Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 27 Ekim 2005

Yilper İşçioğlu

 

Güzergâh

1960’tan ve KC’den kaçan trenin, güzergâhındaki en son durak kaçarken gidebilecek son durak olan EU’dur. Tüm güzergâh boyunca bu tren çok duraklardan hiç duraksamadan geçirilmiştir. Kaçılan ve geçilen bu duraklar arasında KC, Birleşik Kıbrıs, Kantonlar, Federasyon, Konfederasyon, Bağımsız Kıbrıs Türk Devleti ve daha niceleri vardı. Hep batıya gidenin sonunda doğuya, hep bir yöne gidenin de sonunda aynı noktaya varacağı gerçeğinde olduğu gibi bu trendekiler de nihayette ayrıldıkları yere tekrar vardılar. Aynı yere vardılar varmasına da bu kaçış ve kalkışma nedeni ile zarara uğrattıklarını, çekilen acıları ve kayıpları, ulaştıkları yerde kendilerini bekler buldular. Dimyata pirince, US C. Rice’a giderken evdeki bulgurdan da mı oldular göreceğiz. Dünya yuvarlaktır arkadaş! Eden de bulur! Varılan ye rde karşılaşılanı sürpriz yapan da budur. 1963’te terk ettikleri o KC de durup beklememiştir, aynı kalmamıştır değişim yasası ve EU müktesebatı uyarınca değişmiştir. KC tüm kurum ve kuruluşları ile EU müktesebatına uyumlu hale getirilmiştir. Yani bundan önce sahip olunan ayrı seçimler ve diğer tüm ayrıcalıklar vefat dolayısı ile defnedilmiştir. Bazıları için Kıbrıslılık bitmiş Kıbrıs’ta Türk azınlık kalmıştır. Türk bildiğimiz gibi TC vatandaşlarının ortak adıdır.

Trenin lokomotifi ve vagonları bu kalkışta kendi güzergâhlarını tüm sallanan mendillere rağmen kimseye sormadan kendileri seçtiklerinden bu ani kalkışma ile birlikte elde ettikleri yol üstünlüğü, öncelik hakkı veya kapıldıkları önde olmanın, kaçmakta olmanın, peşinde kovalayanın bulunmasının kompleksinden kat ettikleri güzergâhta geçtikleri durakların ne mana ifade ettiklerini merak dahi edememişlerdir. Sadece niçin kaçtıklarını ve kaçtıkları için kovalandıklarını bildiklerinden, duraksayıp kovalayana niye kovaladığını sormayı gerek dahi görmemişler, kovalayanın yönlendirmesinde ve kontrolünde EU’ya varmışlar yani kaçtıkları yere, kaçtıkları şartların da âlâsına! Ulaşmışlardır.

1974 sonrası bu güzergâh üzerinde yapılan uzun seyahat boyunca konuşulan tek konu lokomotif ve vagonlarda bulunanların alacakları maaşlar, bu maaşların ikramiyelere yansıması, ikramiyelerin yenilenerek tekrarlanması, görevde geçen her gün için kaç maaş alınabileceği, ganimetten yararlanma ve yandaşları yararlandırma olmuştur. Olan olmuş cepler dolmuştur. Biz konumuza, şey pardon, yolumuza dönelim.

Varılan son durakta geçerli olan şartlar, bu gün o kaçanların olmazın da olmazı diye addettikleri şartlardır. Bu şartlar da EU’yu oluşturmuştur, oluşturmaktadır. Bu iş nasıl olmuştur? Neden olmuştur? O trende seyahat eden zevatın ve zerzevatın bu işe zırnık bir katkıları veya karşıtlıkları olmuş mudur? Hiç önemli değildir. Bize göre önemli olan varışın gerçekleşmiş olmasıdır. Bu varışın hâsıl olması ile birlikte; eski lokomotif, vagonları ve güzergâhın rayları bir daha kullanılmamak üzere sökülmüş yeniden dökülmek üzere dökümhaneye gönderilmek amacı ile hurdacıya verilmiştir. Güzergâhın geçtiği yerler de betondan evler yapılması için açıkgözlerce müteahhide peşkeş çekilmiştir.

