Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 6 Ekim 2005

Yilper İşçioğlu

 

Iyi saatlerde olsunlar

Tarihte ve mitolojide gaip güçleri yaratan sonra da bu güçlere tapan bir bölgenin insanlarıyız. O kadar ki o tarihin ve o mitolojinin folklor dışında bir anlamı olmadığı bilinmesine rağmen bazı insanlar menfaatleri için öyle güçleri yaratmayı, bazı insanlar da alışkınlıklarından var saymayı yeğlerler. Milenyumlar boyu bu hep böyle olmuştur. Egemen, egemenliğini devam ettireceği, sadece kendi hizmetindeki bu gücü, bizzat kendi veya atadıkları marifeti ile hizmetinde tutmaktadır. Hayali veya fiili olmasına bakılmaksızın korkudan kaynaklanan bir saygı yaratan ‘iyi saatlerde olsunlar’ denen bu güç denetimden kaçırılır ve isimlendirilmez. Bu güçle ilgili efsaneleri herkes bilir. Bu güçle yüzleşmek atanmışlarca engellenerek egemenin egemenliğinin devamı sağlanmaktadır. Sağcıların bu güçle olan bağları organiktir. Solcu ve ya sağcı olduklarını söyleyemeyen hacıyatmazların ise bu güçle bağları menfaatleridir. Solcular böyle madden var olmayan zahiri bir güce zaten inanmazlar. Sol iyiye doğru devamlı değişimi içerir ve mevcut duruma daima karşıttır. ‘iyi saatlerde olsunların’ düzeni değişmez denen o ‘statüko’ ve bu günkü esaret düzenidir. Bu düzende topluma öğretilen sadece efsaneler ve tabulardır. Insanlara özgürlük gibi yeni, gerçek ve madden var olanın öğretilmemesinin nedeni, hakkında hiç bir şey bilmedikleri, varlığından haberdar olmadıkları duyarlı ve özgür insanın öğrenilmesi ve ona benzemenin istenmemesindendir. Özgür ve duyarlı insanın örneği solculardır.

Semavi ve diğer güçlerin hepsinin, külliyen insanoğlunun terziliğinde yaratılmış güçler olduğu bilinen bir gerçektir. Insanla birlikte var olan ve var olacak tek güç özgür insanın gücüdür. Kısıtlamalar 5–8 milenyum önce yani avcıların ve ürün toplayıcılarının ellerindeki fazla malın toplandığı ve bu iş için gerekli araç ile aletlerin üzerindeki mülkiyetin oluştuğu zaman başlamıştır. Insanlar yeryüzünde milyonlarca yıl özgür yaşamış olmalarına rağmen 3–5 milenyumdur istilalar ve işgaller altında yaşayan adamızın halkına bunca olandan sonra özgürlüğü nasıl anlatacağız? Özgürlüğün mümkün olduğuna onları nasıl inandıracağız? Özgür ve duyarlı insan tepki veren insandır. Özgürlük duyarlı insanın yaşam tarzıdır, karakteridir, özgürlük verilmez, o vardır ve ona sahip çıkılır. Adamızın insanları duyarsız ve tepkisiz bırakıldılar ki rehin kalmaları kolay olsun. Özgürlü ğe layık olmanın bedeli yüksektir. Özgürlüğe mücadele ile savaşarak sahip olunur. Ikinci yol ise; daha özgür, daha gelişmiş toplumların birikimlerini alabilmektir. Özgürlük bizim gibi ülkelerde uluslararası hukuka uydukça genişler. Talimatlara uyulması özgürlüğün olmadığı anlamına gelir. Bu doğru bir tespittir. Yalnız bu tespit hukukun çalıştığı alanla sınırlıdır. Hukuk da milenyumlar boyu hizmetinde olduğu sınıfın veya kastın kendini koruması için veya hizmetinde kullanmak için geliştirdiği bir şeydir. Hukukun hukuku hazırlayan sınıfı korumasına hukukun üstünlüğü denemez üstünlerin hukuku denir. Buna rağmen gelişmiş demokrasilerde yaşayan insanlara kısıtlamalar gelişmemiş demokrasilerde yaşayanlara oranla çok daha azdır. Bu hal gelişmiş demokrasilerde yaşayan insanların daha özgür oldukları anlamına gelmektedir. Bu da bize özgürlük için üçüncü bir yoldur. Bu yol özgürlüklerin var olan sınırına kadarını kullanmak ve o sınıra ulaştıkça mevcut sınırları genişletme mücadelesidir.

Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde kurumsallaşma değil siyasallaşma önemlidir. Siyasallaşma her şeye olduğu gibi hukuka da sirayet etmektedir. Gelişmiş ülkelerin hukuk sistemleri az gelişmiş ülkelerde toplum kesimine açılımlar getirir. Bu hal, bir tarafı yani az gelişmiş ülkelerdeki halkı memnun ederken karşı tarafı yani ülke egemenine bağlı talimatla yaşayan çıkar sınıfını rahatsız eder. Egemen hiç bir zaman kendisinin olmayan ama emrinde daim olan bir ‘iyi saatlerde olsunların’ gücünü, yüce menfaatleri için her an kullanmak istemektedir. Bu nedenle yönetmediği, yönetemediği özgür inisiyatife, uluslararası yasalara ve kendine karşı addettiklerine etkinlik yapacak alan bırakmaz. Şimdi bizdeki sessizliğin nedeni budur. Burada hiç dilden düşürülmeyen o meşhur izolasyonun anlamı yatmaktadır. Kapı ve pencereyi sıkıca kapatan egemen, içerde kapalı tuttuklarına bizi görmüyorlar diye şikâyet etmektedir. Bu ikiyüzlülük değilse kapılar pencereler ve sınırlar derhal açılmalı uluslararası yasalara uyulmalı ve daima uyulacağı kanıtlanmalıdır. Tersi yapılarak, insanların rehin tutulmaları sürdürülmemelidir.

Gelişmiş demokrasilerde çok ender yapılan yasalar yasa koyucuyu üzmekte ve bu yasa ile özgürlükleri kısıtlanacak olan halk kesiminden özür dilemesine neden olmaktadır.

Azgelişmiş ülkelerde hizmetinde olduğundan aldığı talimatı uygulamayı yasa sanıp talimatı verene ‘size ne kadar iyi hizmet ettiğimi görün’ tekmili verilmektedir. Birisinin, herkesin kendisini duyup görmesi için kulübün önünde kahve ikramını kabul edecek kadar vakti olmadığını söyleyerek durması, gününü orda harcaması ve yassa çalışması olduğu için hemen gitmesi gerektiğini her yeni gelene tekrarlaması bu nedendendi. Bu tekrar, egemene verilen o tekmilin nakaratı gibi idi. Bu nedenle ondan yassa geldi, yassa burada, yassa gitti diye bahsedilirdi.

Yasaları gelişmiş demokrasilerde siyasiler yapmazlar. Konusunda uzman olanlar yaparlar. Vatandaşın özgür seçimi ile kurulan parlamentoda talimatlar uygulanmaz. Uzmanların yaptığı yasaların oylanması yapılır.

Vatandaşın kimliğinin, yaşamının, istikbalinin, işinin, aşının, evinin ve mülkünün korunması için, vatandaşın daha özgür olması için ve vatandaşın duyarlılığına saygı için bu güne kadar yapılmış lehte bir şey var mıdır? Yoksa ne zaman yapılacaktır? Vatandaşın başına gelmiş ve gelecek olumsuzlukları ve felaketleri önlemek için önceden ne tedbir alınmıştır? Sonrasında ne tedbirler alınmaktadır? Vatandaşın güvencesi nerededir? Yapılan kötülükler ve olumsuzluklar Semavi güçlerin yaptıkları önlenemeyecek şeyler ise ve onlara havale edilmesi halledilmesi olarak var sayılıyor ise yaratıldığı iddia edilen gücün vazifesi nedir? Bu ‘ceberut’ gücün vazifesi vatandaşı sıkıp şeyini almak mı? Bu güne kadar olanlar hep aynı değil mi id i? Ödenenlerin sayısındaki artıştan başka ne değişmiştir?

Işleri sadece kendi yassaları(..) ile egemenine yarananlar sayesinde elbette halimiz böyle dumandır. Bu düzene yassa (..) diyenlerin yarattıkları, yararlandıkları ve içinde korundukları güç o ‘iyi saatlerde olsunlar değil midir?’ Bizim olması için mücadele ettiğimiz ve edeceğimiz birilerine yassa, [ss’lerin alt noktaları(..) bende mahfuz] denmesi değil herkesin özgürlük içinde yaşaması olmalıdır. O zaman toplumun, ülkenin, devletin, adına ne derseniz deyiniz milletin gelişmesi ve yücelmesi mümkün olacaktır. Hiç bir zaman var olmamış ve olmayacak olan bu ‘iyi saatlerde olsunların’ resminin yüceltilmesinin hiç bir anlamının olmadığını gördüğümüz ve anladığımız gün özgürleşmemiz başlayacaktır.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org