Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 19 Temmuz 2005

Yilper İşçioğlu

 

İdeoloji 'Biz’m mi?

YKP, toplumun geleceğini kurma görevini üstlenirken bu görevin zorluklarının farkında idi. Zorluklar çoktu, tek tek çözümleri mümkün de değildi. Her tarihsel dönemin üretiminden çıkan toplumsal yapısının, o dönemin siyaset ve düşünce tarihinin temellerini oluşturacağının bilincindeydi. Yani toplumların yaşantıları bilinçlerini de belirleyendi. Nitekim öyle de olmuştur, olmaktadır. Farkında olduğumuz şeylere de düzen yardakçıları gibi,

—ne yapalım, diyerek diğerlerine benzeyemezdik.

1-Son yılların ortaya çıkardığın toplumsal yapı, ganimetten dikilen apartmanlar ve villalar gibidir. Böyle bir şey toplumsal yapı diye addedilirse toplumda odur, siyaset ve düşüncede odur;

2-Yarım asırlık dönem boyunca Türkiye’den büyük miktarlarda pompalanan paralarla üretimden kopuk tamamen hazır yiyici bir kesim türetilmiştir. Bu kesime üretici denilirse toplumda odur, siyaset ve düşüncede odur.

3- Yarım asır boyunca Kıbrıs’ı ve Kıbrıslıyı mandıraya mahkûm eden zihniyetin gücünü aldığı kaynağın yapısı ne ise bu toplumun da odur, siyaseti ve düşüncesi de o olacaktır.

Bunlar bilinenlerdi ve durumumuzun tespitidir. Peki, gelecek nasıl olacaktır, nasıl olmalıdır?

1-Gelecek asla bir yerde durmaz, duramaz, durursa dün olur gelecek olmaz.

2- Her yeni gün bir gelecektir. Ortaya çıkan geleceğin içinde iyiler ve iyilikler kadar kötülerde bulunacaktır.

İşte, YKP hep ‘bu’ daha iyi gelecek için sürdürmektedir mücadelesini.

YKP on-yıllar önce EU’lu bir hayatı öngördüğünde böyle bir şeyin gerçekleşeceğine inanan kaç kişi vardı?

Sarf edilen onca emeğin karşılığı oluşan birikimi, EU’lu yaşamın, meyvesini şimdi başka bir parti toplarmış gibi yapmaktadır. Meyve toplamanın ilk kuralı meyvesini toplayacağınız ağacı yetiştirmek ve bakımını yapmaktır. Burada öyle mi olmuştur? Hayır, benim bu meyveyi bir daha toplamağa fırsatım olur mu? Ya olmazsa? Zihniyeti ile yapılan hasatta; oluşan meyve yanında, oluşmakta olanı da, dalı da, yaprağı da, ağacı da ve yetiştiği toprağı da zarar görmektedir. Hazıra konucuların, ganimetçilerin, yapabildikleri budur. EU’lu yaşam, o yaşama ihtiyacın bir sonucudur. Buna ihtiyaç duymamış düzen yardakçılarının anlayamayıp daldan bir meyve gibi kopardıkları şey özgürlüğümüzdür, zarara uğrattıkları kimliğimizdir, tarihimizdir, ülkemizdir.

İşte % 65’le kazandığımız ‘’eveti’’ ganimetleyip, manasını ve değerini anlamayarak bu kararımızın da saygınlık kazanmamasına, yok olmasına neden oldular.

İşte EU’nun Acquis communautaire’sinin ‘bu tarafta’ uygulanmasına da engel olarak EU’lu yaşamımıza engel oldular.

İşte, yaptıkları ve teşvik ederek yaptırdıkları insan hakları ihlalleri ile bir daha dünya ile aramızı açtılar.

İşte Kıbrıslının el emeği ve göz nuru; Narenciyesi, harubu, patatesi, havucu, bağı bahçesi ve on bin yıllık tarihi, değerleri anlaşılmayarak böyle yağmalanmış, yağmalanamayanlar da tahrip ve yok edilmişlerdir. İçme sularının içine dahi sıçmışlardır.

Bir şeye sahip çıkarken değerini anlamak için en kestirme yol bedelini ödemektir. Bedel ödemek emeği gerektirir. Emekte saygıyı gerekli kılar anlayana.

