KIBRIS TÜRK SIIRI.

Tamer Öncül

Son çeyrek yüzyilda, çevre uygarliklardan görünmez duvarlarla yalitlanan bir "yari-ada"da üretime dayali bir olguyu tartismak oldukça karmasik bir yumagi çözmeye benzer. Yumak, kurcalanmaktan parçalanmis, iki ip(ucu) yerine, yüzlerce(sahte) uç çikmistir ortaya.

Tam, "iste gerçek ip/ucunu yakaladim!" dediginiz anda, sonu hemen gelen kisacik bir ip parçasiyla karsi karsiya kalir, sasirirsiniz.

Siirimiz için de durum pek farkli degil. Bugüne dek, birçok "arastirmaci-derlemeci" tarafindan "1571-1990" etiketli "yumaklar" kondu önümüze. Bu "arastirma yumaklari"nin kimileri kocaman balonlar üzerine sarilip alabildigine sisirildi; kimilerinin yumaklari ise(sahte uçlari ayiklama cesareti gösterilemedigi için) daha ilk bakista kendini ele veren, onlarca sahte ip/ucu tasiyordu.

"Kibris Türk Siiri/Edebiyati" basligi altinda sunulan bu "arastirma yumaklari"na el atmaya kalkisanlarin ellerinde anlamsiz ip/ucu parçaciklarindan öte birsey kalmiyor.Bu gerçegi ortaya koyanlara bugüne dek, düzeysiz, edebiyat disi saldirilar yönlendirilse de ortada olan bu. Kibris Türk Siiri'ni ele alirken, sosyolojik, tarihsel ve poetik unsurlari gözardi eder; ya da çarpitmaya çalisirsaniz, böylesi bir "arastirmadan" nesnel sonuçlar çikaramayacaginiz ortadadir.

Siirin, her seyden önce ana malzemesi olan "DIL" ile biçimlendigini; tarihsel süreç içerisinde, belirli bir mekanda birikmis kültür ve tarihle yogrulan bir kimligi imledigini, ve bir poetikasi olmasi gerektigini akildan çikarmadan girismek gerekir böylesi bir arastirmaya.

Kibris Türk Siiri, üzerine konusmaya baslar baslamaz, içerdigi üç sözcügün de, bu genis çerçeveli yaklasimi dayattigini hissederiz. Su veriler ilk çagrisimlardir:
Bu siir, Türkçe yazilan bir siirdir,
Bu siir, Kibris cografyasinda yogrulmus bir kültürle biçimlenmis; kendine ait bir kimligi olan Kibris Türk toplumu içinde yetismis sairlerin yazdigi bir siirdir.
Bu siir ayri bir kimligi, farkli bir durusu imler.
Kapsamli bir arastirma için yola çikacak olanlarin herseyden önce bu çagrisimlarin(verilerin) dayattigi kimi sorulara yanit bulmasi gerekmektedir.

· Kibrisli Türkler, "teba" ya da "uzanti" kimliklerinden ne zaman ve nasil kurtulup; kendi sosyo-kültürel kimliklerini kazanmislardir?
· Kibris Türk Siiri'nin beslendigi cografi-tarihi-kültürel malzeme nedir?
· Kibris'ta Türkçe siir ne zaman, ve hangi dinamiklerin etkisi ile yazilmaya baslanmistir?
· Kibris Türk Siiri'ni diger Türkçe yazilan siirlerden ayiran ana unsurlar nelerdir?
· "Kibris Türk Siiri" Tanimlamasi(ya da isimlendirmesi) salt Kibris'ta yazilan siiri mi; yoksa Kibris'in binlerce yillik kültürel birikimini özümsemis, "Kibrisli Türk" kimligini, "nüfus cüzdani" tasir gibi benimsemenin ötesinde, sosyo-kültürel bir veri ve duyus olarak tasiyan insanlarin(nerede yasiyor olurlarsa olsun) yazdigi bir siir midir?
· Çagdas- modern siirin gereklerini yerine getiren bir yapisi, gelenek yaratacak birikimi var mi?

Bu sorular kendi içeriklerinin dayattigi daha öznel sorularla çogalip gider. Bu yazida ikincil sorulara ayrintili yanitlar vermek yerine, yukardaki ana sorulara yanitlar aramaya çalistim.

Kültürel - Sosyal Kimlik Sorunsali ve Edebiyat'taki yansimalari

Kibrisli Türkler'de "Kimlik" tartismalarinin basladigi tarih olarak 1930'lu yillarin sonlari gösterilebilir, ancak ciddi anlamda gündem olmasi 1974'ten sonraya rastlar. Savas sonrasi gelen yeni kosullarin heyecani(!) ve saskinligi içerisinde yürütülen bu tartismalarin o yillarda biçimlendirdigi iki ana tez çikar ortaya: "Baskin Osmanli kültürünün zayif(!) yerel kültürü etkileyerek yeniden biçimlendirdigi" tezinden hareket eden irkçi, "uzantici"(1) kesimlerle; buna karsi bilimsellige pek bulasmadan, nostaljik ögeler ve eskiye sarilip, gelenekçilikle yenilikçilik çeliskisi içinde soyut bir "kültür birikimi ve farkli bir kimlik" tezinden hareket eden kesimlerin gelistirdigi nesnellikten uzak iki tezdir bunlar. Her iki kesim de kimligin gelisme-degisme özelligini gözardi ederek, onu "statik bir olgu" biçiminde ele alarak "tutuculuk" batagina saplanmislardir.

Misir, Hitit, Fenike, Asur, Pers, Roma, Bizans, Lusignan, Ceneviz, Venedik, Yunan gibi kültürlerin direkt etkisi altinda kalmis Kibris'a 1571'de Osmanli imparatorlugu egemen oldugunda adaya yerlestirilenler, 1878'e kadar feodal Osmanli imparatorlugunun (Kibris'taki) müslüman tebalari kimligini bir veri olarak kabullenmislerdi.

Osmanli imparatorlugunun çok kültürlü topraklar üzerinde egemenlik kurmasina karsin, bu kültürlere karsi sergiledigi yoksayici anlayis, elbette ki Kibris'ta görevlendirilen yönetici kesim tarafindan da sürdürülecekti. Sürdürüldü de. 1878'de ada üzerindeki egemenligin "kapitalist" bir imparatorluga(Ingiltere) geçmesiyle "azinlik müslüman topluluk" konumuna pek ses çikarmayan yanasma kafali bu egemenler, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulusundan hemen sonra Türkiye'ye göçleri özendirerek kendi toplumlarinin "kimligini" de yoksaymislardir.

Üzerinde yasadigi topraklarin kendinden önceki tarihini-kültürünü yoksaydigi gibi kendi toplumunun kimligini de yoksayan; bedeniyle adada, beyniyle Anadolu'da(daha da kötüsü, Istanbul saraylarinin duvarlari arasinda) yasayan egemen kesimlerin; egitim-kültür ve bilimi Istanbul'daki "büyükleri" gibi halktan yalitlama çabalari, sonuçta kendilerinin de halktan yalitlanmasini dogurmus; Anadolu'dan tasidigi yasam biçimi, adanin özgün kosullari ve diger etnik unsurlarin yasam biçimleriyle karsilikli etkilesim içinde(bilinçli bir çaba göstermeden) farklilasan Türk nüfusu ancak yirminci yüzyilin baslarinda hatirlayip, onlara "yeni- milliyetçi" kimlikler yamamaya çalismistir.

Bu tablo, edebiyat alaninda aynen tekrarlanir. Anlamsiz bir çabayla Kibris Türk Siiri'nin öncüleri(!) sinifina sokulan Asik Kenzi(1795-1839), küçük yasta Kibris'tan ayrilarak Anadolu'ya gitmis, orada Bektasi tekkelerine katilarak Osmanli ülkesinin birçok yerini gezmis; evlenip Edirne'ye yerlesmis ve ölene dek orada yasamis bir "tekke sairi"dir. Egitim düzeyi oldukça düsük olan Kenzi, aruz veznini dogru dürüst kullanamayan, Istanbul sairlerini taklit etmekten öteye bir özgünlük ortaya koyamayan biri oldugu gibi(2), ne maddi ne de manevi anlamda bir Kibrisli olmustur. Kibris dogumlu olmasini, salt övünme unsuru olarak kullanan Kenzi ("Demisler Sair-i meydan çikar mi sehr-i Kibris'ta / Dedim Kenzi hakikattir fakat bir dane ben çiktim"), sairligin sirrini da Kaygusuz Abdal'dan aldigiyla övünür("Sorarlarsa be kenzi bu ne sirdir sana kim virdi / Bir abdal var idi Gaykusuz andan armagandi bu").1817'de adaya yaptigi kisa ziyaretten dönerken yazdigi "Macera-yi Sergüzest destaninda Misir Valisi Mehmet Ali Pasa'ya övgüler yagdiran Kenzi Kibris'a bir de ölmezden alti yil önce(1833) gelmis ve o dönemde yasanan Gavur Imam isyanindan hareketle yazdigi "Desitan-i Kibris"ta Osmanli'nin "kudreti" ile "keferenin kallesligi"ni yazarak (Hemen On gün geçer geçmez arasi /Beriden kükredi Karpas rayasi / Bas etmisler bir kelb papas vesvasi / Seh'ri basmasina etmisler niyyet.")(3) 1950'li yillarda yayginlik kazanacak olan öteki'ni asagilayici, soven bildiriler niteligindeki "milliyetçi siir"in ilk örneklerini vermistir.

