Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 30 Eylül 2005

Yilper İşçioğlu

 

Kulluk Mirası

EU’nun karşı bildirgesine tepkilerin ortaya çıkardığı gerçek var olduğu dönemde bir imparatorluğun kulları olanların yıkılan bu imparatorluğun mirasından yani kulluktan kendilerini hala daha kurtaramadıklarıdır. Imparatorluk yıkılmış hilafet ve saltanat da kaldırılmış olduğuna göre kulluğun da sona ermiş olması gerekirken kulluk baki kalmıştır. Dünyayı yakıp yıkan ikinci cihan savaşının sebebi olarak görülen kolonilere bağımsızlık, kolonileşmeye de yasak kararı sonucu kolonileşme de sona ermiş kolonilerde tebaalarda bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Kulluk düzeninin şartları ortadan tamamen kaldırılmıştır. KC de bu şekilde kurulmuştur. Bu nedenledir ki Kıbrıs’ta gerçek bir bağımsızlık savaşı verilmediğinden bağımsızlığın ve özgürlüğün değeri kavranılamamıştır. Osmanlın ın imtiyazlı Kıbrıs millet başısı Ortodoks cemaati başpiskoposu hala ülke idaresinde ki etkinliğini sürdürmek, diğer cemaatin başı da mirastan ümmet kalkanı arkasına saklanarak padişahım çok yaşa ve şükran çığlıkları karşılığında devamlı yararlanmak, amacındadırlar. Ne pahasına olursa olsun o kulluk düzenini devam ettirmek için ‘bizim’ taraf ve ‘sizin’ taraf traji-komik oyununun başrolünde KC’nin bütünleşmesinin önünü kesmektedirler. Garantörlerin görevi bu iki tarafı yüreklendirmek asla değildir. Tam aksine KC’nin ve KC vatandaşlığının yaşatılması asli görevdir garantörlere.

Ingiliz Kıbrıs’ta yönetimi devraldığında Osmanlı hala daha esas sahip durumunda idi. Bu durum yönetime hizmetle geçinen insanların varlığını devam ettirmişti. Ingiliz belgelerinde Kıbrıs’ta yaşayanlara dair kayıtlara baktığımızda (1879) Ortodoks kilisesine bağlı olan cemaate Kıbrıslılar diğerlerine Muhammedan, Müslüman, yerleşikler ve diğer azınlıklar dendiği görülmektedir. Ingiliz adayı taçlı koloni yaptıktan sonra (1924) Kıbrıs’ta yaşayanlar tarihte ilk defa Ingiliz müstemleke tebaalığında eşitlenmişlerdi. Işte en geç bu tarihten sonra adada yeni dengeler oluşmalı idi.

Kıbrıs’ta bağımsızlık için başlatılan çalışmalar hala bir bütünlüğe kavuşturulamamıştır. Bağımsızlık mücadelesi, bağımsızlık karşıtları tarafından devamlı sabote edilmektedir. Bu guruplardan biri enosisciler idi. Enosisciler karşılarında Kıbrıs kilisesi ile sosyal ve ekonomik olarak toplumun en gelişmişlerini bulmuşlar ve çoğunluk sağlayamamışlardı. Kıbrıs kilisesi bağımsızlığına (Autocephalous) ve zenginliğine zararı olacağı gerekçesi ile enosisi desteklememişti. Kıbrıs kilisesinin bu maddi varlığı Osmanlının Katolik kilisesi karşıtlığında bu kiliseye verdiği destek sayesinde oluşturulmuştur. Yunanistan’ın ve sora Elladanın Kıbrıs’tan iktisadi ve sosyal açıdan daha iyi durumda olmaması da bu duruma karşı çıkanlar için en büyük gerekçe idi. Ellada’ nın Kıbrıs’ın olduğu gibi bağımsız bir kilisesi de yoktur. Bağımsızlığı ve enosisi istemeyen diğer bazı Kıbrıslılar da artık var olmayan Osmanlının bir gün geri geleceği hayaline takılmış ve o hayali sürdürmeye devam etmektedirler. Adayı aldığı gibi geri Osmanlıya(?) vermesi Ingiliz’den bu nedenle ısrarla istenmekte idi ama Osmanlı 1914’te Ingiliz ve müttefikleri ile savaşa girmiş bu savaşı kaybedenler tarafında yer almış Sevr Antlaşmasını 10 Ağustos 1920'de imzalamıştır. Kulluk düzeninin devamı olacak olan Sevr’i kabul etmeyenlerin özgürlük mücadelesi ile çağdaş misakı-millisi (milli ant) ile yurtta sulh cihanda sulh ilkeli TC kurulmuştur.

TC siyasi bir hak olan seçme ve seçilme hakkını vatandaşlarına en gelişmiş ülkelerle birlikte hatta bazılarından daha önce vermiştir. Osmanlı milletleri topluluğunun parçası olarak Türkiye’de yaşayan insanların tümü eşit ve hiç bir ayrım gözetilmeksizin tebaalıktan özgür vatandaşlığa kavuşarak TC içinde yaşayan herkes eşit Türk vatandaşları olmuşlardır.

