Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 22 Temmuz 2005

Yilper İşçioğlu

 

NGO’nun N’si nereye?

—Sallabaşını kap maaşını diyor başbakan. Önce maaş, ikramiye, erken emeklilik vs. ile insanları o özenti içine soktular. Sonra ne yapacaksınız üretimi? Diye üretim tesislerini yağmaladılar üretimi kötülediler ve batırdılar. Bu eylemlerine karşı çıkabilirler diye kendi kontrolleri dışındaki kişileri işten attılar. Kontrolleri altında tutsunlar diye kendi maaşlılarını NGO’ların başlarına atadılar, sivil toplum örgütleri kurdurdular. Şimdi bu örgütlere yapılmakta olan devlet katkısının artırılması görüşülüyor. Buna da biri toplumsal kazanımlar derken diğeri,

—sallabaşını kap maaşını diyor.

Sivil toplum örgütlerinde devlet memurlarının nasıl ve niçin bulunduklarının anlaşılmayacak hiç bir yanı, hiçbir mazereti yoktur. Sivil toplum örgütlerine devlet yardımı da NGO’nun ‘N’ sinin yok edilip GO’ya dönüşmesini sağlamaktır basitçe ve bilgiççe. Buda bir ispattır, söylediğimizde, bin bir dereden su getirip itiraz ederek,

—ispatlayın, diyenlere.

Sivil toplum örgütleri resmiye karşı kurulurlar ve bir karşıtlık olarak devam ederler. Adı ne olursa olsun sivil inisiyatifin görevi devleti korumak değil, tam tersine devlete karşı bir korunma mekanizmasıdır. Demokrasinin gereğidir. Sivil inisiyatifin resmiye karşıtlığı yoksa kurulmaz çünkü gereği yoktur. Kurdurulsa bile adı sivil inisiyatif olamaz. Evrensel sözlükte bu tip örgütlenmenin tanımı yoktur.

Devleti, memurları korurlar. Devletin memurları arasında devleti koruma görevleri olmayanlar yoktur. Devletin memurlarının (askerinin, polisinin, vs.) yetersizliğini iddia edenlerin devleti savunuyorum demeleri, devleti yönetenlere inançsızlıklarındandır. Bunlar hem devlet millet üstü, hem siyasi partiler üstü, hem yönetiminden kuşkulu, hem sivil toplum örgütü, Hem de devletten en yüksek maaşlarla torpilli.

Üstü baharlı sütlü muhallebi, soğuk soğuk yenmez mi? İşin birinci yanı bu.

Devleti korumakla görevli devletin memurunun resmiye karşı sivil inisiyatifi oluşturanların da başlarında olmaları kendi kendilerine karşı olmalarıdır. Ya bir gün geçerse bu sivil toplum örgütlerinin başlarına biri resmiden gayri? Başlarına gelecekler belli. Hem de devletten en yüksek maaşlarla iken torpilli.

Üstü kırmızı gül şuruplu sulu muhallebi, soğuk soğuk yenmez mi? İşin ikinci yanı da bu

Bir kavanoz reklamı yapıyorlar, yineliyorum, iki kör bir gün bir tepsi içindeki dolmaları karşılıklı yerlerken, körün biri diğerine, —iki iki mi yiyorsun, diye sormuş? Öteki kör, — nerden bildin sen de kör değil misin, demiş? Kendinden biliyordu. Nereden bilecek değil mi?

Evet, bu kavanoz işi doğrudur, bizim bu kavanozun içine kapatıldığımız da doğrudur. Torunlarımızı da bu kavanozda tutma niyetlerini kendileri açıklıyorlar, ikrarlarıdır. Dedelerimizin babalarımızın da bu kavanozda hapsedildiğinin ispatıdır. Ne kadar acıdır ki bu ispat da bir gönüllü itirafta ortaya çıkmaktadır.

