Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 05 Ağustos 2005

Yilper İşçioğlu

 

İçgüdü

—Evropalı olma menfaatlerimizi engelledikleri için, Evropa niye yapmaz gereğini buna engel olanlara?

Konuşma arasına sıkıştırılan bu soruların menşei bellidir. Menfaat birileri için hep önde gelendir. Kıbrıslılar, TC, EU, hep verecek hep kaybedecek; ganimetçiler hep alacak, hep yararlanacak, hep yardıma muhtaç ve buna hakkı olan durumda olacaklar. Bunun da karşılığı sadece bir ‘oy’muş gibi içgüdüleştirilmiştir adeta hafızalarında. Bu menşe çok uzun yıllar süren bir yaşantı ile sabitlenmiştir. Bütün bu tutmalara, kapmalara rağmen eller hala uzalı, avuçlar hala açıktır. Birileri üretecek, yaratacak kanla terle yoğuracak bir başkası Kalahari kanunları mucibince yiyip yutacak, kendine yaramayanı veya ne işe yaradığını anlayamadığını, yok edecek. İçgüdüsel ‘bir menfaate bir oy’ biçimi. Hale bak? Biri gerçek olmayan oy, diğeri başkasına ait mülk, var olmayan iki şeyden gerçek olan bir şey çıkar mı?

Dün şükranlarını kendilerine ganimeti bahşedenlere sunanların, ganimeti satıp savıp bitirdikten sonra duyulan avazları, dünyanın bu olanları görüp niye engel olmadığıdır. Seçimlere TC tarafından müdahale edildiği, idarenin TC tarafından atandığı, haksız vatandaşlık verildiği, terfilerde TC’lilerin gözetildiği, kredilerin ve teşviklerin TC’lilere verildiği, tahsislerin TC’lilere yapıldığı, ihalelerin TC’lilere verildiği kendilerinin..... sınıf vatandaşlığa itildikleri yeni işitilmemektedir. ‘Ya yeni ganimet, ya yeni menfaat ya sizi ret’ sözleri, o eski sözlere yeni ve içgüdüsel olarak eklenmiştir, bu da başka bir menfaat dağıtıcısı çıkartarak, bu düzenin devamını sağlamaktadır. Babalarının olmayan ‘malı’ oyla, diğerleri de bu sahipli ‘mülkü’ poundla (KL) değiştirmekte mekanizmanın adına da devlet demektedirler.

Bir zamanlar doğruyu söylediler diye işsiz, aşsız bırakıp göç ettirilen, çaresizlikten ölümlerine dahi neden olunan, dışlanan bu ülkenin insanlarına bakıp,

—biz sizi muhtaç duruma düşürüp susturmak, sürmek ve süründürmek için bunları yaparken sizin yaşantınızın düzgünlüğüne mi göz yumacaktık? Diyerek mahkemesiz ömür boyu mahkûm edilenlerin hayatlarını zehir etmeğe uğraşırken bunların başınıza geleceği hiç aklınıza gelmezdi değil mi içgüdüleri ile yaşayanlar? Madem sizin barışınız başka bizim barışımız başka, biz de barış çağrımızı yapalım;

—Bütün; dışlananlar, ezilenler, haksızlığa uğrayanlar, bu olanları tasvip etmeyenler, emekleri ile geçinenler, haklı olanlar, barışseverler, insanları sevenler, yurtseverler, bu düzenin kirletemedikleri, bu yönetimi beğenmeyenler, daha iyi yönetilmek isteyerek buna layık olanlar, barışı sağlamak için birleşin! Çünkü onlar koro halinde,

—Dünya bize bir barış vermelidir ama bu barış bizim barışımız olmalıdır diyorlar. Hayret! Öyle olursa barışa ihtiyacı olmayanlar bu barışı anlayacaklar mı? Bizim barışımız dedikleri kendilerine bahşedilen ganimetler değil midir? Barış ‘Kapan da kaçan mı?’ Canınızın çektiği, içgüdünüzün gereği budur, değil mi?

Kalahari’de sürüler üzerinde beslenen bazı kuşlar uçuşmaları ve yaygaraları; yırtıcılardan arta kalanlarla beslenen başka kuşlar da oluşturdukları yoğunluk ile yırtıcıların durumundan sürüyü haberdar etmekle sürünün bir nevi bekçiliğini yapıyor olurlarmış. İşte bu düzeni koruyan içgüdü budur.

