Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 28 Temmuz 2005

Yilper İşçioğlu

 

Oğlumun adı Barış...

Bu yönetimin (CTP-DP, 2005 yılı ortası) icraatları Türkiye halkı ile Kıbrıs Türk halkının arasını açmağa yönelikmiş. Bunu da bu yönetim başarıyormuş çünkü Anadolu’da bir Kıbrıslı Türk karşıtlığı başlamış. CTP-DP, Anadolu’dan Kıbrıs’a gelenlere; sınırdışı etmek dâhil her türlü eza ve cezayı layık görüyor ve uyguluyormuş.

Öyle ise niye Anadolu, CTP-DP yönetimi karşıtlığı değil de Anadolu, Kıbrıs Türkü karşıtlığı diyorsunuz? Bir defa böyle bir şey yapılıyorsa bunu yapan Kıbrıs Türkü değildir. İnsanlara Mersin’den kimlikle çıkış verip Girne’de pasaport sormak aklın alacağı bir iş midir? Bunun Kıbrıs Türkü ile alakası nedir? Akdeniz’de veya havada seyyar bir pasaport merkezi oluşturulduğunu biz duymadık, oluşturuldu mu? Kimlikle çıkan elbette kimlikle girecektir, başka türlü olması nasıl mümkün olabilir?

Ee, şimdi denecek ki ne yani ....ve mazeretler, mazeretler.

Yalanlar üzerine kurulmuş, yalancıktan hayatlar, yalancıktan hikâyeler, yalancıktan kurumlar, yalancıktan işler.

Sevgili Anadolu halkı, bu icraatı yaptığını söylediğiniz yönetim sizin, siz kurdunuz siz ayakta tutuyorsunuz. Burada her metre karede yaratılan milyarderlere rağmen o milyarderlerin kazançlarının nedeni ganimetin bedelini Loizidou’lara sizin verdiğiniz vergilerden yani size ödetmektedirler. Hem de sadece geçici kullanım bedeli olarak! Bize, Kıbrıslı Türklere Karşı da sizi temsil ediyorlar. Bu yönetim bahsedilenleri yapıyor veya bahsedilmeyenleri yapmıyorsa bunun sorumlusu Kıbrıslı Türkler değillerdir. Bunu anlayın, bu yönetim, (SLAT) TC yönetiminin altında onun yerel bir yönetimidir.

Bugünkü yönetimin ve öncekilerin kurulmasının amacı Kıbrıslılara karşı kısıtlamalar, baskılar ve eziyetler yapmaktır. Avrupalılıklarını engellemektir. Evlerinden yerlerinden ‘köklerinden’ sökülerek bir mandıraya kapatılan Kıbrıslı Türklere reva görülenler: bu mandıra yaşamında, bu alt yönetimin yaptığı her şeydir. Başında bulunan kim olursa olsun yönetim fark etmemiş aynen devam etmiştir, etmektedir. Ateş kes durumu ve veya savaş sonrası denilen bu durum kalıcılaştırılarak, bu durumdan yararlanma devam ettirilmektedir, yararlananların kimliklerine de bu yönetim karar vermiş ve onlarla birlikte barışı engellemekte, geciktirmektedirler. Bedelini de size ve bize ödetmektedirler.

Oysa insanlara nerede olduklarına, kim olduklarına bakılmaksızın gerekli olan barıştır. Savaşları yapan büyük komutanların, büyük devlet adamlarının ve kahramanların adları kitaplara sığmaz; ders olarak okutulanlar ve masal olarak anlatılanlar da bunlardır. Henüz konuşmayı; dilin kullanılmasını, yazmayı yeni öğrenen çocukların dimağına sokulan, bu sözlü ve yazılı masallarla büyüyen çocukların yavaş yavaş belagati bu yönde oluşturulmakta, logic düşüncenin oluşmasına bu nedenle engel olunmaktadır. Kendi muhakemelerini yapacak (reşit) yaşa geldiklerinde reşit olamamaları ve veya eksantrik bir düşünce ile hep savaşlardan bahsetmeleri hayatlarının anlamını barışta değil savaşta aramalarının nedeni bu yanlış yetiştirilme veya yetiştirilmeme biçimidir.