Şimdi başka bir lokomotif vagonları ile yeni bir güzergâh üzerinde ileriye doğru gitmektedir. Tek yönlü olan bu yeni güzergâh EU hukuku içinde ve sadece ileriye doğru harekete müsaittir. Güzergâhın başında alınmış olan talimata göre hareket ettirilen bu lokomotif eski yanlış eğitimin ve beslenmenin etkisi ile her makasta doğru yolu terk ederek parka kaçmaktadır. Amaç parka girmek değildir elbette, aradığı başka bir kaçış yolu var mıdır? Ona bakmaktır. Bulursa kaçacağı yerde başımıza açacağı işler Afganistan’ın başına açılanlardan beter olacaktır. Böyle yapılacağı ve olacaklar bilindiğinden makaslarla ayrılan bölümler, yol emniyeti acısından gerekenin yapılabileceği kadar kısa ve çıkmaz olarak yapılmışlar, g eriden gelen ve daha istikrarlı oldukları için öne alınmayı hak edenlere öne geçme imkânı vermek içindirler. Her makas değiştirilmesinden sonra bu lokomotif geri esas güzergâha alınarak yoluna devam ettirilecektir, ettirilmektedir. Boşa çabanın hiç bir anlamı yoktur ve olmayacaktır.

O eski hantal lokomotifin yeniden dökümhaneye giden malzemesinden uzaktan kumandalı oyuncaklar ve kullanım araçları yapılmıştır. Son yapılan alet uzaktan gazel okuyabilen görüntülü ve sesli bir cihazdır. Vagonların yeniden dökümlerinden ise inşaat demirleri çekilmiş, rögar kapakları ve deveboyunları yapılmıştır. Bu malzemelerde Kıbrıslıların yağmalanan mülkleri üzerinde yapılan inşaatlarda kullanılmaktadırlar.

Şimdi tartışılmaya açılmaya çalışılan konular uzun bir zaman sürecinde teker teker ve uzun uzun görüşülmüş olan konulardır. Bu görüşmeler tamamlanıp konular kapatılırken trenin kompartımanında maaşçıklarının ve saltanatlarının düşü ile uyuyan bu konunun bu günkü meraklısı dostlarımız, aniden uyanmış gibi yaparak, uyku sarhoşluğu içinde 1960 ve KC gibi kendilerinin de ne olduğunu anlamadıkları ve anlatamadıkları bir şeyleri söylemeğe ve tartışmaya açmağa çalışmaktadırlar. Bazılarının sabıkaları da bu konuyu tartışmalarına zaten engeldir. Bu dostlarımızın uykularını ve tatlı rüyalarını bölmelerine hiç gerek yoktur. Çünkü geçti KC’nin ve 1960 pazarı buyurun baylar, bayanlar Brüksel’e, lahana yemeğe şey pardon EU müktesebatının nasıl uygulanacağını öğrenmeğe.

Rahmetli Sakıp Sabancı’nın tarifini yaptığı şekli kabul ederek 80000 sayfa tutan EU müktesebatının tercümesini yapmayı ve bunu anlamayı beklemeden EU’ya uymaya çalışalım ve iyi niyetle hatalarımızı düzelterek de uyalım. Burada önemli olan iyi niyettir. Bu konuda bize yardıma hazır olanların varlığını bilmek en büyük güvencemiz olmaktadır. Bizden sonra gelecek olanlarla çocuklarımız ve torunlarımız bizim anlamak için yeterli olmadığımız konuları anlayacaklardır. Yapmamız gereken tek şey yeni nesillere güvenmek ve onların önünü acık tutmak olacaktır. Bizden sonra gelecek olanların bizim yapamadıklarımızı yapabilecek, değiştirip geliştirebilecek bilgi ve beceride olacak şekilde yetiştirileceklerine inancımız tamdır.

Çağdaş dünyanın başarabildiğini bizde başaralım, onlar hiç bir zaman geçmişe saplanarak kalmadıkları için çağdaşlaştılar. Bizde dünü yaşamaktan vaz geçelim bu günleri ve yarınları yaratarak yaşayalım yaşatalım. Hiç olmazsa dünü yaşamak ve orda kalmak isteyenler, dünde kalmak istemeyenlere, ilerlemek isteyenlere tahammül edebilsinler. Bize bu imkân hiç tanınmadı, hiç bir duygusu ve anlayışı olmayanlarla yaşamak, eğer o da yaşamak idiyse, zorunda bırakıldık. Biz, yapamadıysak, yapamıyorsak, bize yaptırmadılarsa bırakalım yarınları yaşayacak gençler yarınlarına kendileri sahip çıksınlar. Biz sadece onlara güvenelim, yardım edebiliyorsak da edelim. Gençlere gölge etmeyin! Etmeyelim! Ettirmeyelim!

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org