Poetry By Feride Hikmet

FREE PIGEON
Fili mou,
I can see the shine of barbed wire 
Shining on your heart
I can feel the anger inside your mind
You say we must fight and hope
We must be the ones to shine the light
Fili mou,
There are clouds above the sky on my home
Can you see the sun?
If I were a free pigeon
I would fly the 6 km's within seconds 
Without even seeing the soldiers 
And the blood on their gun
If I were a free pigeon
I would settle on the branch 
Of your lemon tree
I would bring you the smell of our side 
Not polluted with the footprint of foreigners 
If I were a free pigeon
I would take you with me 
To the Waters of Aphrodite 
In order to wash our history 
From fear and hate
 
 
                   21 July 2000
                      10.50
                    Nicosia

Şimdi sende bahar gelmiştir

Şimdi sende bahar gelmiştir
Kuzularının doğma mevsimi
İnsanların yeniden yazı karşılama
Heyecanında
Kırlangıçlar geri dönmüştür
Kanatlarında özgür ülkelerin
Rüzgarlarıyla
Ve çocuklar sokaklarında
Bir bakmışsın
İlk yaseminler kokularını
Yaymakta
Baş döndürücü bir gecede
Hurma dalına
Yasemin dizmekte
Beyaz saçları örülü
Kocakarılar
Limon ağaçları
Çiçek açmış

Arılara ziyafet
Ve sonra kahrolarak görürsün
Buraları artık senin değil
Evinde, sokağında, otobüslerinde
Yabancı insanlar
Ağaçların yemişlerini yabancılar
Topluyor
Yaseminleri onlar
Kokluyor
Ülkende senin yerine onlar
Yaşıyor
Artık uyan arkadaşım
Artık buralar senin değil
ONLARIN…

27/3/1998

ankara

FERİDE HİKMET



 

ÇOK YAKINDA

Bir gün gelecek
Acılarında büyüyen bu insanlar
Hepinizi ezecek
Bir gün gelecek
İçlerine nefret tohumları ekmeye çalıştığınız
Kıbrıs halkı
Kalbinde yetiştirdiği
Ebedi barış sarmaşıklarıyla
Hepinizi boğacak
Bir gün gelecek
Kanlarını emdiğiniz binlerce şehit
Kanlarıyla sizi boğacak
Bir gün gelecek
Mezar taşlarından inşa ettiğiniz
Saraylarınız
Üzerine işenecek
Mezarlarınız olacak…

6 Mayıs 1998
ankara



 
                    Gözünü açar açmaz önce Gavırın çan seslerini duyarsın
Sonra ezan okunur yakındaki
Arabahmet camisinden
İkisi karışırken birbirine
Senin de aklın karışır iyiden iyiye
"-Kıbrıs Türk'tür!"
"-Kıbrıs Yunan'dır!"
Sana düşen dinleyip
İki farklı çağrıyı
Kendini mevzilerden birine
Atmaktır
Ve sarılmaktır tetiğe
"Vatan, millet, Sakarya" diye

Ezanı veya çan seslerini
İkisini de duyar kulakların
Ama birini seçmek zorundadır
Damarlarında akan asil kanın
Çatlamış Kıbrıs toprağını suvarmak için
Birine bağlanmalı, diğerini öldürmelisin
Kanlıdere'ye bir parça debi katmalısın
Vatanın için...

14/5/1998
ankara
FERİDE HİKMET


                    Sadece bize  özgüdür Susuzlukta bile Türkiye'den medet umma
Hayali
Yoksa,
O zamanlar anavatan yoktu da
O yüzden mi şehit kanlarıyla suladık
Biz bu toprakları

14/5/1998
ankara
FERİDE HİKMET



VE KEDİLER:
Heyecandan uykusuz geçen
Bir gecenin sabahında
Larnaka’dayım
“İbadet” amacıyla…
Buraları hem bizim,
hem değil
Gördüğüm bir kediye
Sesleniyorum
Bildiğimiz usülde
Hayret! Yanıma geliyor
Demek ki Rum kedileri de
“Pis pis”den anlıyormuş.
Belki de kedilerin
Rumca (Rum)-Türkçe (Türk) ayrımı yoktur
Mehmet Yaşın da
Kedilerin Türk, köpeklerin Rum olduğunu
Düşünedursun
Kediler de bir bokun farkında değil
Aslında…  
3 Mart 1998
ankara




KUŞLAR: Lefkoşa’da
İngiliz yapımı evimizin
Balkonunda oturuyorum
Güneş beynimi ısıtıyor
Ve ben
"Öbür" tarafa geçen
Kırlangıç kuşlarını izliyorum
İmrenerek.
Kuşların sınır kavramı yokmuş
Meğer.
Bir de kuşbeyinli derler
Hakaret olsun diye bazı kuşbeyinlilere
Ama ne yazık ki
Şu Kıbrıs güneşinde ısınan
Şu koca beyinlerimiz
Bir kuş beyni kadar bile
Düşünemiyor…