—Zamanı gelmedi mi? Barış için bir şey yapamayacak mıyız? Girişim başlattık ve sorduk,

—hayır, gerektiğinde düğmeye basılır, o zaman toplanır gereği ne ise onu yaparız, Şimdi zaman, toplumsal kazanımların korunması zamanıdır dediler. CTP-DP’ye karşı mı koruyacaksınız? Yoksa CTP-DP mi koruyacağınız? Kimden? Kimin bu düğmeye basacak parmak? ‘o’nun mu? Toplumsal kazanımlar dediğiniz nedir? Devlette kadrolaşmanız mı?

—Evet, aha aldığımız maaşlar ve bağışlar bunun ispatıdır, diyemediler. Devletten en yüksek maaşları-bağışları alan bu torpilliler.

Nur yüzlü analarımızın badem içli tel kadayıfı, yenmez mi? İşin üçüncü yanı da bu.

Hele kendini; hem yönetimi yani iktidarı, hem de muhalefeti yönetiyormuş gibi görenlerin takındıkları gizemli poz; Muhalefet de kendileri iktidar da kendileri, kendi karşılarındakiler yine kendileri düzlem aynadaki gibi. Sadece aynadakinin sağı bunların solu ve tersi. Hem muhalefet hem iktidar destekli olan bu torpilliler.

Kıbrıslının ekmek kadayıfı, yenmez mi? İşin dördüncü yanı da bu quadrilateral, quadrilateral.

Niceliğimiz ve niteliğimiz budur. Yine de bu kavanozu kıracak ve tüüüüüm bunların hepsine rağmen dışarı çıkarak, özgürlüğümüzü alacak gücümüz vardır. Söke söke hem de ABEY.

Kavanozun kapağını aralayıp bize biraz hava vermişlermiş, biz kuzucuklara. Ama kapatabilirlermiş haa! Ee! Ne olmuş? Ne olurmuş? Bunu biz de biliyoruz. Bir ömür böyle yaşatılmadık mı?

Özgürlüğün kavanoza girmeyeceğini bir de siz anlasanız? Özgürlüğün kavanoza gireceği, kendi anlamını betimlemez, yadsır, reddeder. Zaten biz o kavanoza sığmayız taşar gideriz merak etmeyin.

Diyalog

G. İzolasyonların kaldırılması diye dediğiniz nedir? Bu konuda; bizim ne yapmamız lazım? Siz ne yapacaksınız?

B. Biz mal satacağız diye masal okuyacağız siz susacaksınız.

G. EU üyesi bir ülkesiniz malınızın serbest dolaşım hakkı zaten vardır. Niye yararlanmıyorsunuz?

B. istemezük, hayır ve de nayır nolamaz.

G. EU’lu olmayı istemiyorsunuz, demek. TC üzerinden satmanız yeterli değil mi? Zaten satacağınız neyiniz var?

B. Olsun olmasın, biz kuzucuklarımızı buna alıştırdık böyle söylemeğe devam etmek istiyoruz.

G. Yazın menşei Famagusta, Omorfo gönderin, olmaz, mı?

B. Nayır nolamaz KKTC yazmamız şart kuzucuklarımız alıştılar öyle isterler.

G. O zaman KKTC’nin tanınmasını isteyiniz, tanınma olunca yazarsınız, niye bekliyorsunuz?

B. KKTC’nin tanınmasını istemedik, istemiyoruz ve de istemeyeceğiz. Biz ayrılıkçı değiliz.

G. Peki, nasıl olacak bu iş, olmayan bir yeri nasıl menşei göstereceksiniz, bu alıcıyı sahteye alet etmek olmaz mı?

B. Ee işte biz öyle isterik diye onlarda alet olmasınlar yahu, bize gendi kuzucuklarımızı oyalamak yeter.

G. Olmaz öyle şey, siz bizi de oyalıyorsunuz, bizim boşa harcayacak vaktimiz yoktur. Ciddi olun lütfen?

B. Ee, siz da gulak vermeyin yahu bize. Gavvole ne güzel idare ederken, iş açacaksınız ha başımıza.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org