Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 26 Ekim 2005

Yilper İşçioğlu

 

Neyi, niçin tartışalım

Eski strateji ve taktiklerle yeni iddialar ortaya atanlar, Kıbrıs konusunda inatlaşmaya gidenler, Kıbrıs’ın bir parçası üzerinde EU şartlarını uygulatmayanlar, EU’nun ve Kıbrıs’ın bu parçası üzerinde insanları izolasyonda, yani rehin tutarak yağma ve ganimet düzenlerini devam ettirmektedirler. Bu izolasyonu kaldırıp rehineleri derhal özgür bırakacaklarına değersiz iddialarla zamana ve bundan sağladıkları menfaate oynamaktadırlar.

KKTC (26’cı) üye devlet olarak EU’ya katılacakmış. KKTC, KC’nin bölünmesidir. Bu güne kadar bölünemeyen KC, toprağı ve insanı ile bir bütün olarak EU’ya katıldıktan sonra şimdi niye bölünsün? KC’nin ve EU’nun bir parçası EU’dan nasıl koparılacak? Koparılabilinirse bu parça EU ile bu koparılma şartlarında tekrar nasıl birleşecek? Böyle bir işlemin ve isteğin Türkçesi nedir? KC’nin EU üyeliğine katılımına destek verenler bu bölünmeye niçin razı olsunlar? ‘‘KC işgal nedeni ile zaten bölünmüştür. KKTC Kıbrıs’ın % 38 üzerinde, de Facto olarak kurulmuştur’’ diyerek, birleşik bir Kıbrıs, federasyon, konfederasyon ve veya bağımsız bir Kıbrıs Türk Devleti isteyenler, benzer iddialarla malı götürmektedirler.

EU üyeliğine EU müktesebatı (Acquis communautaire, EU anayasası), katılım görüşmesine başlanmasına da Copenhagen kriterleri açısından bakmak lazımdır. EU’lu olmanın ön koşulu EU’nun bu şartlarına uymaktır. ‘KKTC’nin (26’cı) EU üyesi olacağı’ bu şartları nasıl yerine getirilecektir? KKTC’nin üzerinde kurulacağı toprakların sahiplerinin mülklerine geri dönme hakkı EU içinde nasıl engellenebilinir? Bu yöntem ilkokul öncesi çocukların birbirilerine söylediği benim babam senin babanı döver yöntemi mi? Böyle bir yöntem dünya ve EU hukukunda geçerli olabilir mi? Bu akılla EU’dan ve Kıbrıs’tan belki kopulabilinir ama bu kopuştan sonra tekrardan EU’ya dönülecek şartların yerine getirileceğine kim inanır? Çevrede aldatılacak, alda nacak birileri hala daha var mıdır?

EU’da etnik ayırımcılık diğer tüm ayrımcılıklar gibi yasaklanmıştır yani yoktur. Tüm EU vatandaşlarına yaşadıkları yerde seçime katılma hakkı verilmiştir. Özgür irade ile yapılacak ilk seçimde KKTC’yi devam ettirecek çoğunluk nasıl ve nereden sağlanacaktır? Bu hakkın kullanılması işgalin sonunu getirmez mi? Dolaşım ve yerleşim özgürlüğü EU’yu EU yapan 4 özgürlüğün bir tanesidir, ondan vazgeçilemez. Kimse zorla mülkünden kovulamaz. Hem işgalci hem de EU üyesi olunamaz. Çoğunluğun iradesine karşı bir şey yapılamaz. Bunlara EU müktesebatı izin vermez.

Kısacası bu iddianın tutulacak hiçbir yanı yoktur. KC’nin bölünemeyeceğini, bu güne kadar de Jure bir KKTC’nin kurulamaması ve SLAT’ın devam etmesi kanıtlamaktadır. Kıbrıs’ta Kıbrıslılar EU güvencesi içinde eşit ve özgür bir şekilde birlikte yaşayacaklardır. Almanya’nın birleşmesi ve Angela Merkel Kıbrıs için iyi birer örnektirler. EU müktesebatının EU’nun bu parçasında da gecikmeden uygulanmasının talebi görevimizdir.

Bölücülüğün en ucunda duran ‘marjinaller’ ‘GKRY ya KKTC’yi şimdi hemen tanır ve birkaç sene içinde sorun çözülür veya asla çözülemez!’ diyorlar. GKRY, EU’nun gördüğü bir hayal değildir, bu sadece birkaç ‘marjinalin’ hayaldir. Var olmayan hayali bir GKRY’nin EU ile ilişkisi ruh çağırarak mı sağlanacaktır? ‘Yoksa asla çözülmez’ demek, TC vatandaşlarını da EU hakkından mahrum etmeye onları da rehin tutmaya yönelik bir tehdit, bir şantaj mıdır? Bunun özrü kabahatinden büyüktür.