Büyük barışlardan, büyük barışları yapanlardan bahseden kitaplar neden mi yoktur? Büyük barışları yapanlar niye mi kahramanlar sınıfına konmuyorlar? İnsanların en temel ihtiyacı barış içinde bir yaşam olmalı iken, bazı insanların savaşa olan ihtiyaçları neden barışa olan ihtiyaçlarından daha fazladır? Bu soruları yanıtlamaya çalışınız.

Savaşlar sadece yabancılardan yaratılan dış düşmanla ve yaratılan düşmanlıkla yapılmıyor, eksantrik düşünce; iç düşman da yaratarak savaşları ev halkı içine, eşler arasına dahi sokmaktadır. Buna ilk defa Kıbrıs’ta şahit olduğunu zannedenler, gerçekte, sadece düşünemeyenler midir? Sokakları dolduran mutsuz insanların başkalarını da mutsuz kılmak istencinin sebebi nedir? Başkaları da mutsuz olunca kendi mutsuzlukları mı azalacaktır?

Bunların hepsi yanlış eğitimin yanlış yönlendirilmenin sonuçlarıdır. İnsanlara savaşarak kazandıklarını (ganimetleri mi?) kahramanlarla özdeşleştirerek anlatırken, barış yapanların bu kazanımları barış masasında teslim eden pezevenkler olarak tanıtılması da bundandır.

İnsanlara çalışmak, üretmek ve yaratıcı olmak, öğretilmelidir. İnsanlar biri öğretmese de bunu öğrenmelidirler başarmalıdırlar. Barışlar yaratıcılık ister, yürek ister, bilgi ister.

Barış istemek her zaman için daha mantıklı olmuştur. Gerçektir ki; ne mantığın ne de barışın dağıtacağı ganimeti yoktur. Barış istemek bir erdem işidir.

Erdemle ganimet; küçük bir fıkra: Birisi bir ödül kazanmış, ödül bir madalya veya 100 dollar. Madalyanın maddi değeri 1 dollar, ya madalyayı alacak ya 100 dollar! 99 dollar artı madalya olmaz mı? O sormuş, yanıtı siz verin.

Savaşların barışlara karşın daha hazır bir çoğunluğunun olması asırlar boyu süren kolay kazanma, ganimete konma yönlendirmesinin sonucudur. Ganimete konmaya bir hak gibi bakılmasının nedeni de budur.

Kazanım varsa sahiplenen çok olur, kazanım yoksa kimse üstlenmez. Binlerce savaş kahramanımız varken Barış’ın babası bundan dolayı yoktur. Geliniz hep beraber biz baba olalım Barış’ımıza. Yetim kalmasın, anne olalım Barış’ımıza öksüz kalmasın, bizim oğlumuz olsun Barış.

Hadi yüreği olanlar, yürekli olanlar, yüreklerinde sevgi olanlar geliniz Barış’ımıza sahip çıkalım.

Eğitmemek yerine eğitmek, ama doğru bir eğitim bunun için gerekmektedir. Yanlış eğitimin sonucu olan savaşlar bitsin, doğru eğitimle gerçek hayatlar, mutluluklar, barışlar sevgiler yeşersin.

Bize barışların hep yenilgilerden sonra yapıldıkları mı öğretilmiştir? Biz yenip veya yenilmeden de barış yapılabilineceğini hiç mi öğrenemedik? Bize barışa başkalarının bizden daha fazla gereksinmeleri olabileceğini hiç mi söylemediler? Peki, öğrenelim ve öğrendiğimizi gösterelim, her şeyin bir başlangıcı vardır.

Barış ABEY! Barış! Hem de, hemen şimdi.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org