II. Mahmut'a yazdigi methiyeler sayesinde Re'isü's-Su'ara(Sairler baskani) ünvanini kapan Müftü Hasan Hilmi Efendi(1782-1847) için de benzer seyler söylenebilir. "Siir dünyasina adimini attigi günden kendisini padisah ve onun yeniliklerini övmekle sartlandirilmis bulur, Hilmi Efendi"(4) Padisah tarfaindan davet edildigi Istanbul'da fazla barinamayan Hilmi Efendi Kibris 'a dönerken Padisah'a dogum günü hediyesi olarak yazdigi mevlid siirini birakinca kisa sürede bu cestin karsiligini fazlasiyla görür. Padisah derhal, Kibris müftüsünü görevden alip Hilmi Efendiyi müftü tayin eder.(5) 21 Haziran 1987'de Londra'da yapilan "Edebiyatta Kibrisli Türk Kimligi" konulu panelde konusan Osman Türkay "Kibris'ta, eskilerden Müftü Hilmi Efendi adinda bir Sultan-i Süera vardi. Sultan-i Süera'nin bugünkü karsiligi 'saray ozani' olabilir. Müftü Hilmi Efendi de, bir Divan sairi idi, siirinin hemen hemen tüm zamanin Sultani övmekten baska birsey degildir. Siirinin Kibris'a özgü bir niteligi yoktur, Kibris'ta yazilmasindan baska. Zaten Divan siiri, gülden, bülbülden, saraptan, kadindan sözeden insansiz bir siirdir. Müftü Hilmi Efendi, siirlerinde Sultan Mahmut'u övdügü için Sultan-i Süera yapilmissa da, genel Türk siiri içinde yer alamamistir." (6) diye vurgular bu gerçekleri.

Baslangiçta Gaalip, sonralari Baki, Nedim, Nabi ve Sünbülzade Vehbi gibi sairleri siirde oldugu gibi düsüncede de taklit eden Hilmi Efendi bu gerçegi siirlerinde dile getirmekten çekinmez. "Çünkü Baki ile Vehbi ile Sabit yazmis / Her biri bag-i belagatde birer ter sünbül // Anlarin mezhebini biz dahi taklit ederek / idelim vech-i usul üzre muharrer sünbül"(7) Hilmi Efendi'nin ardillari diyebilecegimiz Müftü Mehmed Raci(Müftü Hilmi öldükten sonra yeniden müftü olan Hulisi Efendi'den sonra müftülük makamina oturmus) ve Mehmed Dervis Efendi(yillarca Osmanli ordusunda subaylik yaptiktan sonra yaslilik zamaninda Kibris'a yerlesmis) de birer Devlet-ü Osmanli ileri gelenleri olarak ciddiye alinacak ürünler veremedikleri gibi dini metinlerin ötesine de geçememislerdir.(8)

Adanin Ingilitere'ye kiralandigi 1878'de henüz 21 yasinda olan Kaytazzade Nazim(1857-1924) Mevlevi tarikatina bagli, inanmis bir müslüman olarak Mevlana'ya hayran olmasina ("Asikim, pek severim Hazret-i Mevlana' yi"dizesinde vurguladigi gibi.) karsin tipik bir divan sairi olarak tuttugunu göklere çikarir, sevmedigini yerin dibine batirir. Abdülhamit döneminde imparatorlugun çesitli bölgelerinde memurluk yapmis olan Kaytazzade, Abdülhamit'in tahtan indirilisini ve mesrutiyetin ilanini çoskuyla karsilar. Sultan Resat'in tahta geçisi dolayisiyla yazdigi siirde ("Mahvoldu zulmet serteser / Hiç kalmadi gamdan eser" gibi dizelerle) yeni padisaha övgüler düzer. Osmanli Imparotorlugun'un Birinci Dünya Savasi'na katilmasi dolayisiyla yazdigi siirde("Ila-yi din ü devlet içindir cihadimiz / Allahadir tevekkülümüz itimadimiz"), savasa katilma nedenini "dini ve devleti yüceltmek için" diye yorumlayan Kaytazzade'nin kendinden öncekiler gibi fanatik bir Osmanli oldugu ortadadir. Nitekim bir siirinde bu kimligini "Osmanliyiz, Osmanliyiz / Alemde biz pek sanliyiz" diye açiklar.(9) Yukardaki paragrafta alintilar yaptigimiz 1993 yilinda yayinlanan "Ruhi-Mecruh" baslikli kitabi hazirlayanlardan biri olan Bekir Azgin, kitabin Önsözü'nde "Kaytaz-zade koyu bir Osmanlicidir. Siirlerinde "Türk" adina hiç rastlamadim" diye vurgular bu gerçegi. Ve "Kaytazzade'nin mizacina uymuyor" dedigi bu "fanatik"ligini göstermek için su dizeleri aktarir: "Oldular Nusretle hürrem kahraman Osmanlilar / San verip afake her dem kahraman Osmanlilar / Tutturur adaya matem kahraman Osmanlilar". Pespese gelen yenilgilerin etksiyle "kirmizi sarap yerine düsman kani içeriz" yollu dizeler yazan Kaytazzade, 25 Nisan 1921'de Dogru Yol gazetesinde yayinlanan "Neva-yi Zafer" adli siirinde Mustafa Kemal'in milleti esirlikten kurtardigini yazmasina karsin Anadolu'da savsan askerleri "Islam askeri" olarak gördügünü yazan Azgin, "Öyle anlasiliyor ki, Kaytaz-zade ölünceye kadar Osmanli olarak kalmayi tercih etmisti" demekten alamaz kendini.(10) Mehmet Yasin da "(.) Kaytazzade Nazim, tipki Namik Kemal gibi, Kibris'tan 'Vatan' olarak sözeden ilk sair sayilir, ne var ki onun sözettigi vatan, 'Ümmet-i Osmanli'nin mülküdür', üstelik de bir fetise dönüsen bu 'vatan' kavraminin ulusu-ülkesi devleti pek belli degildir."(11) diye açiklar kaytazzadenin bu takintisini.

Bu isimler üzerinde bu kadar uzun boylu durmamizin nedeni, yukarda da vurguladigimiz gibi, yirminci yüzyilin ortalarina kadar geçen sürede (ne tematik, ne de biçem anlaminda) bir "Kibris Türk siiri/edebiyatindan" sözedilemeyecegini ayrintili bir biçimde vurgulamakti. Yoksa, ortada sözü edilebilecek ne nitelikli bir siir var, ne de özgünlük.

Yirminci yüzyilin baslari için de geçerlidir bu saptamamiz. Türki'yedeki Kurtulus Savasi'nin ve yeni Cumhuriyet'in coskusuyla 1920'li yillarda kaleme sarilan birçok isim, gazete köselerinde kalmaktan, büyük çogunlugu o dönem Türkiyesi'ndeki "Kuvai Millici" sairlerin siradan taklitleri olan manzumeler üretmekten öteye gidememislerdir. Üstelik hala ümmetçi ve "Osmanlici"dir bu çevreler.

Bu dönemden, (kimi Antoloji ve arastirmalarda) öne çikarilan isimlerden biri olan, ilk siirlerinde Tevfik Fikret'i taklit eden Larnakali Mehmet Nazim (1900-1971) "Kibris'ta serbest siirin ilk örneklerini veren sair" diye sunulurken; onun gibi özgün bir siire ulasamadan yazmaktan kisa sürede vazgeçen adasi Mehmet Fikri(1900-1967) de Ziya Gökalp'in siirlerini taklit ederek söven nutuklar çekmekten öteye gitmez. Kin, Kan, ve nefretin("Hunhar agza kan yalatsin kanadin") ilahi duygularla yogruldugu dizelerindeki ülke/vatan "Anadolu"dur. "Benim Ülkem yüce Türkün yatagidir her zaman. / Yesil yurtta bu kucakta olur her sey kamuran / Bu toprakta serdar olur Hakk' i bilen, inanan. / Düsmanina diz çöktürür, akli fikri uyanan."(12) Birinci Dünya Savasi'na pek çok gencini Ingiliz askeri olarak gönderen bu "müslüman azinlik" statüsündeki toplulugun, "tebasi" oldugu Osmanli Imparatorlugu'nun yikilmasiyla yasadigi saskinliga ragmen yeni Cumhuriyet karsisindaki coskusu; Kibris'in "Misak-i Milli" sinirlari disinda kalmasiyla tam bir hüsrana dönüsecekti. Fanatik Osmanlicilik'tan hizla "körü körüne Ingilizci"lige geçis yapan egemen kesimin bu anlasilmaz(!) degisimi de toplulukta derin yaralar açacak; ve Ingiliz Hükümetinin 27 Kasim 1917'de aldigi bir kararla baslayan (Türkiye'ye) toplu göçler, çogu insanin bu açmazdan kurtulus yolu olacaktir.

Bu kesmekes içinde, suursuzca çalkalanip duran bu kimliksiz(!) toplulugun edebiyat ve sanat adina ciddi bir üretime girmesi düsünülemezdi elbette. Agustos 1928'de harf devriminin Kibris'ta da uygulamaya girmesi; 1930 seçimlerinde "Halkçi" adaylar M.Necati Özkan ve Av. Mehmet Zeka'nin milletvekili seçilip, 1Mayis 1931'de "Ikinci Kibris Türk Milli Kongresi"ni toplamalari ile Kibris'a Kemalist ve "ulusçu" düsüncenin tohumlari da serpilmeye baslar.

Ne var ki bu süreç de, 1931 Isyani'nin ardindan, Ingiliz yönetiminin getirdigi baskici uygulamalarla 1940'li yillara dek oldukça yavas ilerler. Ikinci Dünya Savasi'nin ardindan bu baskilarin azalmasi ve yeni dünya politikalarinin da etkisiyle Kemalist düsünce ve onun ilkeleri de(azinlik psikolojisinin dogal sonucu olarak en çok da milliyetçilik ilkesi) kendini daha güçlü göstermeye baslar. Bu gelismelerde hiç kuskusuz ki, savas sonrasi kendisi için sorun yaratacagi iyiden iyiye belli olan Rum toplumuna karsi bir "denge" unsuru yaratma düsüncesinde olan Ingiliz yönetiminin büyük rolü vardir. 18 Nisan 1943 tarihinde Ingiliz yönetimine yakin isimler öncülügünde KATAK(Kibris Adasi Türk Azinligi Kurumu)'in kurulmasi da bunun önemli göstergelerinden biridir. KATAK ismindeki "azinlik" tanimlamasi da Ingiliz yönetiminin Kibrisli Türkler'e bakis açisini çok iyi yansitmaktadir. KATAK yöneticileri basta olmak üzere, toplumun ileri gelenleri tarafindan da itiraz görmeyen "azinlik statüsü", "uzanti kimlik" anlayisina ters düsmüyordu ne de olsa. Bu olgu, ortamin yumusamasi, örgütlenmelerin ve yayin organlarinin hizla artmasiyla ortaya çikan dönem edebiyatçilari tarafindan da itiraz görmez.