EU Senelerce KC ile görüşüp bütün (31) chapterlerinde anlaşarak, KC’ni üyeliğe almıştır. Kıbrıs ilk müracaatını Aralık 1972 de yapmıştır. Protokol 1987’de imzalanmıştır. EU’ya tam üyelik müracaatı Temmuz 1990 yenilenmiştir. Kıbrıs’a görüşme daveti Luxembourg’dan 1993’te gelmiştir. KC’nin EU’ya uygunluğu 1995’te kararlaştırılmıştır. Görüşmelerin başlama kararı 1996’da alınmıştır. Tüm Kıbrıs’ı ve Kıbrıslıları kapsayacağı kararı Luxembourg’da Aralık 1997’de alınmıştır. Kıbrıs’ın bir bütün olarak EU’ya katılacağı ve Kıbrıs’taki anlaşmaya veya anlaşmazlığa bağlanmayacağı kararı Helsinki Aralık 1999’da alınmıştır. Kıbrıs’ın bir bütün olarak katılım anlaşması 13 Aralık 2002’de yapılmıştır. Katılım anlaşması Atina’da 16 Nisan 2003’te onaylanmış ve imzalanmıştır. 1 Mayıs 2004’te yıllar boyu yapılan bütün bu anlaşmalar ve çalışmalar sonucu KC bir bütün olarak EU’ya tam üye olmuştur. Dünya üzerinde bu sürece karşı çıkan da olmamıştır.

1972 de Kıbrıs’ın AB’ye üyelik müracaatını Kıbrıs’taki sola karşı ilaç diye görenler, sola karşı oluşturulan cuntaları destekleyenler o gün ‘sol karşıtıdır’ dedikleri EU’nun bu günkü özgürlüklerini fazla buluyor ve EU karşıtı cepheyi oluşturmaya gerekçe yapıyorlar. Kendi kendilerine ‘solcu, barışçı ve çözümcü’ diyen bazı eski dostlarımız da bu gün iktidar şartlarında ayni cuntacı cephede yaşı geçmiş işi bitmişlerin icadı bölünmüşlüğe hizmet etmekte, bölücülük yapmaktadırlar.

Haziran 2004’te EU parlamento seçimlerine katılıp oylarını da kullanan bizler için EU gerçektir, tartışma konusu değildir. Istemeyen cüzdanında taşıdığı ve kendilerine sınırları kaldıran ve diğer menfaatleri sağlayan EU belgelerini iade ederler. Bu menfaatlerden hem yararlanarak hem karşı görünmek ikiyüzlülüktür.

Üçüncü iddia KKTC’nin, yani işgalin devam edeceğidir. Bu vebal altında kalacak TC’de EU’yu 82 yıldır kaderi olarak isteyen 82 milyon insana nasıl anlatacaklar? Işgalciler, işgal ettikleri mülkler üzerinde, bu mülklerin alım ve satımı ile milyoner hayatı yaşarken TC vatandaşlarına ‘siz yerinizde oturun, bu ceremeyi sessizce ödeyin!’ Nasıl diyecekler? TC’den gelen gür cevabı duymuyorlar mı? TC, EU şartlarına uymayı tartışmasız kabul etmiştir.

Bu gün Dünya vatandaşı olmanın değerini anlayanların yaptığı tartışmaların içeriği fikirleridir. Ganimetin üzerine şahsi menfaatlerle yatma tartışılacak bir fikir işi değildir, bu fiil bir suçtur. Bu suça ortak olmamak ve suçluya yataklık yapmamak gerekmektedir.

KKTC’nin yoluna devam etmesinde ısrar, TC dâhil birçok ülkede dengeleri altüst edecektir. Kıbrıs meselesini yaratan, sürmesine sebep olan ve bunda menfaatleri olanların bu konu ile ilgili tartışmalarda bir daha yer almamaları gerekmektedir. Şahsi menfaatleri, sağlıklı karar verme ve tartışma yürütme olanaklarını ortadan kaldırmaktadır. Bize kişilerin yararlanmak için kendilerinin kendileri için yarattıkları şahsi menfaatlerini nasıl savunacaklarını tartışmak düşmez. O konuların tartışılacağı yer mahkeme salonlarıdır. Hep birlikte EU’da ve EU’lu olmada karar kıldığımıza göre buyurun ECHR hizmetinizdedir.

Marjinallerin ‘ben kaptığım ganimeti geri vermem!’ Demeleri, New-York’a değil Gönyeliye bile gitmem Böööö demektir. Marjinal Böööö’lerin devri geçmiştir. yeni veya eski marjinal Böööö fark etmez. O devir geri gelmez.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org