İşte böyle Lefkoşa
çocukluğum dedim de
hisar altlarında kertenkele kovaladığım
ısırgan otlarından kaşınan ellerime
"gömeç girsin ısırgan çıksın" diyerek
gömeç yaprağı sürdüğüm
günler aklıma geldi
sonra gazoz sattım sokaklarında
gazeteler dergiler
Samanyolu, Yelpaze, Hayat, Ses
Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet

"Yeni Türkiye gazeteleri baylar!
bugünkü yeni Türkiye gazeteleri..."

Ve yazlıkların önünde geceleri
kömürde darı kebabının
kokusu yayılırdı havaya
her gece yevmiyeden
bir darı kebabı yerdim
iki peynirli sandüviç

Kaldırımın bir başından bir başına
uzayıp giderdi Enver'in kahvesi
radyoda Abdullah Yüce'nin sesi
"bu ne sevgi ah"
şarkısını söylerdi
ve güneş daha çekilir cekilmez
dizilirdi sandalyeler
kaldırımın üstüne
nargilenin biri gider
biri gelirdi

Yazlık sinemaların
ve ilk çocuk bahçesinin
bulunduğu yere
"Işıklar" derdi eskiler
yaz gecelerinde
rengarenk ışıklarla süslenirdi
sinemaların önü
kalabalık bir gider
bir gelirdi
ve her pazartesi gecesi
sinemaya giriş
"bayanlara meccanen
baylara bir şilin"di

Avraimi derler
bir sinema çığırtkanı vardı
sinema dedim de aklıma geldi
kısacık, ufak-tefek bir adam
sonraları
Rum çavuşuymuş dediler
Avraimi
Aralık 63'de o tarafa geçip
bir daha görünmedi!

                        Mehmet Levent
                        LEFKOŞA BENİ DUYUYOR MUSUN?