"Beyrut Rihtimlari" isimli ilk siir kitabini 1941 yilinda yayinlayan Nazif Süleyman Ebeoglu 1943 yilinda yayimlanan "Çig" seçkisindeki "Soyum ve Tarihim" baslikli siirinde kimligini Altaylar'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan Türk soyunun kopmaz parçasi olarak tanimlar. "Haktan gelir kuvvetim, Hakk'a gider her yolum / Altaylar'da basladi benim ilk zafer yolum./ (./.) / Atilla, Timur, Fatih, Kanuni, Barboroslar / Çanakkale, Sakarya, Inönü, Dumlupinar. / (./.) / (./.) / Sarsilmayan bir soyun imanli çocuguyum / Cumhuriyetle yeni bir tarih açti soyum."(13)

"Çig'cilar" ya da "Hececi Sairler" diye anilan bu sairlerin(Nazif Süleyman Ebeoglu, Hikmet Taskent, Urkiye Mine Balman, Emine Otan{Engin Gönül}, Celaleddin Yemen ve Ismail Hakki Yesilada) bu "uzanti kimlik" anlayislarina karsin; baslangiçta edebi kaygular tasimalari ve "Kibris Türkleri" ismini kullanmalari anlamlidir. Çig'in sunus yazisinda "Kibris Türkleri arasinda dogan bu edebi varlik bizim dar muhitimizi asacak ve anavatan ufuklarina kadar yayilacaktir. Oradan duyacagimiz yankilar bize daha iyi, daha güzel ve daha güçlü eserler yaratmak imkani hazirlayacaktir." diye yazan bu sairler, ne yazik ki bu hedeflerine ulasamazlar. Bu basarisizligin temelinde yatan nedeni, kendi aralarindaki tartismalara ve siir hakkindaki görüslerine baktigimizda kolayca anlayabiliriz.

Nazif S. Ebeoglu "Siir Bollugu" baslikli yazisinda(Birinci Cephe, 24 Mart 1944) "Son birkaç yil zarfinda memlekette bir sürü sairler türedi. Insan gazetelerdeki siir diyte öne sürülen vezinsiz, kafiyesiz, birçogu manasiz, bir nesir bile olamayacak kadar bozuk kelime topluluklarini görünce içinde siire ve sanata karsi bir nefret hissi duyuyor. Nazim sanatininbu kadar ayaklara düstügü bir yer zannetmem ki dünyanin herhangi bir bucaginda bulunsun. Bunu ancak su acibeler diyari Ada'da bulmak tabiidir."(14) diyerek "vezinsiz kafiyesiz" siir olamayacagini iddia ederken, her önüne gelenin "sair" diye ortaya çikmasindan rahatsiz oldugunu vurgular. Ancak, 1987 yilinda gerçeklestirilen "Edebiyatta Kibrisli Türk Kimligi" panelinde yaptigi kisacik konusmada, " Kibris'ta edebiyat faaliyetleri bizimle basladi deniyor; ama ben, 30 yildir ne siir yazdim, ne de Kibris Türk Edebiyati'ni izledim. Simdi söyleyecek neyim olabilir ki?"(15)diyerek o dönemin abartilmasindaki yanlisligi vurgular.

Ferhat Can takma adini kullanan Resat Kazim da ayni yayin organinda "Sanat Türedileri ve Türedi Yazicilar" baslikli yazisinda dilin önemsenmediginden sözederek benzer bir rahatsizligi dile getirirken; "Bu memlekette gramer ve sentaks- dilbilgisi ve söz dizimi hatasi yapmadan, mugalataya sapmadan ve totolojiye düsmeden; hissettigini, düsündügünü ve duydugunu düzgün cümleler içerisinde ve her kelimeyi hakiki mevkiinde kullanarak söz ve yazi yollari ile ifade edebilecek adama neden pek nadir olarak rastlaniyor? "(16)diye sormadan edemez.

Urkiye Mine Balman'in yakin dostu ve takipcisi olan Engin Gönül(Emine Otan, d. 1926) de ölçüsüz-uyaksiz siirden sikayetçidir. 1946 yilinda Dünya Dergisi 'nde yayinlanan "Yeni Siir Üzerine" baslikli yazisinda ".Ben kendi hesabima yeni siiri eskisi ile mukayese etmeden, bir baska alem olarak kabul ediyorum. Bu her halde eskinin tesirinden olacak. Bu alemi yadirgamamakla beraber, ölçüsüz oldugu için kolay yazildigini kolay yazildigini kabul eden arkadaslarimin verdikleri örneklere siir demeye dilim varmiyor.)"(17) diyerek serbest siir yazmaya çalisanlara tepki koyar. 1950'li yillarda karsi çiktigi bu siirin "egemen oldugunu" görünce de siirden vazgeçer. Necip Fazil Kisakürek'in yanisira Faruk Nafiz Çamlibel, Ahmet Hasim ve Yahya Kemal Beyatli'dan asiri derecede etkilenmis olan Urkiye Mine Balman(d. 29-01-1927), Türkiye'de o dönemlerde yayinlanan "Yedigün" dergisinin ve yönetmeni Nihat Sami Banarli'nin büyük destegini görür. "Anavatan ufuklarina kadar yayilma" hedefini az da olsa basaran U.M.Balman, "daha güçlü eserler yaratma." hedefine ulasamaz. Kibris yasamiyla ilgili seyler de yazmasina karsin Balman'in "yurdu" hep Türkiye olur. Nitekim "Türkiye ve Türk Milleti' ne" adadigi siir kitabinin ismi de "Yurduma Giden Yollar"dir(1952). Bu dönemin öne çikan en nitelikli ismi ise Pembe Marmara(1925-1984)'dir kuskusuz. "Çig " hareketinin disinda durup; agirlikli olarak "Garip" siirinin etkisinde, sosyal sorunlara parmak basan ironik siirler yazan Pembe Marmara, dönemdaslarinin aksine "kimlik" sorununu çözmüs gibidir. Siirini sövenizme malzeme etmez. Zaman zaman Nazim etkisinin de görüldügü serbest siirlerinde anlattigi kendi insani, kendi ülkesidir. Ne yazik ki, içtenlikli ve belirgin yetenekller tasiyan bu naif siirleri fazla gelistiremeden siirden uzaklasir. Yasaminin son yillarinda yazdigi siirler ise, gençliginde uzak durmayi basardigi "hececilerin" yazdiklari gibidir. Tek kitabi ölümünden iki yil sonra kizkardesi Selma Yusuf Saygin tarafindan hazirlanan "Siirler" olmustur.

1950'li yillar da, siirin yükseldigi yillar olmaz. Hececilere göre daha modern konumda görünen bu dönemin önde gelen isimleri(Nevzat Yalçin, Osman Türkay, Taner Baybars, Özker Yasin, Mustafa Izzet Adiloglu ve Bener H. Hakeri) de baslangiçta "Garip" siirinin, Necip Fazil, Atilla Ilhan, Ziya Gökalp gibi sairlerin büyük etkisi altinda yazarlar. Ancak, Rum toplumu içindeki fasist EOKA hareketinin hiz kazanmasi; Türkiye'deki politik degisimle(ikinci dünya savasindan sonra yükslen "soguk savas"a Türkiye'nin Amerikan saflarinda katilmasi) çakisinca isler degisir!.. Baslangiçta, vatana(hala bu vatan "Anavatan"dir) hasret ve kavusma duygulariyla yazilan "milliyetçi siir"; irkçi, anti-komünist ve saldirgan metinlere dönüserek siirden uzaklasir. "Bayraktar, bayrak, Ilahi Vatan, Cambulat" vb. simgelere, "Kizil, kudurmus kelp, üstün irkim, kin, kan, kahpe Gavur, öcalmak" vb. gibi, yenileri eklenir. Urkiye M. Balman, Özker Yasin, Oguz Kusetoglu, Mustafa I. Adiloglu, Cevdet Çagdas ve Bener H. Hakeri bu çizginin önde gelen temsilcileridirler.

Direkt olarak yazildigi dönemin kitlelerini hedefleyen; seçilmis bir kitlenin o zaman dilimindeki ruh hallerini, duygularini, deger verdigi olgu ve inançlarini "istenilen yol"a kanalize etmek için kaleme alinmis; sanati ön planda tutmamak bir yana onu kullanmayi hedefleyen "bildiri yazilar"dir bunlar. Insanlik tarihi için "anlik" sayilabilecek simgelerle doldurulup, "nefreti"(kin ve kan kokan sarali bir nefreti) insani olmayan yaklasim ve "ilahi duygular" la yogurarak; erkeksi, militarist bir söylemle "güdülecek sürü" olarak gördügü toluluga bir "çoban misyonu" ile "nutuk çeken" bu egilimin edebiyata zarar verecek oranda sizmasi ise asil 1963 Aralik'taki toplumlararasi çatismalardan sonra olacaktir.

Yukarda saydigimiz isimlerin döneminden sayilan; ancak siirini (Pembe Marmara gibi) milliyetçi nutuklara malzeme yapmaktan özenle kaçinan Taner Fikret Baybars "Mendilin Ucundakiler(1953)" isimli siir kitabini yayinladiktan üç yil sonra, toplumun ve siirin sürüklendigi bu "bulanik cadi kazani"ndan çikarak - bir daha dönmemecesine- Kibris'i terkeder ve Türkçe siir yazmayi birakir.