3 Mart 1998
ankara


                                        Biz hiç sevinmedik
                                        Ve hiç denize girmedik bir akşam üzeri
                                        Hiç izlemedik güneşin batışını
                                                               Kantara Kalesi’nden
                                        Biz hiç koşmadık göğsümüz yırtılırcasına
                                        Ve hiç girmedik birlikte yasak bölgelere
                                        Hiç tırmanmadık ağacın en tepesine
                                        Biz hiç görmedik Venediği
                                        Ve binmedik bir gondolda bulutların tepesine
                                        Biz Ankara’ya da hiç gitmedik
                                        Ve bilmedik An’sız Ankara nasıl olur
                                        Hiç özlemedik Ankara dumanında
                                                               Kıbrıs güneşini
                                        Biz hiç balık yakalamadık
                                        Ve hiç temizlemedik o balığı tiksintiyle
                                        Hiç balık kokmadı hayallerimiz
                                        Biz hiç silah almadık elimize
                                        Ve hiç ateş etmedik düşmanımıza
                                                                parmak ucumuzdaki kinle
                                        Hiç kimseyi öldürmedik bağımsız Kıbrısuğruna
                                        Biz hiç gülmedik bir ağız dolusu
                                        Ve hiçbir espriyi yeterince komik bulmadık
                                        Hiç komedyen insanlar olmadı hayatımızda
                                        Biz hiç yıldızlar altında uyumadık
                                        Ve hiç hissetmedik gecenin nemini duygularımızda
                                        Hiç çatısız akşamlarımız olmadı bizim
                                        Biz hiç konuşmadık ciddi şeylerden
                                        Ve hiç konusu açılmadı aşkın ve meşkin
                                        Hiç lafı geçmedi gerçeğin ve yalanın
                                        Biz hiç ölümü özlemedik
                                        Ve hiç düşünmedik birlikte ölüm nasıl olur
                                        Ve hiç sormadık yaşamak ölmemeye değer mi diye
                                        Biz hiç yapmadığımız şeyleri sorgulamadık
                                        Ve hiç üzülmedik yaptıklarımızdan dolayı
                                        Hiç düşünmedik çünkü.  
12/5/1998
ankara
FERİDE HİKMET

                                       Bir gün bakacaksın ki
                                       İncir çekirdeğini bile doldurmayacak
                                       Günler yaşamışsın
                                       Osuruktan dertler için
                                        Kafa patlatmış
                                        Ölmüşsün kahrından
 

                                        Bir gün bakacaksın
                                        Yaşamadan geçtiğin sokaklar
                                        Çoktan arkada kalmış
                                        Görmeden baktığın hayatlar
                                        Korkmadan yaşadığın dünya
                                        Tükenip gitmiş olacak
                                        Filtresiz bir egsoz dumanında.
                                        Binbir türlü anlam yüklediğin
                                        Değerler, en adi gerçeklerin olacak
                                        Ki inanamayacaksın buna bile

Bir gün bakacaksın
Nice dağları aşmışsın
Ararken kaf dağının ardındaki
Sonsuz mutluluklar ülkesini
Ve sevinemeyeceksin buna bile
Anladığın zaman böyle bir ülke
Olmadığını
Ve imkansız olduğunu
Gökkuşağının altından geçmenin.

Minik bir kızçocuğunun
Ufacık parmakları arasında bulacaksın
Kirli parmaklarını
Bir gün
Ve gözlerini
Onun yalansız ve mutlu
Gözbebeklerinde
Dudaklarındaki umarsız gülümseme
Ve sana soracağı binlerce saçma sapan soruda
Bulacaksın
Kaf dağının ardını ve
Minicik parrmaklarıyla
Ellerini tutup
Gökkuşağının altından geçirecek seni
Hatta uçan halısına binip
Alaattin'in
Sonsuz zenginliklerin yaşandığı

Saraylarda alacaksınız soluğu
Birlikte
Yeter ki sönmesin
Yaşam denen mum ışığı
İçinde.

27/11/1998
ankara
FERİDE HİKMET



 
-KIBRIS İÇİN YAZILDILAR-
BİRİNCİ ŞİİR

Çektiğin tüm acılar
Seni sevdiğini söyleyenlerin
Yeteneği sonucu.
Bu vahşet, bu ikiyüzlülük
Sevdiğini söyleyenlerin
Eseri.
Seni severim,
Seni kendimden çok severim
Belki de budur sebebi.
Taşını, toprağını, dağlarını ve vadilerini
Dünyanın en güzel saçları gibi
Beşparmaklar’ından aşağı yayılan
Yeşilliklerini, horoz lalelerini
Ve nergislerini
Belki de bunun için böyle özlerim.
Kim bilir kaç aşık
Eriyip yok olmuştur
Mavi güzelliklerinin başucunda
Evet işte söylüyorum
Seni çok seviyorum.
Yaşadığın tüm vicdansızlıkları
Kendi acım gibi hissettim
Bütün mutlulukların
Benim mutluluklarımdır
İnsanların benim bütün ailem
Bir gün güzel günler yaşayacaksak
Seninle Kaf Dağı’nın ardındaki ülkeye
Ulaşacaksak
Bunda benim (de) payım olacak
Bilesin.
Köpüklerinden güzellik tanrıçasını yaradan
Yurdum
İşte söylüyorum
Seni çok seviyorum!!

27 Mart 1998
Cuma
23:12
ankara

RÜYA:

Baf'da hiç gitmediğim
Bir balık lokantasındaydım
Dün gece.
Hiç tanımadığım Kıbrıslı dostlarımla
Kıbrıs tadında bir balık yedim
Hiç tatmadığım.
Dün gece,
Yurdumun yasaklı tarafındaydım
Hiç gitmediğim.
Hiç bilmeden özlediğim
Barışı gördüm.
Dün gece,
Hiç olamadığım kadar
Kıbrıslıydım…

23 Aralık 1997
ankara