Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 13 Temmuz 2005

Yilper İşçioğlu

 

Yeşil hattın adaleti

Adını izolasyonların kaldırılması koyarak KKTC’yi tanıtma ve Avrupalı Kıbrıslı Türklere (AKT’e); yeni bir kimlik yapıştırmak için dünyadan tecride devam edenler, Kıbrıslılara ebedî doğum sancıları yaşatmaktadırlar. EU üyesi olmuş bir ülkede(Kıbrıs’ta), EU vatandaşlığını kazanmış insanların (Kıbrıslıların) Avrupalılığı yaşamalarından gurur duyulması gerekirken, yeni bir biçim arayan ve bu yönde çaba gösterenlerin; ne oldukları belirsiz, kendi kimlikleri ve yasallıkları dahi şüpheli çağ dışı yönetimlerden tanınma arar olmaları üzüntü vermektedir. AKT (Avrupalı Kıbrıslı Türk)olmak neden kabul edilir değildir? Vatandaş değersiz ise bu değersiz vatandaş çoğunluğunun meydana getireceği topluluğun değeri ne olabilir? AKT’e yaraşan ve layık görülen bu mudur?

Beklenen doğum, olacak olsa, belirli bir süre içinde gerçekleşecekti. Gerçekleşmedi çünkü doğum adı altında yapılan ameliye yanlıştır. Evlilikle gelecek menfaati garantiye almak ve sürer kılmak için uydurulan bir yalandır. Oyunculardan biri diğerini gebe bıraktığını sanıp gururla, istekle, ümitle, sorumlulukla evliliğe ve doğacak bebeğe hazırlanıyor. Diğeri bununla sağladığı yararlanmanın devamının peşinde pişkin bir neşe içindedir. Sürer bir duruma dönüştürülen gebe kalma (menfaat sağlama) olayının devam etmesini sağlayarak, elindeki tahta maşayla kızıl közü karıştırarak, ötekini istekle ve ümitle doğacak bebeğe don biçmeye isteklendirmektedir.

Biçilen don olmayan bir gizin gereksiz örtüsüdür. Örtülerin vazifesi hep aynıdır, bahsedilen izolasyonlar da bir nevi örtüdür. Kıbrıslı Türklerin dünya ile irtibatını keserek kendi şahsi menfaatleri için, içten uydurulmuş, tahta maşalılarca tahta mandalla ateş üstüne tespit edilmiştir.

Kıbrıslıların ihtiyacı; olmayan bir şeyi (belki de bir suçu) örtmek olamaz. Her şeyi açmak, temizlemek, düzeltmek ve arındırmak amaç olmalıdır. Örtünün altındaki giz AKT’in varlığının karşıtlığı izlenimini uyandırıyor dünyaya. Yapılması gereken örtüyü tamamen kaldırarak gize sebep olan karşıtlığı yok etmektir. Kıbrıslı Türklerin(KT) dünyayla bütünleşmelerini ve AKT kimliklerini engellemekten vazgeçilmelidir. Kolaydır, çok kolaydır, EU yasalarının tüm Kıbrıs’ta uygulanması; ‘gereğini’ yerine getirecektir. Tahta maşalıların deve kuşu gibi kuma soktukları kendi kafalarıdır, bu da sadece gerçeği kendilerinin görmesine engel teşkil etmektedir.

Kıbrıs’ta işlenmiş suçların ve yapılan ihlallerin sorumlularının hukukun önünde hesap vermeleri, Kıbrıslının üzerindeki kara örtüyü kaldırılacaktır. Bu örtünün kaldırılmasının geciktirilmesi adaletin geciktirilmesine dönüşmüştür. Geciken adalet, adalet değildir.

Kıbrıslıların gözlerine izolasyon çekmeye çalışanlar ve izolasyonları kat kattır. Son günlerde varsa da yoksa da konuşulan konu yeşil hattır. Her şeylerini ‘yeşil hat’a göre kuranların; politikacıların(1), ayrılıkçıların(2), ayrıcalıklıların(3), elleri tahta maşalıların(4) hayatlarını olmayan suni bir çizgiye bağlamış olanların tümünün, çizginin buharlaşmasından sonra avuçlarını yalayacaklarının günü yakındır.