Bu yillarda bir süre Türkiye'de çalismaya giden(Türkiye'deki bir kaç yillik çalismanin ardindan da Ingiltere'ye gidip yerlesir) Osman Türkay, o yillarda Nazim Hikmet etkisinde siirler yazar. 1959'da "Besparmak Yayinlari"nin ve kendinin ilk kitabi olarak çikan "7 Telli"deki siirlerin çogu tematik ve biçimsel olarak Nazim'in"makinalasmak" siirini andiran, "vatan" olarak Türkiye'yi kabul eden("Vatan ne Turan'dir Türklere / Ne de zincire vurulan Türkistan / Vatan Türkiye'dir / Daha ileri, daha aydinlik / Çaglara umran")siirlerdir.(18) 1960 yilinda 5-6 sayi yayinlanan aylik "Uyari" dergisinde sanat yazilari ve Ingilizce siirlerden çevirileri ile görülen Osman Türkay, Londra'ya yerlestikten sonra Ingiliz edebiyatinin etki alanina daha belirgin olarak girer. 1960 yilinda "Sanat ve edebiyata karsi yeteri kadar ilgi olmamakla birlikte, bugün Türk ulusunun Kibris'taki küçük bir parçasi durumunda bulunan toplumumuz arasinda birçok kabiliyetli gençler yetismistir"(19) diye yazan Osman Türkay, 1987 yilinda gerçeklesen "Edebiyatta Kibrisli Türk Kimligi" konulu panelde yaptigi konusmada Kibris Türk Edebiyati'nin baslangici olarak "Ikinci Dünya Savasi"ndan hemen sonra" tarihlemesini yapar ve kendinden önceki (Nazif Süleyman Ebeoglu disindaki) tüm isimleri "siir heveslisi" olarak tanimlar. " 'Yedigün' yazarlari yasamlarinin ancak üç-bes yilini siirle geçirdiler. Sonra vazgeçtiler. Üç-bes yillik siir çabasiyla dünyada kimse sair olamadi././ O gitgide artan siir heveslisi kalabaligi 1960'larda da sürüp gitti. Bunlardan, ben de dahil, ancak üçü ya da dördü Ataç'in deyimiyle kendine yasam boyu dert etti. Bu üç-bes kisiden de çogu oraya buraya parçalandi, bölük pörçük oldu. Iste bu nedenle, yeni kusaklara bir siir gelenegi ya da gelenekleri birakamadi."(20) Ayni konusmada, kendi konumunu da degerlendiren Osman Türkay "Bazen kendimi gözönüne alarak söyle bir düsünceye dalarim: En olgun çagimda yazdigim düzyazilar, siirler ve çeviriler hep Türkiye, Ingiltere, Amerika, Hint vb. dergilerde kalmis. Kitaplarimin, kimisi Türkiye'de kimisi Ingiltere'de, kimisi Hindistan'da ve Brezilya'da basilmis. Kibris'ta saglam bir köküm yok; bir dalim kopmus Türkiye'de kalmis; bir dalim kopmus Ingiltere'de kalmis; bir dalim kopmus Hindistan'da kalmis; bir dalim kopmus Güney ya da Kuzey Amerika'da Kuzey Amerika'da kalmis. Bu durumda olan ben, yeni yetisen Kibrisli Türk sairlerine ya da Kibris'in Türk Edebiyatina ne verebilirim?"(21)

Musta Izzet Adiloglu da Taner Fikret Baybars ve Osman Türkay gibi(onlardan birkaç yil sonra) Kibrisi terkedip Ingiltere'ye yerlesir. Uzun bir süre siir yazmaz. Yeniden siire döndügü yillarda, Londra'daki "Edebiyatta Kibrisli Türk Kimligi" konulu panelde geçmisin degerlendirmesini söyle yapar: "Bizim nesilde, Kibrisli Türk Kimligi düsünülmemisti bile. 'Kibrisli' sözü hiç geçmiyordu; Kibris'ta 'Türk' ve 'Yunan' Kimligi vardi. II. Dünya savasindan sonra, nasyonalizm, sövenizm had safhaya varmisti. Büyük olan toplum, kültürel olarak 'biz Eleniz' diyordu; politik olarak da Yunanistan'la birlesmeyi istiyordu. Buna Karsilik, Kibris Türk Toplumu ve yazarlari da, 'biz Türk'üz ve Türkiye'nin bir parçasiyiz' demekteydiler. Onun için dikkatle incelerseniz, II. Dünya Savasi'ndan sonra Türkiye'yi taklitle baslayan edebiyatimiz, hep nasyonal- soven bir çizgi izledi. Mesela en önemli sairlerimizden birirsi olan Özker Yasin'i ele alalim: Siirlerinin yarisi 'Bayraktar denen adsiz'dan söz ediyor. Benimkiler de -ki simdi okumak bile istemiyorum- 'Sehitlerimizin beklediklerinden' sözediyor."(22) 27-28 Ocak 1958 olaylarinin yarattigi anti sömürgeci hareketin heyecanina kapilan çogu üniversite ögrencisi bazi gençlerin (Süleyman Uluçamgil, Orbay Deliceirmak, Neriman Cahit vd.) Atatürkçülük, humanizm ve vatanseverlik gibi temalari öne çikaran ve agirlikli olarak Garip(sonradan toplumcu) siiri taklit eden serbest siirleri ise kalici bir etki birakamadan savrulup gider. ( Bu isimlerin en önemlisi olan Süleyman Uluçamgil Toplumlararsi çatismalarin yasandigi 1964 yilinda patlayan bir bombayla, siirinin ve yasaminin ilkbaharinda ölür; Orbay Deliceirmak milliyetçi çizgiye kayar, sonradan belli tadlar veren siirler yazmayi sürdürse de kalici-özgün bir çizgi tutturamaz; Neriman Cahit sendikal hareket, kadin hareketi ve gazeteciligin agir bastigi uzun yillardan çok sonra siire daha ciddi egilme gereksinimi duyar; digerleri ise ciddi bir varlik gösteremez.) Bu belirsiz ortama ve siir adina atilan hamasi nutuklara bir tepki siiriyle (1950'li yillarin sonnlarinda) ortaya çikan Fikret Demirag ve onun ardindan Mehmet Kansu, Kaya Çanca, Zeki Ali gibi isimler "ikinci yeni" etkisindeki siirleriyle yeni bir kanali zorlarlar. 1967'lerde Akin-sanat gazetesine yansiyan soyut-somut tartismalarinda Kaya Çanca, "Burada Soyut Siir yazdigini sananlar saçmaliyor. Soyut Siir yazilanin anlasilmamasi degildir, bunlarinki anlasilmiyor" diye yazan Orbay Deliceirmak'a su yaniti vererek iki uç anlayis arasindaki tartismalarin "politik" arka planini da hissettirir bizlere: "Orbay Deliceirmak, tarihsel dogrularin, politik zorlamalarin gerektirdigi sekilde milli birlik siirleri yazdi. Kendisi de inanmiyordu ama bu yazdiklarina.Bir kez bir ozan kendi içtenligini birakirsa, bu bir zorlama sanat olur. Kendisi, kendi siirini reddetmistir. Siir Moral ignesi degildir. Siirle hücum marsi çalinmaz(.) Toplum olarak hepimizin bildigi gerçegi oldugu gibi siire almis, siir yaziyorum sanmistir. Baska bir deyisle 'buldozerler toprak yigdi üstümüze'diyerek gazete haberlerinden siir kurmustur. Böyle siir olmaz."(23)

Kaya Çanca Akin-sanat gazetesinin ilerleyen sayilarinda(26 Subat 1968), kendisinin ve yandaslarini poetikasini da söyle açar: "Dil ve isçilik isidir siir. Dille görüntü yaratma isi(.) Bizi sikan gündelik yasamin disina çikip bir yok-ülke yakalamak istiyoruz. Halkin konustugu kelime siralamalari ile yetinmiyoruz."(24)