Bana verselerdi, benim olsaydı, azdı, çoktu, Güneyden gelenlerdi, Kuzeyde yaşayanlardı, Türkiyelilerdi, Kıbrıslılardı, yabancılardı diye son yıllarda taşı ayıklanmayacak duruma sokulan mercimek değil, Kıbrıs meselesidir. Bu meselenin temizlenmesi esas fiyatını aşmıştır. Bu durumda yapılması gereken bu yanlıştan vazgeçmenin daha rasyonel olacağının anlaşılmasıdır. 159 nümeranın, sakın ola arkasında durma! Gombinacıklar çıkıyor teker teker pazara. Kaç tane Kıbrıs yerleşim birimi yıkılmış yok olmuştur bu madalyon uğruna? Değer mi idi buna? Mahkemeden emir, sebep olanlarla alet olanları getirin bana! Çok yakında! Çook.

Ne haliniz varsa görün, benim bir suçum yok, olsa da cezama razıyım, farkındayım, üzgünüm ve bir daha alet olmayacağım demek içgüdüselliği aşmak olacaktır.

Emekle, çalışarak, hak ederek bir şeye sahip çıkılır, ‘kaparak’, ‘tuttulmuşlanarak’ veya ‘tahsislendirilerek’ bir şeye sahip çıkıldığı sadece buradaki gombinalarda görülmüştür. Ganimetin bir yasa gereği olduğuna inanmış boynundan bağlıların buna EU içinde dahi hala daha arka çıkmaları nerede olmadıklarının kanıtlarıdır.

Almanlar bugün dedelerinin zarar verdiklerini tazminle uğraşmaktadırlar. İsrail anayasa mahkemesi Filistinlilerin daha önce satmış oldukları dâhil tüm eski topraklarına dönme hakkını tanırken bunun bölgeye ve İsrail’e yakışacağını ve fayda sağlayacağını açıklamaktadır. Suriye Lübnan’dan yer altı dâhil tüm varlığı ile çekilmeyi barışa hizmet diye açıklamakta ve övünç konusu yapmakta iken bunların da övündükleri şeye bakın! Başkalarına ait arsaların satışlarından devlet bütçesine düşen payla ihya olmuşlar, gasp mülkten tahsis arsayla koop. kurmuşların içgüdüsel köşe dönücülüğü içindeler, adına da devletim verdi diyeler? Bu günden sonra da o mekanizmanın başında da kendilerinin olduklarını duyalar. Acaba kendilerini arab sabunu ile mi yumalar? Bir başka garabet.

Yaptıklarınız için sizi dünya toplumuna kabul etmeyenlere, etmeyeceklere kızıyor ve ‘biz ne zaman onlara benzeyeceğiz?’ Diyemiyorsunuz, tersine bazılarınız ‘onlar da biraz bize benzesinler’ diyebilmektedirler. Bu yaptıklarınızın sebebini var olmayan şeylerde arayanlarınız olduğu gibi medeniyetlerin çatışması adını yakıştıranlarınız da vardır. Bu türden olaylar medeniyetlerin çatışması olmazlar, çağdaşlıkla ilkelliğin çatışması olurlar. Var olmayan şeyler zaten aramakla bulunamazlar, size katılmak isteyenler varsa elbette bunu size benzeyerek yapacaklar. Benzeştikleriniz ile aynılaştıklarınızı icraatınızın aynılığı kanıtlıyor.

Hangi tarafta olduğunuza, asırlar boyu oluşan içgüdünüzle mi, çağdaş düşüncelerinizle mi karar vereceksiniz? Sırat köprüsü gibi bir şey, birinin yönü Aşağı katrancı, diğerinin yönü çağdaş dünya. Çağdaş insanın Aşağı katrancı’yı seçme olasılığı yoktur.

Gerçek mutluluğun ve barışın hep birlikte evrensel yasalara uyarak yaşamak gerekliliğine karşın; komşusunun karısını kız, tavuğunu kaz olarak görenlerin kendi eşlerini hiç göremeyenlerin veya bir ‘hiç’ gibi görenlerin, karşıtlığı medeniyetlerin çatışması diye algılanabiliyor ve öyle adlandırılıyorsa, komşularla ve çevre ile birlikte yaşamak olanak dışıdır. Çağdaş dünyada böyle bir yaşamı seçme olasılığı kesinlikle yoktur. Sizin birinin malını çalma, huzurunu bozma içgüdünüz var oldukça, başkalarının da sizden korunma istekleri var olacaktır.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org