Kıbrıs’ta vatandaşlık kavramı çok ağır ve zor koşullar altında adeta gizlenmiş ve ezilmiştir. Türkiye’den nerde ise 80 sene sonra Kıbrıs’ta hala daha seçme ve seçilme hakkı mücadelesi verilmektedir. Kıbrıs’ın EU ile bütünleşmesinden sonra Kıbrıs vatandaşlığı gündeme yavaş yavaş gelir olmuştur. Vatandaşlık kavramı anlaşılmadan seçme ve seçilme hakkından yararlanmadan ülke yönetiminde bulunmak mümkün olamayacaktır. Bu güne kadar olamamasının nedeni de budur. Kıbrıs’ta seçmenlere hala daha Kıbrıslı yerine Kıbrıslıellinezler ve Kıbrıslıtürkler denmekte ısrar edilmektedir. Elenlerin seçim yaparak yönetimlerini seçtikleri yer Ellada’dır. Türklerin seçim yaparak yönetimlerini seçtikleri yerde TC’dir. Kıbrıs’ta da Kıbrıslıların kendi yönetimlerini seçme ve bu yönetimde yer almaları gerekmektedir. Dünyada durum böyle iken kendilerini içte başka ülkelerin temsilcileri sayan sözde cemaat lideri piskoposların yardımı ile Kıbrıs’ta Kıbrıs vatandaşlarının özgür seçimlerine, seçme ve seçilme hakları ile daha iyi yönetimi seçip daha iyi yönetilme haklarına kulluk rejimin devamı adına müdahale edilmektedir.

Hiç vazgeçmeden onların tarafı ve bizim (kendinin) tarafımız diyerek menfaatleri adına vatandaşlar arasında bölücülük yaratanların aklı Kıbrıs vatandaşlığında değildir. Demokrasinin anlamı seçimlerin ve seçime katılacak olanların ırk, din, dil, cinsiyet ve kültür farkları ile bölünmeleri değil, vatandaşlık kavramı ile bütünleşmeleri ve seçimlerde çoğunluğun iradesine saygı gösterilmesidir. Aymazlığa gerek yoktur. Lozan’ı iyi anlamak kulluktan kurtulmanın ve çağdaşlaşmanın yoludur. Ispatı kurtuluş savaşı ile kurulan TC’dir. Buyurun!

Lozan Barış Antlaşması, 23 Ağustos 1923 tarihinde TBMM’de 340, 341, 342 ve 343 numaralı kanunlarla onaylandı. TC için bu anlaşma ve yasalar ne kadar önemli ise KC kuruluş ve garanti anlaşmaları da ayni derecede önemlidir. Imparatorluktan Cumhuriyete geçişi anlamak, o yapılanları şükranla anarak yaşatmak lazımdır.

—‘’Efendiler! Bu vesait ve menabii işletmek için, milletin büyük bir atiye doğru yürümesi için imkân veriniz. Sulh devresi gelmiştir. Tarif ettiğim güzel, mukaddes, her türlü şeraiti hayatiyete malik vatanın inkişafını temin etmeye derhal başlamak zamanı gelmiştir. Milletin asıl vazifelerini ifa etmek, unsuru sulh ve müsalemet, amili terakki ve medeniyet olmak için istidat ve kararına yol gösteriniz. Arkadaşlar! Hedefe varmak için evvela hedef vazıh ve berrak bir surette malum olmak lazımdır. Yanar - döner bir ışık, bulutlar içerisinde meşkûk hedefler arkasında koşanların ilk müşkülat karşısında ayakları sürçer. Berrak ve mühim bir hedefe varmak için de bunun dümdüz olduğunu, her türlü müşkülatları azade bulunduğunu zannetmek büyük gaflettir. Lozan Konferansı milletimizin Avrupa ortasında davet olunduğu büyük bir imtihandır. Acaba uzakl ardan sesini işittiğimiz Türkiye medeni âlem ortasında ve günagün müşkülat içinde vazıh ve sarih olarak davasını teşrih ve müdafaa edecek bir seviyeli medeniye ve bir seviye-i siyasiye de midir? Acaba gördüğümüz manzara Anadolu dağlarında şu veya bu tesadüfün, muhasımlar tarafından irtikâp olunan şu veya bu hatanın tesadüfî neticesi midir? Yoksa müspet ve muayyen bir hedefe doğru bir milletin bütün kuvvet ve menabii ile vakfınsederek behemehâl istihsali gaye için giriştiği bir mücadele midir? Bunun imtihanı idi. Bu kadar ağır mesuliyetleri bimuhaba almak için ve bunların içinde en büyük müşkülat karşısında dahi hedefe karşı yürümek için malik olduğum membaı kuvvet bilhassa Büyük Millet Meclisi Reisi Gazi Mustafa Kemal Paşadır. Fevkalade karışık, dolaşık, bulutlarla mestur bir muhit içerisinde yol gösterecek bir isabeti nazar lazımdır. Bu isabeti nazarı gerek muharebe hayatında ve gerek sulh hayatında bize gösteren Mustafa Kemal Paşa olmuştur. Benim kanaatim odur ki, imza ettiğimiz sulh ile hakiki bir sulh yapacağız ve bu sulh ile milletler arasında yakın bir anlaşma hâsıl olacaktır." (I.I. 23 Ağustos 1923, TBMM)

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org