Baslangiçta Garip siiri, hemen ardindan, Atilla Ilhan ve Ikinci Yeni etkisindeki bu isimlerden Mehmet Kansu, kendi siirini kuramadan 'hamasi manzumeler'le tükettigi siire uzun bir süre ara verir; Kaya Çanca, etkilerle yogrulmasina karsin özgünlügü yakalayan ve Kibris Türk siirine anlamli bir miras olarak biraktigi siirini( siir kitabi "Y Sokagi"/1968/ sairin ölümünden 23 yil sonra KT Sanatçi ve Yazarlar Birligi ile PYGMALION Yayinlari tarafindan derlenerek yeniden basilmistir.TÖ) olgunlastiramadan 1973 yilinda Intihar eder; Zeki Ali yeni yeni kurmaya basladigi siiriyle birlikte Kanada'ya göç eder. Bu gruptan Geride kalan tek isim, siirini hizla tüm etkilerden arindirarak kendi solugunu yaratan Fikret Demirag'dir. 1960 yilinda bir arkadasiyla birlikte Ankara'da yayinladigi ilk siir kitabi "Tutku"da "itiverdim içimden arzulari / siyrildim kinlerden, kirlerden"(25) diyerek, hamasi edebiyata karsi "humanist kimligi" öne çikaran Fikret Demirag, Mart 99'da Kültür-sanat sayfasini hazirladigi Kibris gazetesinde, "1940'tan Günümüze Siirimizin Poetik ve Tematik Cografyasi" baslikli dizi yazisinda bu dönem için sunlari yazar: "2. Yeni siir anlayisinin bir 10 yil gecikmeli olarak Kibris'a yansimasi da sayilabilecek ve adi 'Soyut Siir' olarak dile ve yaziya yerlesegelmis bu siir, daha çok sivil konular(egzotik temalar agirlikli) çerçevesinde yazilir, ama asil, imge, metafor ve sözcük örgüsüyle 2. Yenici sairlerinki kadar duyumsandigi bu siirin baslaticilari Fikret Demirag ile M. Kansu görünse de, aralarinda poetik ve tematik herhangi bir birliktelik, benzerlik, görüs alisverisi ve saptanmis bir yönelimsözkonusu degildir. Zaten bir süre sonra M. Kansu kendi yolunda birkaç siir kitabi yayimladiktan sonra, sessizlige gömülecek, resmi kurumlar içinde aldigi görevler dogrultusunda uzun bir süre siirden ve edebiyat çalismalarindan kopacaktir. Bunlari izlemeye calisan, ama bilinçsiz bir anlamsizliga saplanan bir grup genç, 'absürd manzumeler' ortaya koyduktan sonra, sairlikle ilgileri olamayacagini tez farkedip baska is alanlarina yöneleceklerdir. Bu harekete daha anlamli biçimde katilan daha genç iki sairden Kaya Çanca, Ilhan Berk- Atilla Ilhan karisimi etkilerle, ama kendi uslubunu kurma yolunda bir sair olarak, ne yazik ki genç yasta kendi yasamina son verecek; bir arkadasiyla ortak yayimladigi ve eskimis bir siire bagli ilk kitabini saymazsak, tek iyi kitabiyla kalacaktir. Ülkü Tamer duyarliligina yakin siirlerle baslayan ve gerçek bir yetenek olan, Zeki Ali ise, 1970'lerin basina kadar bu siir dogrultusunda tek basina yol alip kitaplar yayimlayacak; 1970'lere girerken toplumcu gerçekçi bir siire yönelip, 2.Yeni benzeri 'Soyut Siir' serüvenine noktayi koyacaktir."(26) 1960'li yillara dek "kendisi için toplum olma" çabasi göstermemis bu kaynagindan uzaklasmis topluluk; giderek agirlasan sosyo-ekonomik baski ve "uzanti-kimlik" dayatmalarina karsi bir direnç göstermeyi ilk kez o yillarda gündemine almis; ve kendisi için bir toplumsal bilinç olusturmaya; Kibrisli/adali kimligini-kültürünü öne çikarmaya baslamistir. Bunda hiç kuskusuz ki 1960 yilinda Kibris Cumhuriyeti'nin kurulmasinin büyük rolü vardir.

Cumhuriyetin kurulmasi ve toplumlar arasi yakinlasmanin hiz kazandirdigi üç yillik kisa bir sürede, "milliyetçilik" hamasi konumundan geri adim atarak varligini sürdürür. Anlasmaya bagli olarak bir alay Türk askerinin adaya gelmesi ile "Mehmetçik Kibris'ta" temasi gündem(!) olur. Gündem(!)'i hemen yakalayan Özker Yasin, askerler adaya ayak basarken limanda beklesen kalabaliga "Mehmetçik Kibris'ta"(1960) isimli kitabini satmakla mesgüldür. 1963'te ise gündem "çatisma"dir. Özker Yasinin yeni kitabi da "Bir Sahlanisin Destani-I, Kanli Kibris"(1964)tir.(27)

1963 olaylari ile yeniden alevlenen "milliyetçi siir" cephesinin artik tek bir hedefi vardir: Anavatan'a baglanmak. Geçmiste oldugu gibi, siir bu "hedef"e ulasmanin ana araçlarindan biri olarak görülür. Siyasi ajitasyon argümanlariyla sisirilmis dizeleri alt alta siralayan onlarca "Sü'era" çikar ortaya.

Bu tür "Bildiri Yazilar"in derlenerek 1971 yilinda Gençlik Spor Kültür ve Halk Egitimi Dairesi'nin Ergenokon Yayinlari'nca basilan "Kibris Türk Milli Siirler Antolojisi"nin önsözünde "Kibris Türk Toplumu, Milli bütünlügü kurmak, Türk Kibris'i Yunan çizmesi altina sokturmamak için 1955'ten bu yana büyük ve kutsal bir savas vermektedir(.) Ülkümüz Türkçülük ve ergeç Anavatan 'a baglanmaktir"(28) denilerek, sanattan çok belli bir siyasi hedef güdüldügü açikca ifade edilir. Geçmise(1571'e) göndermelerle dolu, kan ve nefret kokan bu dizelerin altindaki elliyi aski imzanin(kimileri de Türkiyeli'dir.Behçet Kemal Çaglar, Ümit Yasar Oguzcan vd.) sahiplerinden sonradan siirle ugrasmayi sürdürenlerin sayisi besi geçmez(Bener H. Hakeri, Mustafa Adiloglu, Özker Yasin, M. Kansu, Orbay Deliceirmak?..)

Bu grubun belirgin bir özelligi de sürekli ana kucagi arayan, kisiliksiz(kimliksiz) bir ruh hali içinde olmalaridir. Siyasi egemenlerle birlikte "Anasi" disinda herkese, her kesime süpheci yaklasan; içedönük azinlik psikolojisi içindeki bu "milliyetçi sairler" kendi çizgileri disindaki herkese "HAIN" ya da "Macerci" etiketini yapistirip; onlari hedef göstermekten geri durmazlar. "Ey yolunu sasirmis, ey hain maceraci! / Gözüme görünme, defol git aramizdan; / yetmez mi çektirdigin bu izdirap, bu aci; / yetmez mi dökülen kan o temiz yaramizdan."(29)

Bu bagnaz, baskici tutumun, Kibris Türk siirine/sanatina oldugu kadar kültürel-toplumsal gelisimine de ket vurmasi ayrica incelenebilir. Su kadarini vurgulamak isterim ki, öteki'ni asagilayan("Nedir tedirginligin, bir yerine mi batiyor / Bayraktar Camiinin sivrilen minaresi"//s.29), kafatasçi("Hemen çeviririm kalkan oyununu / Alirim gavurun desdegirmi kafayi"//s.13), erkek egemen("Erkek kiliginda kari onlar / Palikaryalar alçak" // s.67) bu "Bildiri yazilar"daki "irksal düsmanlik", soguk savas ürünü "ideolojik düsmanlik"la bütünlestirilmistir genellikle. ("Yine haykiriyorum diyorum asla / Hey kara sakalli, hey kara feraceli / hey kizil papaz!"//s.13)(30)

Modern Siir'e Dogru :

Octavio Paz, "(Modernlik) Batili bir kavramdir. Bu kavramin elestirel niteliginin özü, kendini -yeniden yaratmak üzere- yadsimasinda yatar. Modern siir en kisa tanimla, birsey olma halinin ve kendisine karsi çikmanin(gelenegi yikmanin/yeniden yapmanin) bilincidir. Kurumsal elestiri gelenegi içinde biçimlenen bu bilinç, simdiki an'in farkinda olmayi gerektirir. Modern olmak, içinde yasanilan zamani tanimlamaktir. Bu simdinin bilincidir. Modern siir simdi kavramina siginmis gelecek fikrini yüceltir." (O.Paz , Çamurdan Doganlar) diye tanimlar, modern siiri. Kibris Türk Siiri'nin baslangiç noktasi, modernlige adim attigi yillarla çakisir. 1960'li yillara kadar ortaya konan ürünlerin, -tematik ve biçemsel bütünlük içerisinde incelendiginde- siirin yapisi, içerigi, biçemi ve özgün olma sorunsallarindan uzak, "simdiki an"dan çok "sanli geçmisi"ne takilip kalmis(Türkiye'deki örnekleri on-onbes yil geriden izleme gerçegi de yazilanin "yasanilan zamani tanimlamak"tan uzak oldugunun göstergelerindendir); "gelenegi yikma"nin bilinci yerine ona siki sikiya sarilan(gelenegi içsellestirmeden mitlestiren); "birsey olma halinin bilinci"nden uzak taklit metinlerden baska birsey olmadiklari apaçik ortadadir.

Istisnalar olsa da, siirsel nitelik düsüklügü bir yana, 1960'li yillara kadar yazilanlarin Akdenizli bir kimlik tasimadigi, yalnizca "içinde yasanilan zamani" degil mekani da tanimlamaktan uzak oldugunu da görmek gerekir. Ataç'in dedigi gibi "kisiligi olmayan, yeni birsey getirmeyen.bos" ürünlerdir bunlar. Diger bir deyisle Kibris'a(binlerce yillik tarihsel-kültürel birikime) ve 400 yila yaklasan bir süreçte Kibrisli Türkler'in gelistirdigi kültürel kimlige de yabanci ürünlerdir onlar. Mitolojiiye kaynaklik etmis, esin vermis bir adanin kültürel mirasina dönüp bakmamanin, bunu içsellestirmenin nedenlerini uzun boylu irdelemeye gerek yok. Yukarida siraladiklarimizin yaninda, toplum üzerinde sürekli kendini hissettiren irkçi baskilarin; diger toplumu(kültürüyle birlikte) reddetme aymazliginin rolüne hatirlatmak bunun nedenlerini açiklamak için yeterlidir sanirim.

Oysa, efsaneler bilimi olarak tanimlanan mitoloji, evrensel kültürün temel taslarindan biri olmaktan öte (en basta da Yunan Mitolojisi) bir anlam tasimaktadir bizim cografyamizda. Kibris adasinin Yunan Mitoloji'sindeki yeri ve önemi üzerinde uzun uzun durmaya gerek yok. Bu önemin kavranmasinda (geç de olsa) siirimizin oynadigi rol yadsinacak gibi degildir. Mitoloji'ye duyulan ilgiyle çakisan "karsi-tarih" arastirmalarinin Kibris Türk Siiri' nin olusumunda; kendi duyus ve duyarliliklarini bulmada ne kadar önemli oldugunu anlamak için bu yazinin teker teker sairler(ve siirler) düzeyinde de genisletilmesi gerekiyor kuskusuz. Su kadarini vurgulamak gerekir ki; 60' li yillarin sonlarinda bir iki sair tarafindan yalnizca simgesel düzeyde kullanilmaya baslanan mitolojik ögeler; ancak 1970'li yillardan itibaren, " Kibris kültür mirasinin ilk verileri olarak" daha bilinçli ve sistematik bir yayginlik kazanmistir siirimizde. 1990'li yillarin baslarinda yayinlanmaya baslayan (bilinen ilk sanatçi mitoloji kahramani olan) Kibrisli sanatçi/kral PYGMALION'un adini tasiyan edebiyat dergisinde ortaya konan anlayis ve yaklasimlar bunun en somut göstergesi olmustur.