Ayrı Yeşil hat tüzüğü karşılıklı ticaret tüzüğü, yeni kapı açılması martavalı hep bu dörtlünün ekmeğine sürülen (4) kat kaymak ve (4) kat reçelden oluşan izolasyonu oluşturmasından ve korumasından kaynaklanmaktadır.

Kıbrıslıların ihtiyacı olan şey adalettir. Adalet asla ticaretten daha az önemli değildir. Ne yazık ki bunun farkında olanlar adaletin yerine getirilmesi için çalışanlar, adalete olduğu kadar diğer duyarlılık gerektiren konularla ilgilenen Kıbrıslılardan oluşan kişilerle sınırlı kalmaktadır.

Yeşil hat tüzükleri, Kıbrıs’taki bu dört (4) atlının kısa bir süre daha tatminini getirmekten öte bir şey olamaz. Böyle bir çalışma, içine bu kategoride olmayanların duhulünü de zorunlu kılmak için ellerindeki kare (4) ası hep hazırda tutarak EU hakkımızı yaşatmamak, tarihin tekerleğini tekrar tersten döndürmektir.

Tarihin bir tekerrürden ibaret olduğunu yutturmağa çalışanlar, kendiler buna inanmasalar bile inananlar bulup etkilemeğe çalışmaktadırlar. Çünkü verdikleri örnekler ve anlattıkları uyduruk masallar bunlardır. Tarih tekerrür etmez, edemez, hiçbir şey tekerrür edemez, değişim mükerrerdir. İnsanlar, yani tek tek her kişi kendi tarihini kendi yapar, sonuçta tek teklerin yaptığı tarih de insanların yaptığı tarih olur. Yapılan bu tarihi de daha sonra birisi kafasına veya siparişe göre yazıya döker. Bu yazılan da defalarca değiştirildikten sonra tarih deyi adlandırılır ve okuyanlar tarafından gerçekten oynanmış sayılır ki ne hayret? Musluktan akan ayni suda iki defa yüzünüzü yıkayamazsınız.

Adalet (insaniyet) ve ticaret (tüccarlık): hangisi hangisinden önce gelmelidir. Tabi ki burada da her şey ihtiyaçtan doğmaktadır. Ben kârıma bakarım arkadaş beni insanlık ilgilendirmez diyenlerin kurdukları ve kuracakları dünya düzeninde var olan ve olması gerekenler bitmeyen savaşlar, ölümler, acılar ve eziyetler olacaktır. Zaten bu güne kadar böyle de olmadı mı? Buna rağmen sadece bunun için yaşayanlar vardır, olabilir; ama bu kendi sorunlarıdır ve öyle de kalmalıdır. Bizim sorunumuz böyle şeylerin (bitmeyen savaşlar, ölümler, acılar ve eziyetler) olmamasıdır. Bu da bir tercih meselesine indirgenecek konu değildir.

Her şey gibi ticaretin de bir hukuku olmalıdır. Bir ortamda hukuk yoksa o ortamda oluşan ticarette de hukuk olamaz.

Adalet her şey için temeldir. Temelsiz şeyler varlıklarını sürdüremezler.

‘Adalet mülkün temelidir’ boşuna söylenmemiş ve hay beye yazılıp birilerinin başının üstüne ve gözlerinin içine, asılmamıştır. Anlaşılması gereken konu budur. Yeşil hat tüzüğü imiiiiiiş.

Kıbrıs meselesi ‘mülkün’ meselesidir. Elinizde sandığınız mülk adaletin gözyaşları, kanı ve teri ile ıslanmaktadır. Halledilmesi gereken konu budur. Geriye kalanlar yatsı olmadan sönecek yalanlardır.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org