Papadopulos ileride durmuş anlaşmak için bizi bekliyormuş, bizim anlaşmak için ileriye ona doğru gitmemiz ihanet olurmuş, onun için ters tarafa kaçıyormuşuz. Kaçtıkça ganimetçiklerimiz ‘biz’im olacakmış, enayi gibi anlaşmağa çalışmak ganimetten vaz geçmekmiş. Bir de bu ‘biz’in kimliğini ve bu ganimet hakkı gizini açıklasalar var ya?...Belki de eski bir ideolojidir, yoksa yeni mi kim bilir? ‘Biz’ ganimetçiyiz diyenlere, evet siz ganimetçisiniz niye diyemeyelim? Niye onlarla o ‘biz’i bölüşelim?

Sadece o mu? Ya geriye getirilemeyecekler, yerine geri konamayacaklar, ya ganimetçiliği benimsemeyenler, reddedenler onlardan ne haber? Alo.....ABEY hattınız düşmüyor.

Sırası geldi, Temel alıyor sahneyi. Temel idam cezası alacağı bir suçtan dolayı İstanbul’da mahkemededir, hâkim olayı bir daha anlatmasını ister Temel’den. Temel anlatmağa başlar.

—İlk gün Trabzon’a geldik, Trabzon’dan sonra bir fırtına, bir fırtına attı bizi Rize’ye, tekrar yola çıktıktık geldik Sinop’a kadar, Sinop’ta bir fırtına, bir fırtına tekrar attı bizi Rize’ye.

Böylece uzatmış da uzatmış, hâkim dayanamamış ve demiş,

—kısa kes! Gel İstanbul’a. Temel,

— İstanbul’a geleyim de beni asınız mı? Yok, öyle yağma.

Yağma var. Yağmalar var. Gel! Bakalım masaya, bu masada bir hesap var. Hesabı ödemeğe başlamaktır dünyaya açılmanın bedeli. Doğrudur, ‘korkunun ölüme yoktur bir faydası geldi ise eceli’. Ama barış için bir hesap ödenecekse bu hesabı şişirmenin olmamalı idi nedeni. Son yıllarda yapılanlarla oluşan eski hesap katmerlendi. Hesaplanamayacak hale geldi. Buna göz yumanlara ve sebebiyet verenlere ne demeli? Barışçı mı? EU’lu mu? Dünyaya açılmak böyle mi? Geçmiş olamaz son yıllarda yapılanların nedeni. Bunların sizsiniz ha! Sebebi. Buda açıklar, sebebi-desteklenmenizi.

Geçmişte olanlar geleceğin zorlukları değildi, olanlar geçmişin zorlukları idi, o hesap ödenecek ve kapatılacaktı. O kirli geçmişin üstüne yeni ve temiz bir hayat kurulamazdı, besbelli.

Yeni bir gelecek, işte ondan sonra yeniden ve tertemiz olarak başlayacaktı. Son yıllarda yapılanlarla o da kirletildi, temiz başlangıç engellendi. Anlamadılar işte, hazır-lopçulukta marifetleri inkâr edilemez, ama barışçı olduklarını kimse yemez. Bir dönem daha kapandı, heba edildi. 28 yılda barışa karşı yapılanlar 2 senede 28’e katlandı.

YKP olarak kuracağımız gelecekte, bulunmayacak ne keramet nede sihir, el çabukluğunda marifet kalacak ‘bu’ üçkâğıtçılarla bire bir. Çünkü insanlık yücedir ve tektir.

İnsanlık yücedir, bu değerledir ki insanoğluna doğuştan verilen haklar tektir, bütündür, bölünemezdir ve ihlal edilemezdir. Kişinin mahkemedeki varlığına habeas corpus; gövdeni de, vücudunu da burada bulundur bunun için denmektedir. Temsili temsil etmek diye bir şey olamaz. Sebepler siyasidir, siyasetçilerin pisliğidir ama eylemler suç içerdiği sürece çözüm hukuktadır. Suçun siyasi çözümü olamaz. YKP’nin hukuk anlayışı budur. Toplumun geleceği sağlam temeller üzerine kurulacaktır. Zordur, çok zordur ama imkânsız değildir. Kimse zaten kolaydır demiyor. Dünya insanı bunu başardığına göre biz niye başaramayalım. Neyimiz eksik? Doğrudur, eksiğimiz yoktur. Fazlalıklarımızdan kurtulalım yeter.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org