1970 Sonrasi Kibris Türk Siiri

1970'lere girilirken gerek toplumlararasi çatismalarin getirdigi baskilar, gerekse yukarda sözünü ettigimiz baskici-fasizan ortam toplumu oldugu gibi sairleri de büyük oranda etkiler. Içe kapanma ve sessizlik kisa bir süre için de olsa egemen olur. Bu dönemin nitelikli ürünlerinden biri, Fikret Demirag'in toplumcu siirin etki alaninda gibi görünse de, belirgin bir özgünlügü yakalayan "Ötme Keklik Ölürüm"(1972) isimli kitabidir. 1974'den sonra yasanan sosyal-toplumsal altüstolus kisa sürede yeni bir süreci baslatir toplumda... Egemen kesimler ayni kisiliksiz/kimliksiz tavri sergileyip "ana kucagina oturmanin huzurunu!" yasarken; toplum içindeki aydin, sanatçi kesimler ve Türkiye'ye gittikçe artan sayida yüksek ögrenime giden genç kusaklar "Ana"ya ve O'nun kucagina yerlesip hazirdan yiyen "savas sonrasi les kargalari"na karsi tavir alirlar.

Bu yillarda yogun bir biçimde gündeme gelen kimlik sorgulamasinda basi çeken, yine edebiyat-sanat çevreleri olur. Tartismalardan, sorgulamalardan en büyük katkiyi da bu çevreler alir. "Uzanti" kimlik anlayislarinin karsisina daha gür sesle söylenmeye baslanan "Kibrisli" kimlik çikar. Anasinin kucaginda büyümesini sürdüren "hazir yeyici" Kibris Türk egemenleri 'nin yarattigi "yandas bürokratlar ordusu"nda yer bulan dünün "milliyetçi sanatçilari", 74 sonrasi yükselttikleri "hamasi nutuklar"la süslenmis manzumeleriyle bir yere varamayacaklarini anladiklarinda, yillar sonra bu gelismenin önünü alamayacagini hisseden egemen kesimlerle birlikte "Kibrisli Türk" kimligini benimser görünürler. Ancak bu kimligi içsellestirmekten, toplum için gelistirmekten öte, "düsman toplum"a ve yeri geldiginde "ana"ya karsi kullanabilecekleri bir "koz" olarak görürler. Bu yüzden de "ergenlik bunalimlari"ndan bir türlü kurtulup kendi bagimsiz kimliklerini/kisiliklerini ve sanatlarini gelistiremezler.

1970'li yillarin ikinci yarisinda, Kibris'ta Fikret Demirag kendi siirini gelistirirken(1978 yilinda savasa ve onun getirdigi yikimlara karsi isyan eden "Umut ve Dehset Çagindan Siirler" isimli kitabi çikar); Ciddi bir siir çizgisiyle pek çok gence, toplumcu siiri çizgisinde öncülük eden Sener Levent basta olamak üzere (Türkiye'deki toplumcu siiri bir 10 yil kadar geriden takip eden) pek çok imzanin siir hevesi erken tükenir.

Çogu Türkiye'de yüksek ögrenimde olan ve benzer bir siir anlayisindan yola çikan bir grup genç(Mehmet Yasin, Nese Yasin, Hakki Yücel ve siir serüvenleri çok kisa süren dört-bes kisi) ise "Ikiye bölünmüs Kibris"i "ortak vatan-Anavatan" olarak kabul eden ve "Türk" kimligini geri plana iten bir tavirla yazarlar siirlerini. Bu tavir, bir anlamda Kibrisli Yüksek Ögrenim Gençligi'nin örgütlenme ve ideolojik yapisinin "sanat boyutu" olarak biçimlenir. Dönemin ilerici-toplumcu Türkiyeli sanatçilari ile siki iliskiler ve etkilenimler içinde olan bu gençler, izledikleri "sosyalist gerçekçi" siire, "Kibrislilik; savas karsitligi; humanizm; anti-emperyalizm" gibi simgesel ögeleri ve "74'te yasanan dram" temalarini ekleyerek kendi siirlerini kurarlar.

Tematik ve ideolojik ortakliklarina karsin, farkli siirsel söylemleri gelistirmeyi basaran bu gruptan, siiri (farkli boyutlarda gelistirerek) sürdürebilen Nese ve Mehmet Yasin, 1979 Mayis'inda 15. Sayisi yayinlanan "Devrimci Savasimda SANAT EMEGI" isimli aylik kültür dergisinin Kibris Türk Siiri'ne yer verdigi "dosya" bölümünde yazdiklari "Siirimiz Emperyalizmin Bir Silahiydi" baslikli yazida, bu siirin "ideolojik tavrini" söyle vurgularlar:
"Emperyalizm, boyunduruk vurmaya çalistigi ülkelerde, sosyal ve ekonomik alani oldugu kadar, kültürel alani da denetimi altinda tutmaya çalisir. Emperyalizm, Kibris'i NATO'nun batmayan bir uçak gemisi yapmaya çalismaktadir. Kibris halki emperyalizmin kültürel saldirisina ugramistir. Kibris Türk siirine, özellikle 1955-75 döneminde egemen olan sövenist, militarist içerigin nedenlerini, bu durumu temel olarak degerlendirmek kanisindayiz"(sayfa 29)

Yazi "milliyetçi siir"i ve onun arkasindaki ideolojiyi elestirerek sürer; bu çizgiye girmeyen tek sair olarak kabul ettikleri Fikret Demirag'dan da kisaca sözettikten sonra, (örgüt bildirilerinin sonunu hatirlatan, italikle yazilmis) su cümleyle biter.
> "Ve bundan böyle, siirimiz emperyalizmin bir silahi olmayacaktir. Emperyalizm namlunun ucundadir!"

Kibris Türk toplumu üzerinde yadsinamayacak denli büyük etkiler yaptigina inandigim 1970-1980 yillari arasindaki yüksek ögrenim gençligi hareketlerinin en etkil dönemine rastlayan bu siir çizgisi, benim gibi siire o yillarda(1970'li yillarin ikinci yarisinda) baslayan ve ayni gençlik hareketi içinde yer alan kimi genç isimlerde oldugu kadar, Kibris'taki diger sairler ve sanatçilar üzerinde de önemli izler ve etkiler birakmistir. "Anti-militarist" olmasina karsin o dönemin devrimci/militarist söyleminden arinamayan bu siir çizgisini ("74 Kusagi" tanimlamasini savunmayi) 1980'li yillarla terkeden Nese Yasin ve Mehmet Yasin kendi siirlerini farkli çizgilerde gelistirirken; farkli bir duyarlilik ve söylemle yola çikan Hakki Yücel 1986 yilinda yayinlanan "Aci Sürgün" isimli kitabini da asan nitelikli siirleriyle zaman zaman görünmekle yetinmis; agirlikli olarak kültür-sanat yazilarina yönelmistir. Varlik dergisinin 1987 yilinda yayinlanan ve Kibris Türk edebiyatina genis bir dosya halinde yer veren 955. sayisinda bu döneme iliskin olarak sunlari yazar Hakki Yücel: "Kibris Türk Edebiyati'nin(gerek siir, gerek öykü, gerek roman olsun) genel olarak 70'li yillara kadar tasidigi sözkonusu nitelikler, bu dönemlerde bazi genç Kibrisli edebiyatçi(özellikle sair) tarafindan yogun bir elestiriye tabi tutulmustur. Dönemin bu genç edebiyatçilari degisen dünya görüsleri ve uluslararasi siyasal konjuktür nedeniyle hem ülke iç dinamigine daha çok önem vermisler ve hem de dis dinamikleri rasyonel ve gerçekçi degerlendirmelere tabi tutarak eski tutucu-söven edebiyata(ve edebiyatçilara) karsi bir yeni edebiyat-sanat seçenegi gelistirmeye çalismislardir. Bu geçmis ve statükocu konumlara karsi bir yeni edebiyat sanat seçenegi gelistirmeye çalismislardir. Bu geçmise ve statükocu konumlara karsi reaksiyonlarini ise, büyük ölçüde tepkici, ancak anti-sövenist, anti-militarist, anti-emperyalist ve barisçilik ilkeleriyele(bu ilkeler, o dönem ilerici hareketlerinin de temel ilkeleri idi.T.Ö.) bütünlestirmisler ve sanatlarina da sosyalist gerçekçiligi bir yöntem olarak egemen kilmaya çalismislardir. Önceleri reaksiyoner olan, sonralari ise bir arayis içine giren bu genç edebiyatçilar, giderek kati ilkelerini yumusatmislar vce daha çok ülke iç dinamigi gerçegini bilinçli, arastirici, elestirici ve yeniden yorumlayici degerlendirmelere tabi tutarak özgün bir ada edebiyati(ve kimligi) dogrultusunda önemli adimlar atmislardir."(s.4-5)

Ayni dergide Mehmet Yasin da "74 Kusagi" siiri ve anlayisina elestirel bir yaklasim getirir.(31)

Baslangiçta duygusal/çocuksu bir söylemle yola çikan Nese Yasin da 1992 yilinda yayinlanan ve "erkek egemen söyleme karsi kadin duyarliligini öne çikaran" bir söylemle kaleme aldigi, imge yogunluklu, lirik siirlerden olusan "Kapilar" isimli kitabindan sonra, siirden çok politik - kültürel yazilariyla duyurur sesini.

