kürt olduğu söyleniyor. Mezopotamya ve Turan? Ne alâka demeyin! Buna rağmen ‘Turan’ ideolojisinin en büyüğü hala merhum Gökalp’tır. İmparatorluklar ırka, etnik kökene, dini inançlara bakılmaksızın savaşlarla kurulur, bir süre var olur ve savaşlarla göçerken tebaalar her süreçte ‘rüzgâr ekip fırtına biçen’ zalimlerce katledilirlerdi. Ortak vatanın birliğinin bundan sonra barış içinde sağlaması için; insan haklarının, eşitliğin, insanî değerlerin, özgürlüklerin ve bunların tümünün eksiksiz yüceltilmesinin olduğunun anlaşılması bu değerlerin tümünün vatandaşlık adı altında güvenceye alınmasını sağlamıştır. Biz ne zaman bunu anlayacağız? Biz ne kadar daha bakar kör kalacağız tüm bu olanlara. ‘‘Yağ satarım bal satarım ustam gitti ben satarım’’ diyen ama yağ ve bal yerine zehir gibi ayrımcılık ve bölücülük satan, Papadopulos sizi kul yapacak şantajı ile gizlerken süren kendi kulluk düzenini açık ettikleri ‘değeri yüceltilmeden bireyin, temeli kul olan topluluğun değerinin yüceltilemez’ olduğudur.

Kendi yaptıklarına bakmadan başkalarının yaptıklarından kirlendikleri iddiası ile suçsuzları aşağılayan ama her gün yeni genelevler açan bir zihniyete menfaat için uyarak ananın, babanın inkârı ile başka ve eskisinden daha temiz bir kimlik kazanılamaz. Herkes kendisini olduğu, kendisini hissettiği gibi ifade edebilmelidir. Gelin bu gün talep edelim ifade özgürlüğümüzü, neyi, kimi, niçin bekliyoruz? Sahiplerin kullarına bu hakları verdiği görülmemiştir. Bir defa kul olmak kabul edilmişse farkı kalmaz sahibin kimliğinin. Hak verilmez, alınır. Gelin! Söke söke haklarımızı alalım.

Sevginin, saygının aşkın meyvesi olan bir evladın, kendi katkısı hiç olmayan bir suçla suçlanarak bir ömür hatta bazen nesiller süren bir aşağılanma ile yaşatılması hangi zihniyetin savunmasında olabilir? Olmasın böyle bir zihniyet! Ortak bir vatanda vatandaşlara ayrımcılığı dayatan zihniyet dayattığı ile aynı garabettedir. Dünya hukuku insanlara farklılıklarını gözeterek birbirlerini sevmelerini yasaklamamıştır. Yasaklanan böyle bir ayrımı yapmaktır. Bırakın herkesin farklılığı kendisine kalsın. Farklılıklarımızda ayrılmayalım müştereklerimizde birleşelim. Müşterekimizin en büyüğü aynı dünyanın, aynı vatanın insanları olmamız olmalı değil midir?

EU açtığı yeni yolda durmadan ilerlerken bizim anlayışımızın değişmesini de istiyor. Anladıklarımızı uygulamak için bizim de süratle değişmemiz gerekmektedir. Yoksa yaşadığımız yerin ve yaşadığımız zamanın şartlarına uyum sağlayarak kulluktan kurtulabilenlerden değil miyiz? Özgür olmak ya da ol(a)mamak işte bütün mesele bu!

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org