Mehmet Yasin, siirde oldugu kadar "kimlik" tartismalarinda da("Soydasiniz Balik Burcu"//1994// isimli romaninda kendini "biraz Kibrisli, biraz Levanten bir Türk sairi" olarak tanimlar) birbirinden oldukça farkli söylemler gelistirmesine karsin; gerek siir, gerekse siir üzerine arastirma kitaplariyla olsun ciddi, nitelikli bir üretim sürdürür. 80'li yillarla birlikte, Türkiye'de ve dünyada yasanan büyük degisimlerin(iyi ve kötü yönleriyle) etkileri Kibris Türk Toplumu'nda da kendini hemen gösterir. Yeni uyanislar, yeni arayislar ve tartismalar alabildigine yogunlasir. Daha nesnel politikalar, daha bilimsel arastirmalar kendini dayatir. Yeni yeni benligini ve kimligini bulan toplum hizla erime sürecine getirilmenin saskinligini ve acisini yasar bir yandan da. Edebiyatta(özelikle de siirde), sanatta, elestirici, arastirici, yenilikçi, kisilikli, daha zengin ve daha özgün bir üretim kendini iyiden iyiye hissettirir.

Bu dönem için Fikret Demirag "Siirimizin Poetik ve Tematik Cografyasi" baslikli yazisin son bölümünde, su saptamalari yapar. "1980'li yillara girilirken, Kibris'in 8 bin yillik tarihsel ve kültürel köklerinden yola çikarak bu tarihi ve onu olusturan, içinde 'özne' ve 'nesne ' olarak rol alan INSAN'i, kültürel aidiyet ve 'kronolojik' bir trajik yazgi çerçevesinde -yasadigimiz günlere kadar uzanan bir çizgide- siirlestirmeye girisen bu satirlarin yazari, bir yandan 'ACILI BIR YURT IÇIN' genel baslikli projeyi 4 kitaplik bir dizi halinde olustururken, bir yandan da tek tek diziden bagimsiz kitaplarda topladigi siirlerinde güncel tanikligini sürdürür. Bu dönemde ve özellikle 4 kitaplik 'Dizi' çerçevesinde, siirinde mitolojik ve dinsel imge ve metaforlarin(egretilemeler) baglaminda basat çagrisim ögeleri olarak yer aldigi görülür. Dilin renk ve tinisinda da Kibrislilar'in farkli Türkçesi'nin rengi ve ruhuyla örtüsen bir farklilasma gözlemlenir. 1990'larin ilk yarisinda 'Acili Bir Yurt Için' dizisi kitaplasirken, siir serüvenini -daha önceki kitaplarinda de örnekleri görülen- 'ars-poetika' türü çalismalarla; günümüzün yoz degerlerini, insan iliskilerini, ahlaki ikiyüzlülügünü ise ask ve erotizm çerçevesinde sorgulamaya girisen ürünleriyle bu satirlarin yazari, simdilerde siirini yeni poetik arayislarla sürdürmektedir.

1980'li yillarin ilk yarisinda lirik, ama militanca bir sesin de duyumsandigi sahici, ne yazik ki az sayida siiriyle görünen Cumhur Deliceirmak, simdilerde, siirde çok israrli görünmeyen bir tavirla daha çok plastik sanat alanindaki ugraslarinda, güncel politika agirlikli köse yazilarinda ve yerel yönetim birimlerinde birindeki kültür çalismalarinda yogunlastigi görülmekte. Ahmet Okan da ayni döneme denk düsen Ahmed Arif-Zülfü Livaneli duyarlilikli siir çalismalarini tek kitapta birakir ve müzik çalismalariyla resmi görevinde yogunlasir.Baris Burcu, Bülent Fevzioglu, Aysen Dagli gibi isimlerin de siir sahnesinde görünmesi 1980'li yillararin ilk yarisina denk düser. Ayni dönemde, umutlu bir çikisla ilk (ve simdilik) tek kitabini yayimlayan ve 1974'lülerin izinde görünen Nice Denizoglu ise daha sonra -bugüne kadar süren- bir suskunluga girer. Bu dönemde beliren dikkate deger iki ad Feriha Altiok ve Filiz Naldöven'dir. Bu sairler, gittikçe gelistirdikleri çizgileriyle siirlerini bugünlere ulastirirlar. Feriha Altiok, daha çok iç dünyasina yogunlasarak, yasadiklarindan lirik tinili, benzetme yerindeyse 'modern bir divan siiri' çikarirken, Filiz Naldöven imge yogunluklu, düsünsel boyutu da olan, güncel taniklik ve duyumsamalarla beslenen, elestirel ironik tonlu bir siiri gelistirir. Siir geçmisi 1950'lere dayanan, ama asil çikisini 1980'lerden sonra yapan Neriman Cahit ise basta erkekegemen bir düzende 'ezilmis kadin' sorunsali olmak üzere, yozlasan insan iliskilerine gönderme yapan; kimlik asinmasina, tarihi-kültürel-sosyal dokunun bozulmasina, bireysel ve toplumsal duyarsizliga elestiriler yönelten imge yogunluklu bir siiri gelistirmeye yönelir. Mustafa Gökçeoglu, destansi bir söylemle kotardigi Kibris'in tarihine yogunlasan(kitaplasmis) uzun siirinden sonra, arada bir yayimladigi tek tük ürünleri disinda, daha çok halkbilim arastirmalarinayogunlasmis görünmektedir. Zeki Ali, Kanada dönüsünden sonra, imge yogunlugu, lirik, blues-caz-countr müzik tinilari ve kutsal kitap dili de sezinlenen yeni dönem siirlerinde, bireyin iç dünyasina yönelirken, erotizm temasina da agirlik verir. Yalnizlik ve bireysel burukluk da bu sairin sirinde basat temalar olarak görülür. Tamer Öncül'se ilk siirlerinde 1974 sonrasi Kibris ortamina, barisa ve çocuklu yillarina yalin bir dille yogunlasirken, dah sonra sürrealist ögeler de içeren, lirizm dozu en azda tutulmus bir dille, erotizmden Kibris tarihine ve Lefkosa'nin uzak ve yakin geçmisine kadar genis bir tematik cografyadan siirler çikarmayi sürdüren bir sair profili sergiler. Faize Özdemirciler'se Istanbul'la Kibris arasinda bölünmüs olarak, baslangiçta Edip Cansever-Cemal Süreya sevgisi belirgin uzunca siirler yazar; daha sonra -ilk siirlerinde de sezinlenen- 'hüzzam' tinili, imge ve anlatim yogunlugu artan bir siire yönelir. Sorgulayici, yer yer ironik, ama hep hüzünlü ve göndermeleri bol bir siirdir bu.

Gür-Genç(Gürgenç Korkmazel) ise ilk çikisindaki(kitabindaki) ilginçligi ikinci kitabinda da yeni açilimlarla sürdürür ve gelecegine umutla bakilan 'en genç' sair sifatini son on yildir üstünde tasir. Mehmet Yasin'inkini andiran bir serüvenle oradan oraya savrulusun ardindan 'evliligin dingin limanina demir atan bu sairimiz, biraz 1974 Kusagi ruhundan, biraz Türkiye genç marjinal siirinden, biraz da Beat Kusagi ve günümüz Bati siirinden beslenen; özgün, sarsici, imge ve metaforlari yogun bir söylemle cinsellik, savrulmusluk, dayatilan olgu ve degerleri ret temali siirini gelistirmeyi sürdürmektedir bugün. Ibrahim Çangar toplumcu-militan söylem agirlikli bir siirde yogunlasirken, Rasit Pertev, özgün imge ve metaforlarla farkli temalari, yer yer Kibris, yer yer Afrika cografyasi motifleriyle, yer yer de dinsel bir söylemle siirlestirir. Hasan Kavram, özellikle Uzakdogu mistisizmi ve Yakindogu bilgeligi barindiran çok yogunlastirilmis kisa siirler yazar. Ümit Inatçi, yogun bir kara mizahla, resminin plastik dilini animsatan çok farkli bir siir diliyle kültür ve insani etikte yogunlasir, sorgulayici ve sarsici bir tavri benimser. M. Kansu, çok çesitli temalara dagilan ve 'Piramit Acisi'nin duyarliligina yakin bir duyarlilikla yayimlayip kitaplastirdigi siirlerinde belirli bir cografya, iklim ve sorunsaldan çok, kendi dil iklimini olusturmanin çabasi içinde görülür. Mehmet Levent, simdilerde yalin bir siir diliyle gençlik yillarinin nostaljik Lefkosa'sini ve ask temasini isler. Tayfun Yücer'se yeni siirlerinde lirik bir dille, gözlem ve algilarini aktarir. Mustafa Adiloglu' nun yeniden siir ortamina dönme isaretleri verdigi günümüzde, karmasik ve derin, mutsuz dünyasiyla, arayis anlamlandirma ve retler arasinda bocalayan Ayça Özkan ise genç yasta bir trafik kazasinda ölümüyle kimligini ve siirini olusturamadan siirimiz genç kayiplari arasinda katilarak hüzünle hatirlanir. Siirimizin son yillarinda yaygin olarak gözlemlenen kisiliksiz, 'siir kirleten' furya ise konumuz disi farkli bir boyuttur."(32)

1990'li yillarda bu isimlere yenileri eklenmezken yukardaki alintidan da anlasilabilecegi gibi çok sayida eksilmeler olur. Kimileri de nitelikli, özgün bir siir olastirma yolunda ciddi adimlar atamaz.

Bir "Olgu" Olarak, Kibris Türk Siiri'nin Ortaya Çikmasi Ne Zamana Rastlar? Yukaridaki veriler isiginda bu soruya yaklastigimizda su gerçegi görürüz: Kibris Türk Toplumu'nun bes asra yanasan varlik sürecinde yasadiklari bire bir edebiyat ve sanatinda da yasanmistir. Türkiye'de dil devriminin yasandigi yillara dek kullandigi dil kendilerini yönetenlere (1878'e dek Osmanli pasalarina, bu tarihten sonra Ingiliz sömürge yönetimine ve bu yönetimin Türk yanasmalarina) yabanci kalan; egitimin en alt düzeyleriyle yetinmek durumunda kalan Türk topluluk; sözel-geleneksel kültürden yazili - çagdas kültüre ulasmakta odukça geç kalmistir. Bu geç kalista, genel anlamiyla hiçbir zaman Akdenizli olmamis bir milletin Kibris'a tasinmis tebalari olmalari en büyük etkendir kuskusuz. Uzun yillar, yüzünü denize dönmek yerine karaya dönen; "rizki"ni tüm verimsizligine karsin yalnizca ve yalnizca karada arayan; özcesi yasam biçimi olarak uzun yillar bir Anadolulu gibi yasayan Kibrisli Türkler'in sanatsal alandaki üretimlerinde, Osmanli Anadolu'sundan farkli renkler aramak gerçekçi olmaz.

Osmanli tebaasi Kibrislilar'in, Istanbul "saray sairleri"ni (duyarlilik, biçim, biçem, tema ve isçilik düzleminde) taklit ederek Osmanlica yazdiklari Divan Edebiyati ürünlerini, Kibris Türk Siiri'nin neresine koyabiliriz ki? 1930'lu yillardan baslayarak, 1950'li yillarin sonlarina kadar (Türkçe) yazilan siirleri (birkaç istisna hariç); bagimsiz bir kimlik ve duyustan çok, bir "uzanti" kimlik/kültür anlayisi ile Türkiye'de yazilan siiri(bes-on yil geriden takip ederek) her yönüyle taklit eden "Kibris versiyonlari" olduklari için, Kibris Türk Siiri içinde degerlendirmek ne kadar dogru olur? Bu yaklasim, "redci" bir yaklasim gibi algilaniyor genellikle; oysa yapilan, yazilanlari, ortada olan ürünleri(begensek de begenmesek de) yok saymak degil; "Kibris Türk Siiri" isimlendirmesini ve bu siirin boyut ve içerigini açikliga kavusturma çabasidir. Hele, "çagdas-modern" bir Kibris Türk Siiri' nden söz edeceksek bazi "veriler"e çok daha dikkatli yaklasmaliyiz. Iste, en basta da bu kisa "tarihçe"ye bakarak, Kibris Türk Siiri'ni 1960'li yillarda kendini göstermeye baslayan "genç bir siir" olarak tanimliyorum ben. Bu tarihleme de ister istemez, "oturmus, ismini hak etmis, kurumsallasmis bir Kibris Türk Siiri-edebiyati'ndan söz edebilir miyiz?" sorusunu dayatir bize. Bunun yaniti bugün için "Hayir."dir; ama "Kibris Türk Siiri" ismini dayatacak kadar ayaklari yere saglam basan bir siirin varligini da ortadan kaldirmiyor bu yanit.

Bu gün bakildiginda, ortada çagdas bir siir haritasi oldugunu görmek olasidir. Herhangi bir siniflandirma, kusak ayristirmasi içine girmese de; bireylerden( teker teker sairlerden) hareketle olusmus; farkli siirsel egilimlerin birbirine fazlaca eklemlenmeden (birbirini belirgin olarak etkilemeyen- beslemeyen) ayni düzlemde varoldugu bir siir haritasi bu. Birseylerin (birilerinin) taklidi olmayan; ayaklari bu cografyaya basan, kültürel hamurlarinin ayirdina varmis; kendi toplumlarini ve insanligi anlamaya - anlamlandimaya yönelmis; kendi siirlerini kurarken, genç bir edebiyati da kuran sairlerin olusturdugu bir siir cografyasi . Ancak sunu hemen vurgulamakta yarar var ki, kendi poetikasini kurabilmis, bilinçli, süregen üretim yapabilen sairlerin sayisi oldukça az. "Kibris Türk Siiri" isimlendirmesini yaparken iki kere düsünmemizin baslica nedenlerinden biri de bu gerçekliktir zaten.

Sonuç olarak denilebilir ki, Çagdas Kibris Türk Siiri, "Türk dilini kullanan, Akdenizli bir siirdir." Ona kisilik- kimlik kazandiran temel unsur da, O'nun Türkçe siir cografyasindaki özgün yerini saglayan da bu özelligi ve yapisidir kuskusuz. Yüzü karaya bakan, asik suratli bir siir degildir. Yüksek sesle bagirmak yerine, lirik masallar anlatmayi yegler. Mitolojik öykülemenin çagdas bir versiyonudur da diyebiliriz buna.

(1)  "Biz Türk irkinin bir uzantisi, kopmaz bir parçasiyiz. Kültürümüz de
Türk kültürünün bir uzantisidir." söylemiyle biçimlenen bu Turanist tezin
arkasinda Türkiye ile entegrasyonu hedefleyen resmi politika durmaktadir.
Hiç bir zaman sanat-kültür diye bir dertleri olmayan bu çevreler, Sovyet
blogunun dagilmasinin ardindan Türkiye'nin iliskilerini yogunlastirdigi 
(ama
KKTC'yi tanimayan) "Türki Cumhuriyetler"le iliski kurmanin ana araci 
olarak
"kültürel iliskileri"seçmislerdir.
(2)  Harid Fedai, Kibrisli Asik Kenzi Divani-I (Kasideler,Tarihler),KKTC
Milli Egitim ve Kültür Bakanligi Yay. 1989. s.18,21.
(3)  Daha genis bilgi ve siirler için bknz. Age.18-26 ve Türkiye Disindaki
Türk Edebiyatlari Antolojisi-9(Bati Trakya ve Kibris Türk Edebiyati), TC
Kültür Bakanligi Yay. s.233-237
(4)  Harid Fedai- Kibris Müftüsü Hilmi Efendi -Siirler- KKTC Milli Egitim 
ve
Kültür Bakanligi Yay. 1987, s.8
(5)  Türkiye Disindaki Türk Edebiyatlari Antolojisi- 9. s.231
(6)  Edebiyatta Kibrisli Türk Kimligi, Varlik Yayinlari, 1988. s.8
(7)  Harid Fedai- Kibris Müftüsü Hilmi Efendi -Siirler s.59
(8)  Daha genis bilgi için bknz. Age. Antoloji, s. 237-241
(9)  Kaytaz-zade Nazim Efendi, Ruhi-Mecruh(Siirler). Haz. Harid Fedai, 
Bekir
Azgin. KKTC MEKB Yay. s. 15-18
(10)  Age. s.18,19
(11)  Mehmet Yasin, "Kibrisli Türk Siiri", Defter Dergisi.Kis 1992. Sayi 
19,
s.67
(12)  Kibris Türk Edebiyati -Baslangiçtan Bugüne-, KKTC MEKB Yay. 1989.
s.51.Alinti,Hakikat gazetesi(1924).
(13)  Age. s. 103
(14)  Türkiye Disindaki Türk Edebiyatlari Antolojisi. s.188
(15)  Edebiyatta Kibrisli Türk Kimligi. s.16
(16)  Türkiye Disindaki Türk Edebiyatlari Antolojisi, s.188,189
(17)  Age. s. 189 ve 314
(18)  Age.s. 193
(19)  Uyari, Sanat Düsünce Dergisi, Mart 1960,Yil 1, Sayi 1. S.1
(20)   Edebiyatta Kibrisli Türk Kimligi, s. 9,10
(21)  Age. s.11
(22)  Age. s.12
(23)  Aktaran, Mehmet Yasin. Kibrislitürk Siiri Antolojisi. YKY. Kasim 
1994,
s.51
(24)  Aktaran, Mehmet Yasin. Age. s.51
(25)  Ali Ihsan Tezel-Fikret Demirag - TUTKU- Siirler, 1960 Ankara. "Son
Söz" isimli siirden. s.43
(26)  Fikret Demirag, 1940'tan Günümüze Siirimizin Poetik ve Tematik
Cografyasi(2). 15 Mart 1999 tarihli Kibris gazetesi, Kültür-Sanat sayfasi.
(27)  Türkiye Disindaki Türk Edebiyatlari Antolojisi s. 190-191'de 
ayrintili
bir biçimde siralandigi gibi, Özker Yasin siire basladigi 1950'li 
yillardan
günümüze dek hep "gündem"i yakalamaya ve ortama uygun dizeler yazmaya özen
göstermistir.. Bir yanda en hamasi nutuklari atarken, diger yandan (her
toplumlararasi yumusama yasandiginda) "Hadi Dost Olalim Komusu" (Benim
Kibrisim dergisi, sayi 3, Ekim 1999) gibi siirler yazmakta bir sakinca
görmez. Türk Yunan yakinlasmasinin alabildigine yükseldigi son günlerde
"Benim Kibrisim" dergisinin 4. Sayisi'nda(sayfa 38-39) bu siire gönderme
yaparak isi daha da ileriye götürür. "1965 yilinda MÜCAHITLER (Kibris'ta
Vurusanlar) romanini yazip bitirdigim zaman okumasi için Yasar Nabi'ye
vermistim. Rahmetli Yasar bey kitabimi okuduktan sonra bana söyle demisti.
· Bu romani ben yazmis olsaydim içine bir Rum kizi ile bir Türk erkeginin
askini da katardim.
Dogrusu kitabi yazdigim günlerde yasadigimiz o kanli hengame içerisinde
romanima bir Türk-Rum aski eklemek hiç aklima gelmemisti." diye yazar.
(28)  Kibris Türk Milli Siirler Antolojisi, Ergonokon Yayinlari, 1971
(29)  Age. "Hain Maceraci" siirinden. s.56
(30)  Bu düzeysiz, kudurganliga daha fazla örnek isteyenler adi geçen
antolojiye bakabilir.
(31)  VARLIK, aylik edebiyat ve sanat dergisi, Nisan 1987. Sayi 955. 
Mehmet
Yasin ile Söylesi, sayfa 43.
(32)  Fikret Demirag, 1940'lardan günümüze Siirimizin Poetik ve Tematik
Cografyasi(4). Kibris Gazetesi, 5 Nisan 1999, Sayfa 35
--